Neden o benim en iyi arkadaşım

ya benim arkadaşım bana sebepsiz yere küsüp duruyo halbuki en iyi arkadaşıyım ama kaç kere özür diledim ama affetmiyo ya nolur yardım edin lütfen : arkadaşımın küçük pilastik bişeyi vardı onu kardeşi aldı yere attı bende onu alıp çöpe attım bana küstü ne yapabilirim yardım edin En yeni Ama O Benim En İyi Arkadaşım.. ile ilgili kitap alıntılarını, yazar sözlerini, 1k okurlarının kitaplardan, yazarlardan yaptıkları etkileyici alıntıları inceleyebileceğiniz sayfa. O, benim dünyadaki en iyi arkadaşım. İkinci nedenim de şu: Bu adam her şeyi anlıyor, çocuk kitaplarını bile. Üçüncü bir nedenim daha var: Fransa’da yaşıyor şu anda, aç ve üşüyor. Biraz yüreğinin ısıtılması ona iyi gelir. İyi ki varsın. Sen benim en iyi arkadaşımsın” der. Bundan sonra çok daha ilginç bir süreç başlar. Batya kiminle görüşse ilki çok olumlu geçse de sonradan talipler onu istememektedir. Tüm aile çok şaşkındır. Sanki kısmeti kapalı gibidir. Batya Tuna ile dertleşir. “Kimse beni istemiyor? Neden? En iyi arkadaşım beni ekmeye başladı. başkasıyla takılmaya başladı. ... Sevgilim bu çocuğu bana gösterip neden bunun gibi değilsin dedi ... yazdım ve cevap gelmedi. 12:00 buluscaktık. sonra o takıldığı çocuklardan biri saat 3 te twitterdan 1 kız o cocuk ve benim arkadaşım alışveriş merkezindeyiz diye etiket yollamış ... Yorum: Önemsiz bir nedenle arkadaşım bana küstü ne yapmam gerekir? arkadaşlar benim başımdan şöyle bir olay geçti ben sınıfta en çok sevdiğim arkadaşımla gezdim ama ikinci en sevdiğim arkadaşım o yüzden en yakın arkadaşım benle kustu çok haksız bir durum hep bu yüzden tartışıyoruz halbuki o gezince ben ona bir şey demiyorum kıskanıyor mu sizce birde benim ... Benim de yok hiç. selamlık haremlik. bir tane köpeğim var ki evlere şenlik.en iyi dost işte daha ne olsun İllaki derdinden anlayacak birinden bahsediyorsan besmele çek.o seni hep dinliyor. biraz da sen onu dinle. şah damarımızdan yakın olana hamd-ı senalar olsun Benim en iyi arkadaşım Utku. Neden diye soracak olursanız , o bana kendimi iyi hissettiriyor, beni suçlamıyor, beni yargılamıyor, bana bağırmıyor ve o çok iyi bir dost. Size bir örnek vereyim. Oyun bitince herkes bana kızıyor ama Utku beni bu stresten kurtarıyor. Onunla arkadaş olduğum için çok mutluyum. Girdiğim ortamlarda yine aynı sempatiklik gösteririm güldürürüm insanları sonrasında kimse ne beni sorar ne de düşünür neden böyle olmak zorunda, neden böyle oluyor? Tanışmak için sosyal platformlardan yazdığım insanlar da beni tersliyor benim kötü bir amacım yok ki onlar egosunu tatmin etmek için benimle dalga geçiyorlar. Köpek Sevgisi: Köpeğim Benim En İyi Arkadaşım. 05 Haziran, 2018. ... “Köpeğin Anma Konuşması” olarak adlandırılan konuşması, neden köpeklerin insanların en iyi dostu olduğunu anlatmak için kullandığımız birçok argümanı da içinde barındırmaktadır.

Hatıralar

2020.10.22 18:12 Fancy_Ladder Hatıralar

Değerli arkadaşlarım, profilime bakarak öncesinde forumda yaptığım paylaşımları okuyabilirsiniz.Sizlere geçen sürede yaşadıklarımı aktarmak istiyorum. Öncelikle dersler sebebiyle uzun süre aktif olamadım ve sanırım daha uzun bir süre olamayacağım. Bu yüzden bana gelen mesajlara vesaire cevap veremeyebilirim.
Kendi depresif hissediyordum. Belki de haklıydım. Takribi birkaç gün içinde, okulda bir kızla tanıştım, sonrasında onun da dahil olduğu bir grupla kaynaştım. Grupta bir kız vardı, arada beraber otururken ona dönüyor ve laf atıyordum ama kendisiyle pek sohbetimiz yoktu. İşte nerelisin diye sordum, Polonya dedi, ben de "Varşova'ya gidersem tur rehberim sensin." demiştim ama genel olarak ne konuştuğumuz hatırımda değil (Zaman geçti). Bir gün bu kızla bankta otururken, zilin çalması üzerine ben ayağa kalktım, kız daha orada oturuyordu. O anda içimde bir ışık çaktı sanki ve ona elimi uzattım, beklenmedik bir şekilde elimi tuttu, ellerimiz kenetlendi. 17 yaşında bir stuttercel olarak ilk kez böyle birşey yaşamıştı, heyecandan gebersem de bunu belli etmeden kıza, sınıf arkadaşlarının teşkil ettiği kuyruğa kadar eşlik ettim. En sonunda bu işi nasıl batırabilirim diye düşündüm ve ayrılırken kızın elini öptüm. Güldü. Öğle arasında kızla beraber bahçede el ele gezindik, saçlarını kokladım, alnından ve yanağından öptüm. Bahçenin altında kalan ağaçlarda otururken onunla yaklaşık 2 dakika boyunca hiç konuşmadan kesintisiz göz teması kurduk. Onu öpmek için çıldırsam da cesaret edemedim ve zilin çalmasıyla beraber dağıldık. Bir sonraki tenefüs kız benden tamamen soğumuştu, onu davet ettim ama benimle gelmeyi red etti. Kırılmıştım, az önce el ele geziyorduk! dedim kendi kendime. Akabinde ona ısrar etsem de (Maalesef bir hata yaptım) kız bana yanaşmadığı gibi bir dönem benimle konuşmadı da. Bu aralıkta (Yeniden maalesef!) onu çok sık düşünerek nerede hata yaptığımı sorguladım.
Bu olayların ardından 1 ila 2 hafta arasında bir süreç geçmiş olsa gerek, kekemelik egzersizleri ve meditasyonlarımı her gün yapıyor, bir şekilde kendimi kontrol etmeye çalışıyordum (Pek de başarılı olduğum söylenemezdi). Artık bu kızın grubundaki kızlar da, onun benden soğumasıyla beraber bana eskisinden daha mesafeli davranır olmuştu. Biraz yalnız hissediyordum ama sürekli kendimi, değerimin etrafımdaki kız sayısı ile ölçülemeyeceğini tekrar ederek iyi hissettirmeye uğraştım. En sonunda bir arkadaşım, beni bir grup kızla tanıştırdı. Kızlarla biraz sohbet ettikten sonra, kapalı bir havanın hakim olduğu bir öğle arasında arkadaşım yanıma geldi ve "X kişisi seninle konuşmak istiyormuş." dedi. Ben şaşırdım, neden yav Allah Allah dedim kendi kendime. Neden altı üstü 10 dakika konuştuğum bir kız benimle yeniden konuşmak istesin? (Tamam kıza biraz sataşıp onu güldürmüştüm ama beni davet etmesini beklemiyordum) Kızların yanına gittim, biraz konuştuk yine. En sonunda arkadaşımın yanına gitmem gerektiğini söyleyerek en çıtır olanın yanına gittim ve yeniden görüşmek için numarasını istedim. Kız biraz tedirgin oldu, utandı tabi, arkadaşları gülmekten kırıldılar. Ben anlayamıyordum onları ama heyecanlanmıştım, kız en sonunda telefonu eline aldı ve yazmaya başlamadan önce "Sadece arkadaş" dedi. Ben de telefonu elinden alarak "Seni bir kadın olarak seviyorum, arkadaş olamayız" diye yanıtladım. Tabi anlatımım garip gelebilir nitekim kızla konuştuğumuz dil farklıydı (Avrupa'da sevgilisiz kalmayı beceren bir stuttercel olduğumu öncesinde izah etmiştim). Bunun üzerine kız "Kızlarla da arkadaş olabilirsin!" diye diretince ona "Eğer vücudunu beğendiysem olamam." diye yanıt verdim. Biraz bunun "Sadece arkadaş" triplerine maruz kaldıktan sonra ekmek çıkmayacağını anlayarak oradan uzaklaştım. Ama içimde bir özlem vardı, bir istek ve bunun peşinden gitmeye yönelik bir heyecan...
O günlerde kendimin farkına varmaya, kendimi tanımaya uğraşıyordum. Kızlara karşı olan isteğimi ve niyetimi nasıl doğru bir şekilde hissedip ifade edebileceğimi, nasıl istediğimi alabileceğimi sorguluyordum. Bir gün kütüphane kapısının önünde bekleyen iki kız gördüm, o an kendi kendime sordum "Ne yapmak istiyorum?" tüm vücudumu bir heyecan kapladı ve kekelemekten nefessiz ve kıpkırmızı kesilmeyi göze alarak kapı önünde bekleyen kızların yanına gittim. İçlerinden biri vardı ki okuldaki herkes onunla cinsel münasebet yaşamak için kuyruğa girebilirdi, o kadar güzeldi, o kıza doğru yöneldim ve tamamen içimden ne geçtiğini sorguladım. En sonunda heyecandan titrerken şu kelimeleri sarf edebildim "Fazla vaktim yok, birazdan gitmem gerek ama önce şunu söylemek istiyorum. Sen çok... (Bu esnada heyecandan nefesim kesilmişti) çok güzelsin..." Kızın ten rengi değişti. Bembeyaz bir avrupa hanımıyken bir anda domates kırmızısına döndü. Elleriyle yüzünü kapayarak kıkırdamaya başladı. Arkadaşı da kahkahalara boğuluyor ve arkadaşının omzuna yumruk atıyordu. Kız en sonunda bana "Teşekkür ederim, çok naziksin." dedi. Ben de daha fazla konuşursam kalp krizi geçirebileceğimden korkarak gittim, kısa süre sonra kızı bahçede bir köşede sigara içerken gördüm (Maalesef bu okulumuzda çok yaygın) yanına gidip sohbet başlattım. Kız oturduğu yerde bütün vücuduyla bana doğru döndü, dirseklerini baldırlarında konuşlandırıp kafasını avuç içi hizasına alıp hafif eğilerek bana doğru baktı. Yanaklarının kızarmasının çok hoşuma gittiğini söyledim ve yanaklarını okşadım, kız gülümseyerek teşekkür etti. Sigara içmesinden hoşlanmadığımı söyledim, kız "Eh bir tane de kusurumuz olsun." diye cevap verince "Şşşş, şımarma hemen" dedim. O konuşmamızla ilgili pek bir şey anımasayamıyorum. O kadar tedirgindim ki bir an önce gitmek istiyordu tüm vücudum. Aklımda kalan tek şey adını öğrendiğim ve bana sevgilisinin olduğunu söylediği. Zaten gitmek için bahane arıyordum, sevgilisinin olduğunu söyleyince bu da tam üzerine geldi, kızla tanıştığıma memnun olduğumu söyleyerek oradan uzaklaştım. Tokalaştıktan sonra elini öptüm ve oradan ayrıldım. Kısa sürede iki el öpmüştüm, 30'lu yılların centilmenlerine benzetiyordum kendimi.
Bu olay bana direkt olmanın çok etkili olduğunu gösterdi ve numarasını vermeyen kızda da aynı şeyi denemeye karar verdim. Bir öğle arasında bu kızın yanına gittim, arkadaşlarıyla oturuyordu, önce biraz havadan sudan sohbet ettik sonra onlara şöyle söyledim "Arkadaşlar, buraya neden geldiğimi biliyor musunuz? (Hedefim olan kızı işaret ederek) arkadaşınız ve ben birbirimizden hoşlanıyoruz, onunla beraber okulda biraz yürüyüp başbaşa vakit geçirmek istiyorum. Sizin için sorun olmaz değil mi?" hemen bir uğultu başladı, hepsi birbirini dürtüklüyor, kıkırdıyor falan. "Yok canım, ne sorunu" diyorlar ama bizimkinden gene hayır yok, "Ben sadece arkadaş olmak istiyorum" diye tutturdu. 10 dakika kadar orda kalıp ısrar ettim fakat bu kız yine gelmedi. Sinirlendiğimi belli etmemeye çalışarak ordan ayrıldım. Biraz yalnız vakit geçirdim, ilkokullu bebeler (Burada lise, ortaokul ve ilkokul bir arada, tek okulda okunur) bana sataşmaya başladılar, korkuttum gittiler. Tam zil çaldı, sınıflara dağılıcaz, ortaokullu bir grup kız dibimde toplanıverdi, kaç yaşındayım soruyorlar, 17 dedim, hepsi "Aooğv aooğv" ne oğvu bilader diye içimden geçirdim. İşte yok efendim 20 yaşında gösteriyorsun, yok bilmem kaç yaşında gösteriyorsun, bunların hepsi benim yaşımı tahmin etmeye başladılar. Neyse fazla vakit kaybetmeden ordan ayrıldım. Eve gittiğimde şuna karar verdim, 17 yaşında bir stuttercel ve hayatı boyunca ilişki içinde bulunmamış biri olarak belki de geç kalmıştım. Belki de akrabalarım sürekli "Ohooo, ben senin yaşındayken..." diye hikayeler anlatıp kıskançlığımı körüklüyordu, belki de herkes "Nasıl şimdiye kadar sevgilin olmaz yaaa?" diyip komplekslerimi körüklüyordu. İçimdeki bu arzunun her şeye rağmen, hakkımda söylenen her şeye rağmen gitmeye ve kendimi kabullenmeye karar verdim. Ben hiçbir ilişkisi olmamış, 17 yaşında, deli gibi kekeleyen, utangaç, bakir bir oğlandım, çevremdeki herkes sevişirken ben yalnız kalmış olabilirdim ama... Ama hiç değilse çabalayabilirdim. Haftasonu sokağa çıkıp tanımadığımız kızlarla konuşma başlatmak için bir arkadaşımla anlaştım, tanımadığımız kızlarla sohbet başlatmak ve içimizdeki kaygıyı yıkmak istiyorduk. Dün akşam dışarı çıkıp AVM ve bazı yerlerde gezinerek tanımadığım bir kızla konuşmaya çalıştım, tek başıma. Amacım tıpkı okulda şansımı denediğim o sevgilisi olan kıza yaptığım gibi, içimden geçeni aktarmak, iltifat etmekti. Ama anca yaşlı bir adama ve çocuklu bir (30lu yaşlarda) kadına adres sorabildim. İltifat etmeyi denedim ama yapamadım, sanki vücudum ve dudaklarım kilitleniyordu ve kelimeyi ağzımdan çıkarmak bana okyanusun en dibine ekipmansız süzülebilmek kadar imkansız geliyordu. Benden yaşça büyük bir kadına iltifat edeyim bari dedim ama yine yapamadım. 2 saat boş boş gezindikten sonra avare avare eve döndüm. Başarısız olduğum için öfkeliydim ama artık haftada hiç değilse birkaç kere dışarı çıkıp kendimi zorlamaya karar verdim. Bu sırada kekemelik için yaptığım ve bana (%10 katkı bile kardır) yardım eden egzersizlerimi elden bırakmamak gerekli.
Bu yakınlarda forumda paylaştığım postlar aklıma geldi, hikayemi paylaşmıştım ve pek çok abim bana kibar cevaplar vererek ilgilerini göstermişti, bu beni pek memnun etti. Uzun süredir Reddit'e girmedim, aradan geçen süre boyunca yaşadıklarımı derleyip, konuşmayı ihmal ettiğim bazı dostlarıma aktarmak istedim. Sizlerle pek çok açıdan aynı kaderi paylaşan, ömrü boyunca yalnız kalmış bir kardeşiniz olarak yaşadığım gelişmeleri burada anlatmayı uygun görüyorum. Bakarsınız daha post paylaşırım, kim bilir ne zaman?
Sevgilerimle
submitted by Fancy_Ladder to turkincel [link] [comments]


2020.10.10 23:19 SirPsyduck8 Anı değil de küçüklüğümden inyçternet hikayeleri dizisi gibi bişey işte. Madem herkes istediği şeyi paylaşabilir, paylaşayım o zaman.

Ben çok küçükken şöyle bir çizgi film vardı. Bi de bunun bir robot tavukla savaştığımız oyunu vardı. Annem babam çalışıyor ben de mecburen kreşe gidiyorum o zamanlar. O oyuna ne kadar zaman harcamışımdır kim bilir aslında hatırlamaya çalışınca çok basit ve kısa olduğu aklıma geliyor ama dediğim gibi çok küçüğüm.. Hiç bir şey bilmiyorum, bastığım tuşların anlamlarını, ne işe yaradıklarını deneyerek öğreniyorum. Oyunu kendim arayamıyorum mecburen ablamı çağırıyorum. Öğrenmeye çalışıyorum, çabalıyorum ve bir de bakmışım okuma ve yazma öğrenmişim. Ayrıca bilgisayar bilgim de artmış. Oyunu bitirebiliyorum artık. Ama başka bir şey var, farklı bir şey. Daha fazlasını yapabilirim! Ve işte burada başlıyor hikayem.
...
...
...
... Sonra ilk işim bilgisayarda yüklü eğitim amaçlı oyunları oynamak, üstelik türkçe dublaj bile var. Bu , şu ve şu oyunlar bana bilimi ve doğayı sevdiriyor, özellikle hayvanlara bayılıyorum.
...
...
Bilgim ilerledi artık daha fazla lazım. İnternetten şu siteyi buluyorum, içinde hayvanlar ve doğayla ilgili birsürü eğitici şey var. Bunun da sonu geliyor.
...
Hiç normal oyuncağım yok sadece hayvanların var. Her ay yeni bir paket uygun hayvan oyuncağı alıyorum. Başka oyuncağım yok. Eskiden oyuncaklar ucuz tabii. Birsürü hayvan oyuncağım oluyor ve yarısı hala duruyor. Daha ilkokula bile gitmedim ama hayvanlarla ilgili ansiklopedilerim var.
...
...
Okuma ve yazman gelişti, artık bir şey yapmalıyım. Ve ilk ansiklopedimi yazmaya böyle karar veriyorum.
...
Yazım iyi değil tabii ki "s" leri ters yazıyorum ama bir ajanda kalınlığında ilk ansiklopedim hazır. Her sayfasında hayvanın adı, kendi çizimim, beslenmesi ve bazılarında ufak bir bilgi var.
...
İkinciyi yazıyorum ama daha gelişmiş.
...
Üçüncüyü yazıyorum ama bu sefer içinde dinozorlar var.
...
Beyblade ile ilgili bir tane yazıyorum.
...
Ben 10 ile ilgili yazıyorum.
...
Anlayacağınız , yazıyorum.
...
Yazdıklarımın çoğu şuan yok ama belki bir yerlerden çıkarlar, kim bilir.
...
...
...
...
... Ve sonunda bilgisayara geri dönme vaktinin geldiğine karar verip, oynayabildiğim kadar flash oyun oynuyorum. Birsürü güzel çizgi film izliyorum. (Arada kötü şeylerde oluyor ama bunlar iyiler.)
...
...
...
Günümüze döndüğümüzde ilk birine önemli bir zarar verme anımı anlatamadığımı fark ediyorum.(Neden anlatacağımı ben de bilmiyorum)
...
...
Kreşte bir çocuk var adı aklımda. Sürekli sıkıyor, cimcikliyor, morartıyor. En sonunda kreşte, benim oynadığım, kolum kadar, tahta blokları benden beni sıkarak zorla alıyor. İşte o an çat vuruyorum blokla kafasına. (kanıyor ve dikiş atılıyor) Hak etmişti diyorum çünkü hak etmişti komiktir ki, tonlarca başkalarının bana önemli zararlar verdiği anım olsa da, bu ilk ve tek birine fiziksel olarak ağır zarar verme anım. ( Bu arada kreşte uykudan önce Elmo, büyük kırmızı dev bir köpek ile ilgili bir çizgi film ve Winx izliyorduk ki bence önemli detay)
...
...
...
...
Dönelim ilkokulun başlangıcına.
...
...
Hayatımın en boş 2 yılı 1. ve 2. Sınıf. (Aslında tüm ilkokulum çok kötüydü ama)
...
...
...
Hiçbir şey öğrenmiyorum çünkü zaten biliyorum. Bari okulda oyun oynayıp arkadaşlarım olsun diyorum ki o an gerçeği anlıyorum.
...
...
...
Aslında hayatta eğlenceli, önemli, ona göre sosyal hayatın gelişecek ve arkadaş edinmeyi çok kolaylaştıracak şeyler. Bilgi, birikim, kültür ve eğlence değil. Futbol, anne babanın etnik kökeni, dini, hangi partiye oy verdikleri, para ve vücudun gibi şeylermiş.
...
Aile arkadaşlarım dışında, okul arkadaşı olarak, tek bir iyi arkadaşım oluyor 2. ve 3. Sınıfta. Kendisiyle benim hobilerimin farklı ama oyun oynuyoruz, zaman geçiyoruz, nerf ile market soymaya kalkışıyoruz falan filan.
...
Sonra uzağa, şu an ki olduğum yere taşınıyoruz, yıllar geçiyor ve hala değişmemiş hayatını kolaylaştıracak şeyler, üstüne bir de başkalarının baskısı gibi bir çok şey eklenmiş.
...
Yıllar birdaha geçiyor ve hiçbir gerçek arkadaş yok elimde.
...
Süperzeki falan değilim, aptal da değilim, çok kötü biri değilim (sanırım), çok çok fakir de değilim, zengin hiç değilim ama hala mutluluktan çok, mutsuzluk kaplıyor içimi. Birsürü dert var kafamda, yavaş yavaş çözeceğim umarım.
...
Bu demek olmuyor ki hiç mutlu olmuyorum, oluyorum tabii bazen. Sadece dünyada önemli olan şeylere sahip olamadığım için üzgünüm.
...
Sınavlarda derece yaptığım için geziye götürecek ama güzel gözüken, ütülü bir pantolonum olmadığı için arabaya bile almayıp evime gönderen öğretmenim yüzünden üzgünüm. Daha dinin ne olduğunu bile bilmeyen çocuklar beni din için gerekli şeyleri yapmıyorum diye şuçladığı için üzgünüm. Futbol oynayamadığım ve sevmediğim için dışlandığımdan üzgünüm. Bilim ve sanat merkezinin sınavını kazandığım ama mülakatta ailesel bilgilerim yüzünden beni eledikleri için üzgünüm. Daha bir çok şey için çok üzgünüm. Ama biliyorum ki, başka insanların önemli olduğunu düşündükleri şeylerin benim hayatımda etkisi olmamalı. O yüzden mutlu olmayı kendi yolumdan başaracağım. Eminim ki bunları tekrar yaşamak veya değiştirmek için şansım olsaydı, aynı seçimlerini bir daha yapardım. Yalan, kolay bir mutluluk yerine, farkında olduğum, kendi istediğim şekilde mutlu olmaya çalışmayı şeçerdim ne kadar güç olsa da.
...
Neyse şimdi ilk başta anlattığım oyunlar ve şeyleri bu günlerde üst üste yaşadım. Yıllardır görmediğim adını bile hatırlamadığım, şeylerin neredeyse hepsini rastlantı veya merak sonucunda buldum ve mutluyum. Güzel şeyler oldu, kendimi biraz geliştirdim geçtiğimiz aylarda. Bu newde birsürü çöp post var ben de bir tane atayım o zaman.
...
Hep mutlu olun, sağlıkla kalın, İyi geceler.
...
"Anı değil" demişim,normalde sadece internet şeyleri olacaktı içimi döktüm kusura bakmayın.
submitted by SirPsyduck8 to akagas [link] [comments]


2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.09.04 00:27 Bigwarfer Rastgele içimi dökme postu part 1

Kendimi bildim bileli anne babam hep kavga ederdi, ben de yarı ağlamaklı şekilde bilgisayar başına geçer, içinde olan oyunlarla bu sıkıntılı anlardan kendimi uzak tutmaya çalışırdım. Bu bir alışkanlık olmaya başladı ve yarı bağımlı duruma geldim. Ne zaman üzülsem hep video oyunlarına sarıldım, tüm düşüncelerimi bir anlığına kenara atmak çok rahatlatıcı gelmişti. Daha şimdilerde bu durumun ciddiyetini kavramış olsam da artık çok geç. Bu sebeple kimse ile düzgün iletişimde bulunamadım.

Ailevi meselelerde küçük yaşımla taraf seçmeye zorlandım. Bir çocuk olarak tabii ki annemi taraf tutmaya çalıştım. Bana hep yaşadığı sıkıntıları babamı suçlayıcı şekilde anlattı. Böylece kendimi bir tarafın hep haklı, diğer tarafın da hiçbir zaman haklı olamayacağı fikrine soktum. Kendi akrabalarından beni hep uzak tuttu (haklı sebepleri var) ve onlarla hiç görüşmedim. Babamdan ve akrabalarımdan kendimi o kadar uzaklaştırdım ki akraba isimlerinin bile ne anlama geldiğini bilmez oldum. Bu durum da beni haliye iyi yönden etkilemedi. Sohbet ve iletişim kültüründen bihaber kaldım ve kimseyle düzgün konuşamaz oldum. Herkes ilkokulda akrabalarını anlatıp konuşurken ben bir köşede kaldım, çünkü benim yalnız annem vardı.

Komşularımızın azıyla iyi muhabbetimiz vardı, onlardan da yavaşça uzaklaştık ve düşman durumuna geldik. Etrafımız tam anlamıyla hasımlarla doluydu. Her gün en az biriyle kavga ederdi annem. Babam çoğu zaman işte olduğu için her sorunla annem uğraştı. Ben de o anlarda bir yerde saklanıp ağlardım. Komşularımız ile bile kavgalı halde iken konuşacak, derdimi anlatacak kimsem kalmadı.Annemin derdi başından aşkın olduğundan her derdimi kendime sakladım ve annemi daha da üzmemek için hep ona karşı iyi davranmaya, iyi görünmeye çalıştım. Bu da kendimi herkese iyi, ideal biri olarak gösterme çabasını doğurdu.Tanıdığım herkese güler yüzlü, iyi tavırlı ve sanki hiçbir kusuru olmayan biri gibi davranmaya başladım. Ve bu beni her açıdan çok hırpaladı.

Bu sıkıntıların acısı ortaokulda belirmeye başladı. Neredeyse hiçbir arkadaşım yoktu, konuşmayı hatta doğru düzgün yürümeyi bile zor beceriyordum. Yürürken kollarımı hiç oynatmıyordum ve bu da bana alay konusu olarak geri döndü. Her geçen gün daha da kilo almaya başladım. Annemin zoruyla tenis kursuna gittim, oraya gittiğimde kendimi rahat hissediyordum ta ki annem bana ''koşarken götün çok çıkıyor, kız gibisin, engelli gibi yürüme'' diyene kadar. O sözden sonra kendimi fiziksel açıdan hep eleştirmeye başladım. Götüm büyük mü, göbeğim çok mu çıkıyor, memelerim neden bu kadar büyük vs. . Artık yürümek bile istemiyordum, kendimi görmek istemiyordum. O kadar paranoyak olmuştum ki kendimi fiziksel engelli olduğuma kadar ikna etmiştim. Annemi zorla hastaneye götürdüm omurgam düzgün değil vs. diye. Ve düzgün çıktı, fiziksel bir sorunumun olmadığını anlamıştım. Ama alışkanlıklardan kolay kurtulunmuyor. Ne zaman yürüsem hala hep camlardan bakarım, nasıl duruyorum diye. Ve hala kendimi beğenmiyorum, kendimi kimseye layık göremedim ve kendimi herkesten dışlıyorum.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Her gece akılma gelenleri yazacağım ve eğer ki bir gün tüm bu bahsettiklerimden kurtulmayı başarırsam, bir anı olarak kalsın istiyorum. Bu cümleye gelene kadar sayısız cümle yazıp sildim, duygularımı zor ifade edebiliyorum, paragraflar kendilerinden bağımsız olabilir.
submitted by Bigwarfer to KGBTR [link] [comments]


2020.08.11 08:16 ThouShaltNotBelieve Türk düşmanlığı sadece internetten ibaret değil

(A)vrupa'da doğdum, ben çocukken Katolik bir ilk okula gittim. Ailem müslüman ama yakınımızdakı okulların sözde en iyisi olan okul bir Katolik okuluydu. Çevreye yeni taşınmıştık, daha önce 8/9 yaşına kadar devlet okula gitmiştim. Burda 4 yaşında okula başlıyor çocuklar, ilk üç yıl sosyalaşmayı öğreniyor vs. Yaşadığımız yer oldukça küçük bir şehirdi.
O okulda günlük ırkçılık ve dışlama gördüm. Çocuklar çok vicdansız olabiliyor. Annemlere yalvardım beni devlet okuluna yazdırın orda daha fazla yabancı var vs diye ama beni ciddi almadılar.
Neyse, 9/10 yaşlarindayım ve ailemden hep "öğretmenler bir ana/baba yarısıdır, herşeyin iyisini bilir' diye öğrendim ve öğretmenlerime cok büyük bir saygım vardı. Kendimce (çocuk olmama rağmen) dedim ki, kendi yaşımdakiler böyle davrana bilir ama büyükler böyle değil. Helede öğretmenler vs. onlar herşeyi biliyor vs diye inanıyordum
Bir gün jimnastik dersinde, (9 / 10 yaşındayım), dersi hava sıcak olduğundan okulun yakınlarındakı bir parkta yapacaktık. Yeşillik bir alana hepimiz sıra olarak oturduk. Ben ön sırada en sol tarafta oturuyordum ve sağ tarafımda uzun bir Hollandalı kız oturuyordu. O zamanlar böcek fobim vardı ve büyük böceklerden korkardım. Kızın kolunda koş koca, hamamböceğine benzer bir böcek vardı.
Bende kıza "kolunda böcek var" dedim, kız böceği gördüğünde bağırarak yerinden fırladı ve eliyle böceği kolundan vurdu, böçekte az kalsın benim ustume düştü. Sonra bütün çocuklar (çocuk aklı işte), bağrımaya ve yerinden koşmaya başladı.
Öğretmen yüksek sesle derhal yerinize oturun diye bağırdı. Hemen ilk ben yerime oturdum. Öğretmen geldi, beni kolumdan tutup yerden çekti ve kaldırdı. Kolumu çok sıkı tutuyordu ve çok feci açıyordu. En yakındaki büyük bir ağaca kadar sürükleyip, beni o ağaca yitti, kolunun ön kısmını boğazıma dayadı ve basarak boğazımı sıktı. Az daha nefes alamıyordum.
Sonra yavaş yavaş daha fazla bastırarak "neden bağırdın lan sen?" dedi. Bende "öğretmenim, kızın kolunda iğrenç bir böcek gördüm ve...." Diye kendimi zorlanarak (nefes bile alamıyordum) açıklamaya çalışırken, birden boğazımı bıraktı. Bana, benden iğreniyormus gibi baktı. Kolumdan çekip sınıfın önüne koydu sonra diğer koluyla sınıfa işaret etti
”sen o böcekten nasıl iğreniyorsan, bizlerde senden iğreniyoruz, hatta sen böcekten çok daha iğrençsin" dedi.
Bu olayı aradan 20 yıl geçmesine rağmen daha dün olmuş gibi hatırlıyorum. O gün büyüklerin ve öğretmenlerin çocuklardan hiç bir farkı olmadığını öğrendim..
O günden sonra kendimi kimseye ezdirmemeye karar verdim. Iki üç gün sonra benimle alay eden ve benden bir iki sınıf yükseğe giden bir çocuğun burnunu kırdım, herkesin önünde dövdüm. Orta okul, lise zamanlarimda herkes benden korkar bana (veya küçük kardeşime) sataşmazdı, ters bakanı herkesin önünde dövüp örnek yapardim. bana olmasa bile diğer yabancı (helede Türk) çocuklarına laf atanları vs doverdım. O zamanlar oturduğum şehirde (benim.yaşımdaki) herkes tanır, kimse kolay kolay sataşmazdı.
23/25 yaşlarına kadar çok agresif kaldım ve son bir kaç yıldır yumuşadım. Tabi bu ırkçılığı durdurmadi. Nereye gitsem ırkçı bir muamele gördüm. Markette, okulda, üniversitede, sokakta, staj ararken, iş ararken vs. kendilerinden daha beyaz tenli ve yeşil gözlü olmama rağmen, kitap okumayı sevdiğimden kendilerinden daha iyi Hollandaca konuşup kültürlerini, tarihlerini onlardan iyi bilmeme rağmen her zaman bir yabancı olarak görüldüm. Artık 90/2000ler kadar kotu değil ama ben ve Hollandalı bir arkadaşım aynı yere staj veya iş başvurusu yapsak 10 seferden 9unda bana "şuanda hiç kimse aramıyoruz" diye cevap gelir arkadaşı konuşmaya çağırırlar.
Burda "batıda ırkçılık yok pis gurbetçi çomarlar bunu uydurdu, onlar olmasa batı bizi sever" vs diyenler yüzden çok zoruma gidiyor. Hayatında mahellesinden çıkmamış cahiller Avrupa'yı hayatı boyunca orda yaşamış insanlardan daha iyi tanıdığını sanıyor..
Daha çok böyle hikayelerim var ama kendimi magdur gibi hissetmek ve portre etmekten hoşlanmıyorum..
Hayatımda ilk kez, Türkiye'ye öğrenci olarak gelip yaşadığımda evde hissettim yakında batıda doğup burda üniversite okumuş bir çok Türk genci gibi Türkiye'ye temelli taşınıcağım.
Neyse, benim demek istediğim bu gördüğünüz Türk düşmanlığı sadece internetten ibaret değil.
submitted by ThouShaltNotBelieve to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.10 18:10 griljedi GRRM - 2013 Söyleşileri

- Sam’in Gece Kalesi kütüphanesinde bulduğu “Maester Thomax’in Ejderha Ailesi, Targaryen Hanesi’nin Sürgünden Yükselişi ve Ejderhaların Yaşamı ve Ölümü Üzerine” kitabıyla Tyrion Lannister’ın bahsettiği “Ejderhaların Ölümü” kitabı, farklı iki kitaptır.
- İnsan psikolojisinin katmanları ilginç. Jaime Lannister'ı ele alalım, ilk başta aşağılıktır ama sonra ondan hoşlanmaya başlarsınız.
Bence insanlar böyle. Karakterlerime gri diyorum çünkü insanların gri olduğunu düşünüyorum. İçimizde kahramanlık ve asalet kapasitesine sahibiz, hepimiz asil şeyler yapıyoruz ve hepimiz daha sonra utanacağımız şeyleri yapma yeteneğine sahibiz. İnsanlarda bu karmaşıklığı seviyorum ve bunu karakterlerde yakalamaya çalışıyorum. İyi ve kötü olmadığını söylemem. Elbette iyilik ve kötülük vardır, mutlak değildir. Siyah ve beyaz değil - gri, açık gri veya koyu gri olabilir.
- Bu karakterleri ne zaman bitireceksin?
Kim bilir, tahmin yapmaktan vazgeçtim. Son iki kitap yıllar önceydi. Bir tahmin yaparsam ve yanlış çıkarsam, binlerce insanın bana kızgın e-postalar göndermesini sağlarım. Asıl endişem teslim tarihlerime uymak ya da kitapları yılda bir çıkarmak değil, kitapların ne kadar iyi olduğu. Tolkien gibi öldüğümde ve gittiğimde, umarım insanlar geriye dönüp bakacaklar ve yine de bunu okuyacaklar ve “İyi miydi yoksa kötü müydü?” diye sorucaklar, “Düzenli olarak zamanında çıkardı mı? ” değil. Shakespeare'in her oyunu yazmasının ne kadar sürdüğünü bilmiyorum ama sonuçta önemli olan işin kendisidir.
- Seriyi yazarken Robb ve Cat’in ölümünü ne zamandır biliyordunuz?
Bunu neredeyse başından beri biliyordum. İlk gün değil ama çok erken bir dönemde. Birçok röportajda kurgumun öngörülemez olmasını sevdiğimi söyledim. Orada ciddi bir gerilim olmasını seviyorum. Ned'i ilk kitapta öldürdüm ve birçok insanı şok etti. Ned'i öldürdüm çünkü herkes onun kahraman olduğunu düşünüyor ve tabii ki başını belaya sokacak ama sonra bir şekilde bundan kurtulacak. Bir sonraki öngörülebilir şey, en büyük oğlunun ayağa kalkıp babasının intikamını alacağını düşünmektir ve herkes bunu bekleyecek. Böylece hemen yapmam gereken bir sonraki şey [Robb'u öldürmek] oldu. (Bundan şunu çıkartabiliriz; en tahmin edilebilir, en ön görülebilir şeyleri gerçekleştirmemeyi tercih ediyor, çoğu zaman en azından.)
- Song of Ice and Fire okuyucu beklentilerini sık sık alt üst ettiğinden ve geleneksel fantastik hikaye anlatma yapılarından kaçındığından, hayranların bu masalın mutlu bir sonla biteceğine dair gerçek bir umutları olmalı mı? Bir oğlanın kısa süre önce Thrones'ta söylediği gibi, "Bunun mutlu bir son olduğunu düşünüyorsanız, dikkatinizi vermemişsinizdir."
Acı tatlı bir son beklediğimi defalarca söyledim.
- Yıllar boyunca okuyuculardan sahne(Kırmızı Düğün) hakkında ne tür tepkiler aldınız?
Aşırı. Hem olumlu hem de olumsuz. Yazmak zorunda olduğum en zor sahneydi. Kitabın üçte ikisi ama ona geldiğimde atladım. Böylece tüm kitap bitti ve hala bir bölüm kalmıştı. Sonra yazdım. Çocuğunuzdan ikisini öldürmek gibiydi. Okuyuculara kitabın olaylarını yaşadıklarını hissettirmeye çalışıyorum. Bir arkadaşınız öldürüldüğünde üzüldüğünüz gibi, kurgusal bir karakter öldürülürse yas tutmalısınız. Umursamalısın. Biri ölürse ve sen biraz daha patlamış mısır alırsan, bu yüzeysel bir deneyim değil mi?
- Neden bu kadar güçlü bir tepki aldığınızı düşünüyorsunuz? Robb, kitaplardaki "bakış açısı karakterlerinizden" biri değildi ve Catelyn gerçekten sevilen bir kişilik değildi.
[Uzun duraklama] Bu ilginç bir soru. İyi bir cevabım var mı bilmiyorum. Belki benim yaptığım yol yüzündeydir. Buna yol açan belli bir miktar önsezi var. Bu bir ihanettir. Savaş alanından çıkıyorsun, bu bir düğün ziyafeti. Robb huzurunu sağladı ve sen en kötüsünün bittiğini düşünüyorsun. Sonra birdenbire bu ortaya çıkıyor. Ayrıca öldürülen ikincil karakterler de var. Sonra dışarıda yüzlerce Stark insanı öldürüldü. Sadece iki kişi değil.
- Bana göre Robb ve Catelyn'in aile olması durumu daha da kötüleştiriyor ve Catelyn çok fazla acı çekti ve etrafındaki pek çok kişiyi kaybetti ve aslında sahip olduğundan daha fazlasını kaybettiğini düşünüyor çünkü Arya, Bran ve Rickon'un hayatta olduğunu bilmiyor. Sonra bu olur.
Ayrıca yalvarmak ile ilgili bir an var. Bir de rehineyi öldürüyor. Frey'in özellikle değer verdiği bir oğul değil. Yani sonunda blöfü boştu. Ve o yine de yapıyor. O devam ediyor. Bunun da belirli bir gücü var.
- Bunun cevabını bildiğimden oldukça eminim ama sahneden hiç pişmanlık duydunuz mu?
Hayır. Yazar olarak değil. Muhtemelen kitaplardaki en güçlü sahne. Bana bazı okuyuculara mal oldu ama bana çok daha fazlasını kazandırdı. Televizyonda izlemek benim için zor olacak. Zor bir gece olacak çünkü bu karakterleri de seviyorum ve bir TV şovunda oyuncuları tanıyorsunuz. Sevdiğiniz bir oyuncuyla olan ilişkinizi de bitiriyorsunuz. Richard Madden ve Michelle Fairley harika bir iş çıkardılar.
- Sahneden rahatsız olan okuyuculara ne dersiniz?
Ne söylediklerine bağlı. Kitabınızı bir daha asla okumayacağını söyleyen birine ne söyleyebilirsiniz? İnsanlar kitapları farklı nedenlerle okurlar. Buna saygı duyarım. Bazıları rahatlık için okur... Ve eski okuyucularımdan bazıları hayatlarının zor olduğunu, annelerinin hasta olduğunu, köpeklerinin öldüğünü ve kaçmak için kurgu okuduklarını söylediler. Ağızlarına korkunç bir şeyle vurulmasını istemiyorlar... Ve erkeğin her zaman sevdiği kıza sahip olabildiği ve iyi adamların kazanacağı bir tür kurgu okumayı ve hayatın adil olduğunu size yeniden teyit edilmesini istiyorlar. Hepimiz bunu bazen isteriz. Bu yüzden bunu isteyen insanları küçümsemiyorum ama çoğu durumda bu, yazdığım türden bir kurgu değil. Kesinlikle Buz ve Ateşin olduğu şey bu değil. Hayatın ne olduğu konusunda daha gerçekçi olmaya çalışırım. Sevinci var ama aynı zamanda acı ve korku da vardı. Bence en iyi kurgu, hayatı tüm aydınlık ve karanlığında yakalar.
- Buz ve Ateşin Şarkısı dizisinde 20 yıl önce hayalini kurduğunuz, sonunda yazdığınız sahneler var mı? Sonunda ulaşmak için heyecanlandığınız anlar?
Evet. İlk başta, 91'de bilmiyordum - henüz neye sahip olduğumu tam olarak bilmiyordum. İlk başta bunun bir roman mı yoksa bir kısa roman mı olduğunu bile bilmiyordum. Ben de bunu biraz zamanla keşfettim. Ama '91 yazında, bilirsiniz, birdenbire bana geldi ve ben onu yazmaya ve nereye götürdüğünü izlemeye başladım ama o yazın sonunda büyük bir serimin olduğunu biliyordum. Başlangıçta bunun bir üçleme olduğunu düşünmüştüm ama bunun ötesinde büyüdü. Fakat boyut farklı ve kitaplara başka unsurlar ekledim ama yine de hala aynı karakterler, '91’in karakterleri.
- İlk romanın ortasında bunun bir üçlemeden daha fazlası olması gerektiğini fark etmenize neden olan şey neydi?
Tam anlamıyla sonlardaydı, 95'te bir üçlemeden daha fazlası olması gerektiğini fark ettim çünkü 1.500 sayfa el yazmam vardı [ve] ilk kitabın sonuna yakın bir yerde değildim. Ben de dedim ki "Bunun burada üçe sığamayacağını biliyorum. Hepsini bitirmek için bu ilk kitabı iki kitaba ayırmam gerekecek." Bu belli bir miktar yeniden yapılandırma gerektiriyordu, ama geri döndüm ve bunu yaptım, yaklaşık 300 sayfa çıkardım ve bu ikinci kitabın başlangıcı oldu... Ve bir şeyleri hareket ettirdim.
Ve bir süre "Bu dört kitaplık bir üçleme" dedim. Bunun için bir emsal vardı. Bir arkadaşım olan Gene Wolfe dört kitaplık bir dizi yazdı, “dört kitaplık bir üçleme” diye şaka yapardı. Ve sonra, sürecin sonunda Clash of Kings'te aynı şey olduğunda, "Eh, belki de altı kitaptır" olduğunu fark ettim. Hiç beş demedim, dörtten altıya atladım. Ve sonra yıllarca altı kitap olduğunu söyleyebilirim. Sonra karım Parris yedi parmağını kaldırarak arkamda dururdu. Şimdi yedi diyorum ama artık kanla hiçbir şey yazmıyorum.
- Her zaman söylediğin söz, "hikaye anlatıldıkça büyüdü."
Tolkien'in sözü aslında, onu çaldım çünkü Yüzüklerin Efendisi başlangıçta Hobbit'in devamı olarak başlamıştı. Ve başlangıçta başka bir çocuk kitabı olması gerekiyordu, bir Hobbit'in küçük bir macerası. Ve açıkça bundan çok, çok daha büyük hale geldi.
- Aşık olduğunuz, artık heyecanlanmadığınız, bilirsiniz, hiç karakteriniz var mı?
Hala tüm karakterleri seviyorum. Hatta bazıları çok sevimli değil. En azından bakış açısı karakterleri. Bu karakterlerden birinin bakış açısıyla yazdığım zaman, gerçekten onların içindeyim. Yani, yaptıkları şeyleri neden yaptıklarını anlamak için dünyayı onların gözünden görmeye çalışıyorsunuz. Ve hepimiz var, kötü adam olduğu düşünülen, kötü adam olan karakterler bile nesnel anlamda kendilerini kötü adam olarak görmüyorlar.
Bu, Kızıl Kafatası'nın sabah kalkıp "Bugün ne kötülük yapabilirim?" Diye sorduğu çizgi roman türünde bir şey değil. Gerçek insanlar böyle düşünmez. Hepimiz kahraman olduğumuzu düşünüyoruz, hepimiz iyi insanlar olduğumuzu düşünüyoruz. Kötü şeyler yaptığımızda rasyonalizasyonumuz olur. "Pekala, başka seçeneğim yoktu" veya "Birkaç kötü alternatifin en iyisi" veya "Hayır, aslında iyiydi çünkü Tanrı bana öyle söyledi" veya "Bunu ailem için yapmak zorundaydım." Neden boktan şeyler, bencil şeyler ya da acımasız şeyler yaptığımıza dair hepimizin rasyonelleştirmeleri var. Bu yüzden bunları yapan karakterlerimden birinin bakış açısından yazarken, bunu kafamda tutmaya çalışıyorum.
Ve seviyorum, bu yüzden orada bana Victarion Greyjoy gibi temelde bir ahmak ve kaba olan insanları bile sevdiren bir empati var. Ama kendini mağdur hissediyor ve dünyayı belli bir şekilde görüyor. Ve Jamie Lannister ve Theon Greyjoy, hepsinin kendi bakış açıları var. Hepsini seviyorum. Bazılarını diğerlerinden daha çok seviyorum sanırım.
- İnsanlar, Ice and Fire’a bir üçleme olarak başladığında, tek bir satırın olduğu bir taslağınız vardı, "Ve bu arada, Westeros'ta soylular güç konusunda tartışıyorlar." Ve bu satır, serinin ortadaki üç veya dört kitabına dönüştü. Bunun doğruluğu var mı?
Bu grotesk bir abartı ama bunda en azından bir parça doğruluk var, evet. Karakterleri tanıtıyorsunuz ve bazen kendi başlarına bir hayat sürüyorlar.
Bazı büyük karakterler için - evet, her zaman planlarım vardı, Tyrion'un hikayesinin bundan sonra nasıl olacağını, Arya'nın hikayesinin ne olacağını, Jon Snow'un hikayesinin ne olacağını biliyordum. Başlıca ölümlerin ne olacağını ve ne zaman geleceklerini biliyordum. Bu en yakın şey olacaktır.
Ancak Tyrion'un uşağı Bronn gibi çok popüler bir karakter haline gelen bazı ikincil karakterler de olacaktır. Aniden çıktı. [Düşünüyordum], "Tamam, Tyrion bu iki paralı askerle karşılaştı, Bronn ve Chiggen. Ve biri onun için savaşacak. Hangisi olacak? Tamam, Bronn ile gideceğiz." Ama onun hakkında yazdığım gibi, kendine özgü bir kişilik geliştirdi ve geçmişi süper gizemlidir, nereden doğduğunu, nereden geldiğini bilmiyorsunuz ama hakkında yazmak eğlenceli. Bir sahneye çıkıyor - bir kez bir TV şovunda rol aldığında, onu oynayan harika bir aktör var - gerçek oluyor.
- Dizideki Margaery ile – benim Margaery Loras'tan daha genç, Loras'tan daha yaşlı değil. Yani o gerçekten on altı yaşında bir çocuk gibi ve Natalie harika biri ama açıkça on altı yaşında bir çocuk değil. O çok zeki. Neredeyse benim Margaery'min on yıl içinde olacağı hal (kızı yaşatırsan :D ).
- Arya'yı ilk tanıştırdığınızda, onun bir suikastçı olacağını biliyordunuz?
Henüz suikastçı değil. Sen öyle olacağını varsayıyorsun. O bir çırak.
- Ama zaten insanları öldürmeye başladı ve birçok sırrı öğrendi.
Sadece Ice and Fire'da değil - Wild Card serisinde de bunu biraz yaptık, çocuk askerinin her şeyi büyüleyici bir yapı. Elimizde çok tatlı ve masum bir çocuk resmi var. Bence Afrika'daki yakın tarihin bir kısmı ve daha uzun tarihin bir kısmı, doğru koşullar altında, bunların (yetişkin) erkekler kadar tehlikeli ve bazı yönlerden daha tehlikeli olabileceğini gösterdi. Bir düzeyde, bu onlar için neredeyse bir oyun.
- Serinin ortasında planladığınız beş yıllık boşluğa takıntılıyım. Bu nasıl oldu?
Başlangıçta herhangi bir boşluk olmaması gerekiyordu. Kitap ilerledikçe, sadece bir zaman geçmesi gerekiyordu. 1991'deki orijinal konseptim, bu karakterlerle çocukken başlayacaktım ve yaşlanacaklardı. Arya'yı sekizde alırsanız, ikinci bölüm birkaç ay sonra olacak ve o sekiz buçuk olacak ve [sonra] dokuz olacak. Hepsi bir kitabın alanı içinde olacaktı.
Ama onları yazmaya başladığımda olayların belirli bir ivmesi var. Yani bir bölüm yazarsınız ve sonraki bölümünüzde bu altı ay sonra olamaz çünkü ertesi gün bir şeyler olacak. Yani ertesi gün ne olacağını yazmanız ve ondan sonraki hafta ne olacağını yazmanız gerekiyor. Ve haberler başka bir yere taşınır.
Ve çok geçmeden, yüzlerce sayfa yazdınız ve geçmek istediğiniz altı ay veya yıl yerine bir hafta geçti. Yani bir kitabı bitiriyorsunuz ve muazzam miktarda olay yaşadınız ama bunlar kısa bir zaman diliminde gerçekleşti ve sekiz yaşındaki çocuk hala sekiz yaşında.
Böylece bu ilk üç kitap için beni gerçekten etkiledi. Bunun beni ele geçirdiği anlaşılınca, beş yıllık boşluk fikrini buldum. "Zaman burada istediğim gibi geçmiyor, bu yüzden zamanda beş yıl ileri atlayacağım." Ve biraz daha büyüdüklerinde bu karakterlere geri döneceğim. Feast for Crows'u yazmaya başladığımda yapmaya çalıştığım şey buydu. Yani [boşluk] Kılıçların Fırtınası'ndan sonra ve Kargalar Ziyafeti'nden önce gelecekti.
Ama kısa süre sonra keşfettiğim şey - ve bununla bir yıl uğraştım - [boşluk], Fırtına Fırtınası'nın sonunda Braavos'a giden Arya gibi bazı karakterlerde işe yaradı. Beş yıl sonra geri dönebilirsiniz ve o beş yıllık bir eğitim aldı ya da Orman Çocukları ve yeşil görüleri tarafından ele geçirilen Bran, [böylece ona beş yıl sonra geri dönebilirsin]. Bu iyi. Onlar için çalışıyor.
Diğer karakterler hiç işe yaramadı. King's Landing'de Cersei bölümlerini yazıyorum ve "Evet, beş yıl içinde altı farklı adam El olarak görev yaptı ve bu komplo dört yıl önce vardı ve bu şey üç yıl önce oldu." Ve bunların hepsini geri dönüşlerde sunuyorum ve bu işe yaramadı. Diğer alternatif ise, bu beş yıl içinde hiçbir şeyin gerçekleşmemiş olmasıydı, bu da tahminlere aykırı görünüyordu.
Jon Snow meselesi daha da kötüydü çünkü Fırtına'nın sonunda Lord Commander seçildi. Orayı kaldırıyorum ve "Beş yıl önce Lord Komutan olarak seçildim. O zamandan beri pek bir şey olmadı, ama şimdi bir şeyler yeniden olmaya başlıyor." Nihayet, bir yıl sonra "Bu işi yapamam" dedim. (Yalnız 4 kral eli olacak bilgisini mi vermiş bu? Huuuu)
- Beş yıl olacak ve sonra Kış mı gelecek yoksa Kış mı olacaktı?
Kış’ın gelişi süreci...
- Öyleyse, sonbahar 5 sene sürecekti?
Evet. Seriyi kurduğum şekilde bunun için pek çok emsal var. Yaz on yıl sürdü. Beş yıllık bir Sonbahar pek bir şey değil.
- Beş yıllık aradan sonra yazmak için yazdığınız bazı şeylerin Dance with Dragons da dahil, kitaplarda olduğunu biliyorum.
ADwD ve AFoC. Bir kısmı orada. Bazılarını elden geçirdim. Onun bir versiyonu var ama aynı versiyon orada değil. Bazıları henüz çıktı. Sadece işe yaramadı.
- Sihir kullanmanın tehlikeleri nelerdir? Ne yanlış gidebilir?
Sihir asla sorunun çözümü olmamalıdır. Yazar olarak inancım her zaman Faulkner’ın Nobel Ödülü kabul konuşması olmuştur ve burada “Yazmaya değer tek şey, kendi kendisiyle çatışan insan kalbidir”. İyi kurgu, iyi drama bununla ilgilidir: Başı dertte olan insanlar. Bir karar vermelisin, bir şeyler yapmalısın, hayatın tehlikede ya da namusun tehlikede ya da kalp krizi yaşıyorsun. Tatmin edici bir hikaye oluşturmak için, kahramanın problemi çözmesi veya problemi çözmede başarısız olması gerekir - ancak problemle bir tür rasyonel yolla uğraşması gerekir ve okuyucu bunu görmelidir. Ve kahraman sonunda kazanırsa, zaferin kazanıldığını hissetmek zorundadır. Büyü ile ilgili tehlike, zaferin kazanılmamış olmasıdır. Birdenbire son bölümdesin ve kendini bir deus ex machina ile sonlandır. Kahraman birdenbire, eğer bu özel büyülü bitkiden biraz alabilirse, bir iksir hazırlayıp problemini çözebileceğini hatırlar. Ve bu bir hile. Bu çok tatmin edici değil. İşi ucuzlatıyor. İyi yapılmış fantezi - Tolkien gibi bir şey - Yüzüklerin Efendisi'ni tam başlangıçta mükemmel bir şekilde kurar. Yüzükten kurtulmanın tek yolu, onu Hüküm Dağı'na götürmek ve geldiği ateşlere atmaktır. Bunu ilk andan itibaren biliyorsun. Ve eğer tüm bunları yaşasaydık ve sonra kitabın sonunda aniden Gandalf dedi ki, bekle bir dakika, yeni hatırladım, işte bu diğer büyü, oh, yüzükten kolayca kurtulabilirim! Bundan nefret ederdin. Bu tamamen yanlış olurdu. Sihir işleri mahvedebilir. Sihir asla çözüm olmamalı. Sihir, sorunun bir parçası olabilir.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.07.03 02:00 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 3

akşam incide takılıyordum ki babam bini çıktı yanıma kapıyı tıklattı.. okan mı beyaz mı? diye sordum. ikisinin de amk aç kapıyı dedi. doğru cevabı verdiğinden açtım kapıyı. lan bu ne hal? diye bağırdı. ne var halimde? dedim. oğlum delirtme çıkar şunları diyor. taktığım sütyeni kastediyormuş amk.. bu herifin dar kafalılığı öldürecek beni. baba merve'ye aldım takmadı, o kadar para verdim. boşa mı gitsin? tasarruf yapıyorum dedim. tasarrufunu giberim diye bağırınca çıkarmak zorunda kaldım. tek tek tuvaletleri gezip boşa su akıyor mu? diye kontrol etmeyi biliyor oç. biz tasarruf yapınca suçlu oluyoruz. takacak ya bana, bahane arıyor. konuyu değiştirmek için zaman lerzan mutlu'yu ne kadar değiştirmiş, farkında mısın? diye sordum, giblemedi. böyle zekiliklerim vardır. aşırı bir tepki aldığımda olayı yumuşatmak için parlak zekamı devreye sokarım. ters ters bakıyor amk.. sen ne demeye geldin baba? dedim. demiyorum lan sana bir şey baba da deme bana amk dedi ve çıktı. oha amk itirafı kest. delirmek üzereydim.. babam kimdi benim amk? bu konuyu hemen açıklığa kavuşturmalı, incide arkamdan konuşulanları haklı çıkarmamalıydım.
not: lerzan mutlu annem olabilir.
hemen indim aşağıya sordum anneme. benim babam kim? dedim. mal mal konuşma git başımdan diyor. babam babam olmadığını iddia ediyor, kim benim babam cevapla çabuk, yoksa bida odama almam seni dedim. öyle deyince tırsmış olacak gitti babama sen ne dedin bu çocuğa? diye çıkıştı. ben biraz uzaklaştım, dayaktan korktuğum için. zaten duydum sonra babam yakışıksız ifadeler dillendiriyordu hakkımda. bunlardan bir gib çıkmayacaktı, kendi yöntemlerimle öğrenmeliydim. merve'nin yanına gittim. kapıyla küs olduğumuzdan ona bir şey söylemedim ve tıklattım. zaten onla harcayacak zamanım da yoktu. merve açtı kapıyı, ne var? dedi. önce benimle insan gibi konuşmasını, daha sonra göğüslerinin bir ara fotoğrafını çekmemiz gerektiğini, bir iş için lazım olduğunu tembihledim. git abi pff xs gibilerinden bir şey söyleyecek oldu, tuttum saçından. söyle, geçen saklayıp da söyleyemediğin şey neydi? benim gerçek babam kim? annem başka kimlere veriyor? dedim. sesi çıkmadı.. söyle çabuk yoksa nermin'in face profiline yine mesut yar'ın kilo vermeden önceki hallerinin fotoğraflarını atarım diye tehdit ettim, defol diye karşılık verdi. bu kız tam bir kevaşe.. artık anlaşılmıştı, aile içinden doğru cevap gelmeyecekti. bir an önce farklı yollara yönelmeliydim.
not: aradığım sorunun cevabı nermin'de olabilir.
sabaha kadar gözüme uyku girmedi. face'den, twitter'dan ve inci'den çeşitli duyurular yaptım. babamın kim olduğunu bilenlerin acil bana ulaşması gerektiğini yazdım. küfürle cevap verenlere gerekli tepkileri verip evden fırladım. 1. kata indim, yine o kadın çıktı. eşiniz evde mi? dedim. hayır dedi. oha bu saatte gelmedi mi hala? diye bağırdım. herif ağır tokmakçı amk evine bile uğramıyor. saçmalama işe gitti dedi. yemedim tabiki ama onla uğraşamazdım. sizin kocanız benim annemi gibmiş doğru mu? dedim. ne diyorsun sen defol git falan dedi küfür müfür bir şeyler saydırdı. dur kapatma kapıyı cevap ver dedim, kapattı huur kapıyı. annemin tadına varmış biri bu karıya katlanıyor olamaz deyip babamın bu adam olmadığına karar verdim. karşı komşu firuze teyzenin kapısını çaldım. eşiniz evde mi? diye sordum.. yok dedi. kocanızı kastediyorum, evde mi? dedim. yok evladım diye karşılık verdi. firuze teyze belanızı gibtirmeyin hepinizin eşi mi memur amk saat 8 buçuk deyince, bir şeylerden korkuyor olmalı ki kapıyı hakaret ederek kapattı. firuze teyzenin kocası ihtimalini aklımda tutmalıydım. firuze teyze bir şeyler saklıyor gibiydi. sıra 2. kattaki dairelere gelmişti.
not: 1. kattaki kadının adını hala bilmiyorum.
  1. kattakilerden birini tanıyorum da 4 numaraya hiç gitmemiştim. o yüzden önce tanıdığımdan başlayıp aradaki samimiyeti kullanmaya karar verdim. kapıyı çaldım, aramızdaki samimiyete olan inancından dolayı açtı kapıyı. aramızdaki samimiyete güvenerek nassın mehtap teyze görünmüyon? dedim. beni görmekten şaşırmış olacak ki ters ters baktı. kocanız annemi gibmiş doğru mu? diye sordum. sorgu tekniğidir bu, annem itiraf etmiş gibi yapıp lafı alacaktım ağzından. böyle zekiliklerim vardır. insanlara aklımla küçük oyunlar oynar, keskin zekam karşısında çırpınışlarını izlerim. lafı değiştirmek için terbiyesizlik yapma oğlum git işine hadi deyip kapıyı kapattı. bunların hepsi niye böyle davranıyor amk? 1 insan gibi sohbet edebilen olmaz mı koca apartmanda.. kocasından şüpheleniyor belli ki. bu ihtimali de cebe koyup 4 numaraya gittim. çaldım kapıyı benim yaşlarımda bir kız açtı. eşiniz evde mi? dedim. eşim yok benim, neden sordunuz? dedi. kocanızı kastediyorum hanımefendi, evde mi çabuk diye ısrar ettim. öğrenciyiz biz söyle ne söyleyeceksen diyor. bir an öğrenci ve kız olduğunu aklıma getirince çok heyecanlandım ve birkaç saniye aralıksız bakıştık. fakat benden hoşlanıyor olması, sorgu tekniğimden kaçabileceği anlsevgi gelmiyordu. babanız annemi bafilemiş doğru mu? dedim, gülüyor amk. oha bulmuştum galiba.. bu diğerleri gibi kapıyı kapatmamıştı. tabi bu benden hoşlanıyor olmasından da kaynaklanabilirdi ama gözlerinden babasını saklamak istediği gerçeğini okudum. bak dedim ayağını denk al, şahsi meselemizi sonra halledelim dedim ve babasının msn adresini istedim. uğraşamam senle deyip kapıyı kapattı. nihayet elime gerçekçi deliller geçmişti. ayrıca behzat ç'deki şule'den sonra ilk kez bir kızın benden hoşlandığını hissetmiştim. bu da olumlu bir gelişmeydi. neyse edindiğim bilgileri aklımda tutup 3. kattakileri sorguya çekmek vardı sırada.
    not: mehtap teyze ve erdal beşikçioğlu liseden sınıf arkadaşı olabilir.
  2. kattaki sinirli teyze biraz beni korkutsa da kapıyı çalmak zorundaydım. açtı ne var? dedi. olaya yumuşak girmek için natalie portman'ın léon'daki halini hatırlıyor musunuz? dedim. anlamadım? evladım işim var noldu? dedi. acelesi kendini ele veriyordu açıkçası. bu tavrı şüphelerimi artırmıştı. hanımefendi dalga geçmeyin benle, kocanız nerde? dedim. napacan kocamı? diyor. aklı sıra lafı değiştirecek oç. kadın biraz yaşlı olduğundan sorumu dikkatli sordum. muhterem beyefendinin validem ile vakt-i zamanında izdivaç ettiğini teferrüc ediyorum dedim. söylediğime cevap vermeyip lafı değiştirmeye çalıştı. annenin haberi var mı geldiğinden? dedi. sanane annemden oç deyip ondan önce kapıyı ben kapattım. sonra da açmadı oç. şüpheliler listeme eklenmekten kurtaramamıştı kocasını... karşı daireye geçtim. kapıyı tıklattım. kapıyı açan kadına ''oha siz burada mı oturuyordunuz? kapıcı sanıyordum sizi.'' dedim. ne diyorsun sen? falan bir şeyler geveledi. eşiniz evde mi dedim. yok bana söyle ne söyleyeceksen bebek içeride yalnız dedi. bebek kimden? diye sorunca biraz sinirlenip kapıyı kapattı. bu millet mal amk. babam tembihlemiş herhalde hepsine, konuşmayın demiş. bu adam tam bir oç, böyle bir şeyi benden saklayabileceğini nasıl düşünür? neyse şimdi gitmem gereken tek bir adres kalmıştı. firuze teyze.. fazla beklemeden bizim kata çıktım.
not: bebek önder açıkbaş'tan galiba.
bizim kata çıkıp firuze teyzelerin kapısını çaldım. firuze teyze kapıyı açınca bir şey söylemesine izin vermeden ''haykırmaaaak istiyoruoooğğmmmm konuşamıyorum'' eserini ilhan irem'in tarzıyla seslendirmeye başladım. bu daha samimi bir sohbet gerçekleştirmemizi sağlayabilirdi. noldu evladım yine? dedi. bakın firuze teyze sevişmek doğal bir şey ve insanın bir ihtiyacı. günümüzde yıldız tilbe bile sevişiyor dedim. oğlum git hiç sırası değil dedi. ne sırası değil? bu saatte görmeyin siz de şu işi kardeşim dedim. kapıyı kapatıyordu ki koydum ayağımı araya korkmasını sağladım. bildiğiniz gibi böyle çevikliklerim ve böyle zekiliklerim vardır. bu hareketimde iki yeteneğimi bir potada erittim. napıyorsun oğlum sen? git evine yürü dedi. eşiniz annemi emmiş doğru mu? dedim. anlamadığım birkaç arapça cümle söyleyerek kapıyı kapattı ve kafamı karıştırdığını sandı. fakat bu hareketleriyle kendini ele vermiş oldu. çünkü firuze teyzenin arapça bilme ihtimali çok düşüktü. böyle basit hamlelerle aklımı karıştırmayacağından şüpheliler listeme kocasını ekletmekten kaçamadı. yeterli bilgiyi toplamıştım. şimdi eve gidip taylor swift'in love story şarkısı eşliğinde bir durum değerlendirmesi yapacaktım. kapıyı çaldım, annem açtı. nereden geliyorsun? diye sordu. konuyu değiştirmek için defne joy foster öldü 3 gün yas tuttunuz, 30 şehit öldü şimdi neredesiniz? dedim. mal mal baktı, fırsattan istifade odamın yolunu tuttum.
not: ilhan irem, taylor swift'e kanye west'in yaptığı ayıbı yapmazdı.
harun kolçak posterimi ters çevirip duvara astım. şüphelilerin isimlerini, yaşlarını, duyabildiğim kadarıyla haftalık sevişme sayılarını yazdım. o sırada babam geldi, kapıyı tıklattı. gel lan kahvaltı yap dedi. yeterli eti cinim olduğunu, kapımın önünü derhal terk etmesse merdivenlerle konuşacağımı, bir daha onu üst kata çıkarmayacağımı söyledim. öyle deyince korkmuş olacak ki hiçbir şey demeden aşağı indi. elimdeki delilleri ve düşündüklerimi facebook, twitter, inci'de paylaştım. msn iletimi ''alem arka olmuş.'' yaptım. insanlardan yardım istedim. fakat herkes oçlik peşinde olduğu için gerekli küfürleri gerekli yerlere iletip sosyal ortamdan da umudumu kestim. neden herkes bana karşı amk bir anlasam... daha sonra kapım çalındı, gelen merveydi. şaşırdım amk hangi dağda kurt öldü? diye sorup biraz gülümsedim. abi açar mısın kapıyı? dedi. önce soruma cevap ver dedim. abi aç şu kapıyı diye bağırınca daha fazla sinirlendirmemek için kapıyı açtım ve hangi dağda kurt öldü? derken gerçek bir soru sormadığımı, kendisine bir espri yaptığımı belirttim. yoksa 12 yaşında kız nerden bilsin amk nerde kim öldü * böyle esprili anlarım vardır. sivri zekamla beklenmedik espriler yapar, insanları aralıksız güldürürüm. neyse derdin ne merve? sütyensiz birini odama almadığımı biliyorsun, acele et dedim. bir fotoğraf çıkarıp, abi bu iğrenç şeyi niye yatağımın altına koydun? dedi. o iğrenç dediği şeyin david fincher'ın 25 kare tekniği olduğunu ve fight club'ın final sahnesinde bulunduğunu belirttim. merve iyi kız, hoş kız da cahil biraz galiba.. bir daha yapma böyle şeyler yeter artık dedi. konuyu değiştirmek için bu yaşar nuri öztürk saba tümer'e neden bu kadar sinirli? diye sordum. aklı karışmış olacak ki cevap vermeden çıktı odadan. ben de işime bakmaya devam ettim.
not: helena bonham carter yaşar nuri öztürk'ten hoşlanıyor. ikisinin de 3 ismi var.
duvardaki yazdıklarıma bakarak bir süre düşündüm. daha sonra benden hoşlanan öğrenci kızla şükran teyzenin akraba olduklarını farkettim. bu da firuze teyzenin kocasının benim babam olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. indim aşağıya annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. anne firuze teyzenin kocasıyla nereden tanışıyorsunuz? dedim daha mevzuya girmeden. böyle zekiliklerim vardır. konuya farklı bir yerden girer, karşımdaki insanın aklımın oltasına düşmesini beklerim. fakat annem git başımdan, uğraşamam gibi basit kelimelerle beni başından atmaya çalıştı. yemedim tabiki, ama yine de çok üstüne gitmeden lafı ağzından alıyım diye kim kardashian'ın en küçük kız kardeşinin model olmak istediğinden bahsettim. yine aynı basitlikte cümlelerle lafı geçiştirmeye çalışınca kafasını karıştırmak için requim for a dream'in ne kadar overrated bir film olduğundan bahsettim ona. fakat kadına işlemiyordu. anlaşılmıştı, çözülmesi için biraz daha zaman vardı. ben de yukarı çıkıp biraz kafamı dağıtmalı, başka şeylere yoğunlaşmalıydım. bu kadar düşünmek bana bile fazla gelmişti. inci'ye girip semiha berksoy ferresi yolla diyene yolluyorum başlığı açtım. pek ilgi görmeyince twitter'a girip birkaç güldüren şaka yaptım. kimse rtlemeyince face'e girip liseden arkadaşım pelin'in duvarına halil sezai paracıklıoğlu senden hoşlanıyor yazdım. 2 dakika sonra kaldırdı gönderimi oç. herkes bana karşı amk böyle dünyanın necati ateş'ini gibiyim deyip uykuya dalmaya karar verdim ve yatağa yattım. bir an önce sabah olmasını ve planlarımı hayata geçirmeyi istiyordum.
not: pelin kim kardashian'ın erkek kardeşine veriyor. eminim...
sabah kalktım erkenden reserved ne demek ola ki amk? diye düşündüm biraz. daha sonra quentin tarantino'nun adını hatırlayamadığım bir filmine gönderme olduğuna karar verip işe koyulmayı tercih ettim. merve'nin odasına inip biraz kapıyla dertleşmek istedim, fakat cevap vermedi oç. tüm dünya bana karşı birleşmiş amk deyip eticin+cappy i mideye indirdikten sonra firuze teyzelerin daireye indim. kapıyı tıkladım, açan olmadı. fakat içerde ayak sesleri vardı amk uyuyor olamazlardı. böyle zekiliklerim vardır, şeytanı ayrıntıda arar, aklımı kullanarak yerinde gözlemler yaparım. açmaları için kapıyı daha sert vurmaya başladıktan sonra firuze teyze açtı kapıyı. bir şey dememe izin vermeden bak çıkacam söyleyecem artık sizinkilere yeter böyle oğlum, acıyorum ses çıkarmıyorum dedim. sen kimsin bana acıyorsun firuzan teyze? kocanı çağır dedim. adını firuzan olarak telaffuz ettim ki onu önemsemiyor gibi bir görüntü verip, karşımda ezilmesini sağlayım. böyle hınzırlıklarım vardır. kocamı çağırırsam dayak yersin, git bak dedi. babam değil mi? döver de, sever de.. karışmayın çağırın dedim. ne diyorsun oğlum sen, çık elimi belada koyma diyor oç. eğer kocasını çağırmassa zabıta ya da pakize suda'yı çağıracağımı belirttim. fakat kadın oralı olmadı.. yetmezmiş gibi kapıyı yüzüme kapattı. oğlunuz büyüyünce önder açıkbaş gibi olacak hepiniz oç siniz deyip bizim daireye çıktım. konuyu manevi babama açma vakti gelmişti.
not: reservedla ilgili filmde pakize suda oynuyordu galiba.
kahvaltı masasına oturup bir süre herkesin uyanmasını bekledim. o sırada abraham lincoln'ün annemle ne ilgisi olabilir? diye düşündüm. neyse ki ilk uyanan babam oldu. napıyon lan burda? uyumadın mı? dedi. uyuduğumu, çünkü beynimin en fazla uyurken geliştiğini belirttim. beynini gibiyim gibilerinden ucuz bir laf etti. bu adamın aklı sıra benle taşak geçmesi çok sinirlerimi bozuyor. manevi babam olduğunu öğrendikten sonra bıçaklamayı düşünmüyor değilim. neyse buna daha fazla takılmayıp onu popülasyon genetiğinin kurucuları ingiliz biyologlar ronald fisher ve j.b.s. haldane için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ettim. giblemedi oç.. tabi ben hiç bozmadan duygulu bir 1 dakika yaşadıktan sonra konuya girmeye çalıştım. fakat bu oç döver diye yavaş yavaş bahsetmeliydim içimdekilerden. ilk insan ademse ya bu kızını gibti, ya da oğulları kız kardeşlerini? diyerek bir sohbet konusu açmaya çalıştım. sabah sabah sürünme yine.. diyince olayı mantık boyutundan şiddet boyutuna taşımamak için lafı uzatmadım. önce sevecen olmalıydım. bak dedim sen de bu yaşıma kadar büyüttün ettin, aç susuz koymadın eti cinim ekgib olmadı sağol dedim. ne diyon sen amk? diyor oç hala işin gırgırında. baba, bak hala baba diyorum sana. sen kim olduğunu söylemedin ama ben gerçek babamı buldum dedim. ilk başta şaşırdı, sonra zekama şaşırmış olacak ki hafif gülümsedi. kimmiş? dedi joe biden dedim. oç kahkaha atıyor karşımda. ne gülüyorsun amk baktım netten ben joe biden türkiye'yi başkan yardımcısı olmadan önce defalarca ziyaret etmiş dedim. oğlum bak sinirleniyorum, gibtir git diyor bana muallaknin evladı. hayır dedemi tanımasam manevi babama böyle söylememem gerektiğini düşünücem. ama biliyorum dedemi, kesin muallaknin evladı bu. az önce buraya gelip düşünmeye başlayana kadar firuze teyzenin kocası sanıyordum. o da bafiliyor annemi ama benim babam o değil, az önce düşününce farkettim dedim. ayağa kalktı bu hiçbir şey demeden üzerime yürüdü. şiddet çözüm değil, mantıklı ol. joe biden olmayacak da kim olacak? bunu daha önce düşünmemiş olmam saçma değil mi? diyecektim saç.. diyebildim. ağzıma burnuma daldı amk. bu kez farklı oldu biraz. 1 dişim kırıldı, gözüm 10 dakika içinde hafif morlaştı. elmacık kemiklerim çok acıyordu. vurdukça da kesmedi öncekiler gibi oç. neyse bıraktı gidiyordu sen benim maddi babam değilsin dövemezsin beni diye bağırdım. maddi o anlamda kullanılmaz gerizekalı diye yanıt verip odasına gitti. hmmmm bunu biraz düşünmeliydim.
not: ronald fisher, joe biden'ı duşta seyretmiş.
bir süre burnumdan yere damlayan kanları izleyip kafamda robert downey jr.'ın sherlock holmes performansını değerlendirdim. annem uyanmış amk o geldi ne oldu yine? ne bu halin? salim allah belanı versin deyip ağlamaya başladı. haltları sen yiyorsun, dayağını ben yiyorum anne dedim. ne yaptın yine gerizekalı? sorusuyla karşılık verdi. joe biden'ın babam olduğunu manevi babama söylediğimi belirttim. gözlerinden okudum bir yıllar öncesine gitti.. hiçbir şey demedi, ilk yardım gereçlerini getirdi. bunların yararı olmayacağını, acil bana merve'nin ojelerinin lazım olduğunu söyledim, takmadı. benim de kalkıp onları getirecek halim yoktu açıkçası. her tarafım acıyordu. daha sonra babam oç geldi annemle sırtladılar beni odama taşıdılar. güya şefkatli görünüp joe biden'ı aramama, onları terk etmeme engel olacak oç. ama yağma yok.. iyileştikten sonra ona gününü göstermeye karar verdim. gözlerim dolacak gibi oldu, kendimi tutmak için youtube'a girip harun kolçak'ın ''gir kanıma'' klibini izledim. biraz daha iyiydim.. biraz kafamı farklı şeylere odaklamam gerekiyordu yine. zeki insanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır. o yüzden kafamdaki bir diğer önemli soru önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? ya yeniden cevap aramaya çalıştım. kendisinin okan bayülgen ile eşit iq'da olduğunda bir kez daha karar kıldım ama dediğim gibi bunu zaten biliyordum. bana daha farklı argümanlar lazımdı.
not: babam oç önder açıkbaş'a kızıyor, sinirini bizden çıkarıyor.
neyse google görsellerden ibrahim erkal fotoğraflarına bakıp sakinleştikten sonra youtube'a girip mustafa karadeniz kamera şakaları izledim. artık iyiydim... şimdi joe biden'a ulaşmak lazımdı. twitter'da kendisini followlayıp birkaç mention attım. facebook duvarıma joe biden beni bul, konuşmamız gerek yazarak telefon numaramı paylaştım. son olarak serkan inci'ye pm atıp beni joe biden ile tanıştırmasını rica ettim. bu ikilinin liseden arkadaş olduğunu düşünürken keşfetmiştim. her tarafım ağrıdığından aşağı inemezdim. anneme seslenip gelmesini söyledim. gelince robert plant'in vokalistliğini yaptığı efsane ingiliz rock grubunun ismini sordum. bilemedi cahil oç... yine de içeri aldım çünkü durum ciddiydi. annem içeri girince manidar olsun diye youtube'dan metin ışık'ın lay lay lom eserini açtım. böyle zekiliklerim vardır. yaptığım eylemlerle insanlara mesajlar verir, onları beynimin labirentlerine davet ederim. ne diyorsun söyle çabuk? bir ihtiyacın mı var? dedi. anne joe biden'a acil ulaşmam lazım. telefon numarası vardır sende, versene.. dedim. hiçbir şey demeden çıktı odadan oç. beni peydahlamayı biliyorsun. o zaman bazı sorulara da cevap vereceksin amk. neyse ben yeteri kadar zekiydim, kimseye ihtiyacım yoktu. açtım yeniden twitter'ı baktım beni ne followlamış, ne sorduğuma cevap vermiş. bu beni biraz üzdü. herkesten sonra onun da bana sırtını dönmesi fazla ağır olmuştu. tavrımı anlasın, kendine çeki düzen versin diye son kez ''followa follow aqar agaaaaaaa'' yazıp kendisini unfollowladım. baktım facebook'taki çağrıma da cevap verdiği yok, dikkat çekmek için gönderimin altına ''a tempest of siblings, business and fame engulf olympic decathlete bruce jenner and paparazzi fave kim kardashian as their huge hollywood families collide.'' yazdım. hani adam ingilizce biliyor ya.. o açıdan. böyle zekiliklerim vardır. her bireyi kendi başına, kendi şartlarıyla değerlendirip onları aklımın kapanına sokarım. inci'deki inboxım da hala boş olduğuna göre biraz daha beklemem gerektiğine, bu sırada hegel şükran teyze akrabalığının ne anlama geldiğini düşünebileceğime karar verdim.
not: mustafa karadeniz hegel'i çok komik şakalardı.
sağ dizimdeki, dirseklerimdeki ve elmacık kemiğimin üst kısımlarındaki morluklara merve'nin daha önce kaçırdığım ojesini sürüp biraz dinlenmeye çekildim. 2-3 saatlik bir uyku çektikten sonra inci'ye girdim. inboxım hala boştu. serkan inci'ye sen git hala fakir gibi dilen, bir işimize yardımcı olma oç yazdıktan sonra balkona çıkıp ela'nın gelmesini bekledim. bir kere de sözünde dur amk kızı yaralıyız bir de. tam 45 dakika bekletti. ben de daha fazla beklemedim ki tavrımı anlasın. böyle zekiliklerim vardır. gerekli durumlarda sinirimi beynimin kıvrımlarıyla harmanlayıp ortaya akıl ürünü, zekice tepkiler çıkartırım. kapım tıklandı, gelen manevi babammış. steven spielberg mü? david lynch mi? diye sordum. gibtirme onları bana aç şu kapıyı dedi. bu adamda gelişme var amk. bu ara hiçbir soruyu kaçırmıyor. doğru yanıtı duyar duymaz açtım kapıyı. buyur ne vardı? dedim. oğlum bir an aşırı sinirlendim, böyle olsun istemezdim, kusura bakma dedi. joe biden'a ulaşacağımı anlayınca arkaü tutuştu oç nin. yine de asıl niyetini anlamamazlıktan gelerek olur böyle şeyler baba dedim. aferin bak, yarak yarak konuşma adam ol şöyle diyor. güzel ortamı bozmamak, lafı değiştirmek için dostoyevski'deki st. petersburg tasvirleri başka kimde var allasen? diye sordum. aval aval baktı. bak baba dedim, madem yapıcı konuşuyoruz. ben önemli değilim, artık düşünme beni.. ben bakarım başımın çaresine dedim. aferin oğlum dedi. ama merve adına endişeleniyorum baba, face'den sınıfındaki erkek arkadaşlarıyla konuştum kimseyle sevişmemiş dedim. daha lafa devam edecektim kalktı gidiyor saygısız oç.. dur dedim nereye gidiyorsun amk? almayım ayağımın altına bak zor tutuyorum kendimi diyor. bu adamın pgibolojik desteğe ihtiyacı var amk. olur olmaz yerde dayak atmaya çalışıyor. merdivenlerden inerken annen yemek hazırladı getirsin odana söyleyim de dedi. annemden sanane oç deyip kapıyı kapattım, üzerine kitledim.
not: ela'yı david lynch'e yar etmem. niyetlerinin farkındayım ama bu asla olmayacak.
baktım face'e, twitter'a joe biden'dan hala ses yok. bu annem de 1 kere olsun adam gibi adama vermiyor amk. babam olma ihtimali olan herkes oç. neyse çıktı annem yemek getirdim aç kapıyı diyor. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim. oğlum aç kapıyı uğraşamam senle diye karşlık verdi. fakat yağma yoktu. şu sorularıma bu evde artık cevap verilecek amk. ciddi bir şey soruyorum, önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? diyerek sorumu tekrarladım. buraya bırakıyorum yemeği alırsın dedi. açtım kapıyı pilav nohut var.. üzerine vişneli cappy döküp afiyetle yedim. tam hatırlayamadığım bir şeye sinirlenip boşların olduğu tepsiyi yatağın altına sakladım. harun kolçak'ın gir kanıma klibini izleyip sakinleştikten sonra yeniden joe biden'ı bulmanın yollarını aradım. birden joe biden'ın bizim apartmandaki öğrenci kızın akrabası olduğu aklıma geldi. o kızla hemen konuşmalıydım. evden çıkmama izin vermeyeceklerinden üst kattan sıvışmaya karar verdim. böyle zekiliklerim vardır. insanların benim üzerimde kurmaya çalıştıkları baskıya, onlara akıl oyunları yapıp, beklenmedik anda beklenmedik eylemlerde bulunarak cevap veririm. yürümekte zorlandığım için kızın katına inmem 15 dakikamı aldı. ama sonunda varmıştım. tıkladım kapıyı, açtı. konuya alakalı bir yerden girmek için bu model grubunun solisti neden spastik kız çocuğu taklidi yapıyor? diye sordum, gülümsedi. bu olumlu bir gelişmeydi, balık oltaya geliyordu. ne vardı? dedi. joe biden'ın telefon numarası lazım dedim. o kim? diyor amk. yeni nesil ecdadını akrabasını tanımıyor ayıp oç dedim. şaşırmış görünüyordu.. daha sonra anlamlı bir sosyal mesaj vermek için ''ecdad tarih yazmış, torun okumaktan aciz.'' diye bağırdım. ehehe ne kullanıyorsan aynısından istiyorum deyip kapıyı kapattı. oha! oha oha oha oha wowwww... ekşici lan bu dedim. espriyi kest dedim. telefon numarasını alamasam da kızın ekşici olduğu bilgisine ulaştım. bu da joe biden ile ekşiyi direk ilişkili kılıyordu. zaten daha önce şüphelendiğim bir durum olduğundan bir an önce odama çıkıp bunun üzerine düşünmeye karar verdim. yaklaşık yarım saat sonra kimseye farkettirmeden odamdaydım.
not: öğrenci kız geceleri evinde harun kolçak'ı misafir ediyor.
daha sonra odamda enrique iglesias'ın hero klibini izlerken joe biden-ekşi ilişkisini düşündüm bir süre. tüm bu karışıklığın arkasından roberto baggio'nun çıkabileceğini tahmin ediyordum. twitter'da ve facebook'ta durumumumu edit:imla diye güncellendim. birkaç film izledim beğenmedim, birkaç şarkı dinledim ağır eleştirdim. aralarına sızarsam belki daha kolay çözülürler diye düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanlara yakın davranıp bana güvenmelerini sağladıktan sonra onları beynimin duvarlarına hapsederek istediklerimi vermelerini sağlarım. fakat 2 saat boyunca kimseden ses çıkmamıştı. merve'nin odasına inip konuyu kapıya açmaya karar verdim. indim aşağıya, bak dedim kapı; aramızda çeşitli gerginlikler, hoş olmayan olaylar yaşandı. gel geçmişe bir sünger çekelim. dedim. hiç cevap vermedi oç. yine de büyüklük bende kalmalıydı. eğer barışmak istersen ben odamdayım, harun kolçak dinleyip birbirimize el şakası yaparız dedim. tamam gibilerinden kolunu oynattı. merve açtı kapıyı.. napıyorsun abi burda? diyor. hiç dedim bir meseleyi hallettik. bak merve dedim kaç gündür babamı arıyorum ve kendisine ulaşmama ramak kaldı. ona ulaştıktan sonra sizi terk edecem. aklım sende kalarak gitmeyim, şu aldığım sütyenleri kullan artık dedim. bak çağırırım babamı? diye tehdit ediyor oç. hemen konuyu değiştirdim. bu egemen bağış ne komik adam değil mi? seviyorum vallahi dedim. o kim abi diyor cahil oç. hem sütyensizsin, hem cahil daha fazla muhattap olamam deyip odayı terk ettim. giderken kapıya selamımı çaktım. daha sonra apartmandaki daireleri gezip behzat ç. izleyip izlemediklerini sordum. verilen cevaplara göre apartmandaki oçlik oranını hesapladım. sonuçlar beni üzmüştü.
not: roberto baggio ve akbaba aynı kızdan hoşlanıyorlar.
ertesi gün akşsevgi kadar incide takıldım, eti cin yedim, ela'yı bekledim vs.. akşam olduğunda aşağı indim. herkes salondayken mandalina aşıracaktım. sesimi duymuş olacaklar ki manevi babam salona çağırdı, gittim. ne vardı? dedim. gel yanımızda otur, dizi izleyelim dedi. arkaü tutuştu oç nun.. yine de annemin hatırına oturdum. hiç ağzımı açmadan 20 dakika bekledim. daha sonra fatmagül'ün teyzesine sinirlenip masanın üstündeki bardağı televizyona fırlatınca babam elinin tersiyle suratıma bir tane yapıştırıp odadan kovdu. üvey baban mı var derdin var amk.. neyse odama çıkıp bir süre astrofizik üzerine düşündüm, hubble ultra derin alanını seyrettim. bundan da sıkılınca şükran teyzelerin kapısını çalmak için üst kattan sıvıştım. kapıyı tıkladım, şükran teyze açtı. oo nasılsın şükran teyze, mehmet amca yok mu? dedim. var içeride demeye kalmadı o oç da geldi. kapat kapıyı şükran diyor oç.. mehmet amca babam karınızı tokmaklıyorsa sorunu onla çözün, zaten kendisi öz babam bile değil dedim. git elimden kaza çıkacak diyor amk oğlu. neyse alt kata benden hoşlanan öğrenci kızın dairesine indim, kapıyı tıklatınca hemen açıyor. bu çok iyi bir özellik. insan ilişkilerinin etik kuralları gereği naber? dedim. iyi canım sen diyor. bu da hemen atacak kapağı oç.. ağırdan al kızım. evlenecez demedik. canım manım ne ayaksın? neyse kardeşimin pedi bitmiş de sizden alabilir miyiz? dedim. tabi dedi. ama mümkünse kullanılmış olsun diye rica ettim. öyle deyince bir döndü kaç yaşında senin kardeşin? diyor. ne alakaysa amk bu kızın kafada bir kırıklık var. 12 ne oldu da? dedim. kapıyı yüzüme kapattı. amk sen bana naz yapacan diye kardeşim zor durumda kalacak bencil oç. ilişkimizle ilgili meseleleri bire bir halledelim kızı niye mağdur ediyorsun? bunları söylemek için kapıyı bir kez daha tıkladım, yine açtı sağ olsun. konuya farklı yerden girip tepkisini azaltmak için plüton'a da çok ayıp ettiler ha.. dedim. ya arkadaşım ne istiyorsun benden? dedi. 1 ped rica ettik küfretmediğin kaldı. aramızdaki sorunları baş başa halledelim, şimdi pedi ver dedim. annenle tanışıyoruz, ona bir bir söyleyecem bunları deyip kapıyı kapattı. sanana annemden oç deyip kapıya bir tekme attım ve ben de yukarı çıktım. manevi babam çağırdı yanına, gittim. he dedim, noldu? haftaya azize halanlar geliyormuş, 1 hafta kalacaklar dedi. burcu bakireyse almam eve deyip odama çıktım. azize halam ilginç bir kadındır.. daha önce mehmet amca ve 1. kattaki kadının kocasıyla kısa süreli ilişkiler yaşadı, yürütemedi. gençliğinde mehmet demirkol ile 2 yıllık bir beraberlik yaşamış. şimdi bizim süleyman enişteyle evli görünüyor.
not: benim manitanın babasıyla süleyman eniştenin sık sık öpüştüğünü duydum.
halamların geleceği gün erkenden kalktım. vücudumun kıldan muzdarip yerlerini tıraş ettim. duşumu alıp, kolonyamı sürdükten sonra artık hazırdım. annemler aşağıda hazırlıkları tamamlamıştı. annem geleceklerinden dolayı baya sevinçli görünüyor ama eniştemin gelmediğinden haberi yok herhalde. 2 yıl önce yazlıklarına gittiğimizde eniştemle mutfakta buluşuyorlardı. gözlerimle gördüm.. neyse kapı çaldı indim hemen aşağı. halamlar geldiler falan, burcu ve ekrem de gelmişti. ekrem oç benim hasmım.. benden nefret ediyor biliyorum. yine de burcu'nun hatrına ona katlanmak zorundayım. neyse halamın elini öptüm burcu'yu öptüm falan. tokalaşma merasimi vs.. merve malıyla burcu bir garip hareketler yapıyorlar, ilginç sesler çıkarıyorlar falan. ne yapmak istediklerini tam anlamadım ama sonunda sarıldılar da olay tatlıya bağlandı allahtan. neyse salona geçtik biraz sohbet etmek için. annem açlığınız var mı? diye sordu. ne biçim soru soruyorsun anne, yıllardır giriş katında kirada oturuyorlar? dedim. sen sus diye yanıt verdi. bu kadın tam mal ya.. neyse sen nasılsın oğlum? diye sordu halam. iyiyim hala kız arkadaşım ve yeterli eti cinim var. sen nasılsın? dedim. biz de iyiyiz çok şükür dedi. nasıl iyisin hala? burcu'nun hala göğüsleri büyümemiş. ne rahat insanlarsınız? dedim. babam gibtir ol git gelme buraya diye kolumdan sürükleyerek odadan kovdu. oç 2 dakika hasret gidermemizi de kıskandı. gerçek babam olmadığını sanırım halam da bilmiyor. telaşı ondan... neyse merve'lerin odasına gidip burcu ile merve'yi beklemeye karar verdim. beraber yatacaklardı çünkü.. onlarla etraflıca bu göğüs meselesini konuşmalıydım. gittiğimde kapı kilitli değildi, girdim içeri. kapıyla 5 dakika kadar sohbet ettikten sonra merve ile burcu geldi. kevaşe merve abi ne işin var burda? çık diyor oç. bekle dedim burcu'ya bir şey sormam lazım. sor abi dedi burcu. ekrem hala kızgın mı bana? dedim. niye ki? dedi. ben ten kol saatini cinsel uzvuma taktığımdan beri bana hep ters davranıyordu dedim. yok abi seviyor seni dedi.. oç ekrem o imajı yaratmış ailesinde bilerek.. böyle şeytanlıkları vardır. asıl düşündüğünü son ana kadar söylemeyip, olayların istediği gibi şekillenmesini ister. açıkçası ekrem'den korkuyordum ve bu konuyu annem benim için çözmeliydi. gittim mutfağa annemi yanıma çağırdım. korkumu belli etmemek için konuya farklı yerden girerek okul filmi vardı taylan biraderlerin, sinem kobal oynuyordu. ne korkmuştuk değil mi? dedim. cevap vermiyor oç.. bak anne dedim bu ekrem beni üzüyor. garip hareketleri var deli gibi bir çocuk bu. ayrıca biliyorum ki benden kurtulmanın planlarını yapıyor, benden nefret ediyor dedim. saçmalama oğlum 8 yaşında çocuğun senle ne derdi olsun? diyor oç. ölsem gitsem umurlarında değilim.
not: ekrem okul filminden daha korkunç.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.21 18:52 ferreisawesome Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu

Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu..(Yazan:Kerem) Merhaba ensest hikaye okurları, ben İstanbul’dan Kerem. 26 yaşında 3 yıllık evli devlet memuru bir makine mühendisiyim. Eşim benden 4 yaş küçük. Evlendiğimiz günden itibaren eşimle çocuk yapmak için uğraşıyoruz ancak eşimin ergenliğinden beri varolan yumurtlama probleminden ötürü başarılı olamıyorduk bir türlü. İki yıl denedikten sonra artık tıbbi yardım almaya başladık. Ama bu da derdimize derman olmadı. Eşim bu yüzden bunalımlara girdi ben de elaleme rezil olacağız hatta olduk diye çok korkuyordum.
Bir gün bir aile dostumuz bize taşıyıcı annelikten söz etti. Çocuğu başkası doğuracaktı ama yasal olarak annesi eşim olacaktı. Son çare olarak başka bir seçeneğimiz yok gibi gözüküyordu. Üstelik taşıyıcı annelik ülkemizde yasaktı. Biraz araştırdıktan sonra Gürcistan’da bu için yapıldığını öğrendik. Aile meclisini topladık. Kayınpederim ve kaynanam ayrı yaşıyorlardı ama bu mevzuyu konuşmak üzere o da katıldı bize. Kayınçom ve benim annem ve babam da vardı. En sonunda herkes taşın altına elini koydu ve Gürcistan’da bu işi halletmeye karar verdik. İçim rahatlamıştı bu sefer. Ancak ertesi gün eşim tadımızı kaçıracak bir şey daha ortaya attı. “Ya oradaki kadınlarda hastalık varsa, çocuğum hasta olursa” dedi. Mantıklıydı, çünkü Gürcistan’da seks turizmi yaygındı ve çocuğumuzu bu konuda riske atmak ne kadar doğruydu. Eşim yine bunalımlara girdi ağlamaya başladı sürekli. Aynı gün kayınvalidem geldi. Eşimin ağlamaktan şişmiş gözlerini görünce sordu. O da anlattı… Eşim “bize güvenebileceğimiz bir taşıyıcı anne lazım” dedi. Düşündük taşındık ama kimseyi bulamadık. Bulsak da kim bize yardım ederdi ki böyle bir konuda… Ertesi gün akşam yine kara kara düşünürken eşimin telefonu çaldı. Arayan kayınvalidem Handan’dı. Eşimden telefonun sesini hoparlöre vermesini istedi. “Çocuklarım, bu söylediklerim aramızda kalacak. Benimki sadece bir teklif. Düşünün taşının ama ben evlatlarım olarak sizlerin mutluluğu için böyle bir fedakarlık yapmak istiyorum” dedi. Biz eşimle birbirimize bakarak donduk kaldık. Eşim “olmaz anne öyle bişey” diyerek kapadı telefonu. Ertesi gün işten geldiğimde eşim konuyu açtı yine. “Ne dersin Kerem, annem olur mu” dedi. Belli ki kayınvalidemle tekrar konuşmuş… Ben sinirlenmiştim;
-”Nasıl olacak Tuğba? Elaleme ne diyeceğiz? 40 yaşında kayınvalidem hamile kaldı” mı diyeceğiz?
-”Annem 40 değil 38 yaşında Kerem ve bir çok insan bu yaşında hamile kalabiliyor. Kadın bizim için fedakarlık yapmak istiyor anlasana” dedi eşim.
-”İyi peki. Çocuğu annenin doğurduğunu gören eş dosta hayır bu bizim çocuğumuz mu diyeceğiz” dedim.
-”Annem onu da düşünmüş. Sen tayinini isteyeceksin. İstanbul’dan başka bir şehire taşınacağız. Bir-iki sene başka şehirde yaşayıp bu işi halledip tekrar döneceğiz İstanbul’a. Hem de çocuğumuzla beraber” diye cevap verdi eşim.
Mantıksız değildi aslında ama tayin mayin işi zor işlerdi. “Peki baban ne diyecek bu işe” diye sordum.
-”Babamın da, senin ailenin de bu işten haberi olmayacak. Gürcistan’daki herhangi bir taşıyıcı anneden olduğunu söyleyeceğiz çocuğun” dedi Tuğba.
Eşimin ve kayınvalidemin baskıları neticesinde kabul etmek zorunda kaldım bu işi. Tayin için de başvurdum. Bir ay içinde Kayseri’ye tayinim çıktı. İkinci ay Kayseri’ye taşınmıştık bile… Bu arada bir arkadaşım bir tanıdığı vasıtasıyla Gürcistan’da bize yardımcı olacak kişiyi de organize etti. Tarih belirlenince işyerimden senelik izin alarak Gürcistan’a uçtuk eşim ve kayınvalidemle birlikte. Arkadaşımın Gürcistan’daki bağlantısı bizi karşıladı. Konuştuk anlaştık. Bizden istediği 15000 euror parayı da peşin olarak verdik. Yarın arayacağını söyleyerek gitti adam. Biz otelimize yerleştik. Ertesi gün gözümüz telefonda bekledik ama haber gelmedi. Sonraki gün yine. İyice tedirgin olmuştuk. Adam benim aramalarıma da cevap vermiyordu. Israrlı aramalarımdan sonra en sonunda gecenin bir saatinde açtı ve “arama lan beni bir daha gavat” dedi ve suratıma kapadı telefonu. Dolandırılmıştık. Bugüne kadar çok para harcamıştık çocuk için ama dolandırılmak koymuştu bana. Eşim krize girdi. o gece tuvaletten gelen sesle uyandım. Kapı kilitliydi. Eşim ses vermiyordu. Kayınvalidemi uyandırdım yan odadan. Ona da ses vermeyince kapıyı kırıp içeri girdiğimde eşimin baygın halde yerde yattığını ve bir kutu ilaç içtiğini görünce elim ayağıma dolaştı. Hemen otel görevlilerine haber verdik ambulans istedik. Ambulans hemen geldi hastaneye apar topar gittik. Korkudan ağlıyorum. Eşime bir şey olursa ben de ölürdüm. Para pul çocuk falan umurumda değildi. Doktor midesini yıkadıklarını, komada olduğunu, şimdilik beklemekten başka bir şey yapamayacağımızı söyledi. O gece uyanmadı Tuğba. Ertesi gün gözlerini açtı şükür ama yine ağlamaktan başka bir şey yapmadı. Sakinleştirici ile bu sefer doktorlar uyutmak zorunda kaldılar. Kayınvalidem Handan o akşam “Kerem kalk otele gidiyoruz” dedi. “Noldu anne?” dememe bırakmadı “kalk bu işi çözeceğiz” dedi. Taksiye binip otele geldik. Takside konuşamadığımız için odaya çıkmayı bekledim. İkimiz de tedirgindik.
-”Anne ne yapacağız” dedim odaya çıkınca.
-”Buraya neden geldiysek onu yapacağız” dedi annem.
-”Anlamadım anne” dedim.
-”Anlamayacak bişey yok Kerem. Bu adi memlekete çocuk sahibi olmak için, beni hamile bırakmak için geldik. Şimdi beni hamile bırakacaksın” dedi. Ben afallamıştım;
-”Nasıl olur anne, nasıl yapacağız” diye sordum aptalca.
-”Kerem! Bak oğlum! Kızımın hayatı ve sizin evliliğiniz tehlikede. Siz benim evladımsınız. Bir fedakarlık yapacağımı söyledim işler sarpa sardı. Şimdi bu durumu düzeltebiliriz” dedi.
-”Anne nasıl olacak, nasıl spermlerimi aktaracağım sana anlamadım” dedim yine safça.
-”Oğlum vaktimiz yok. Kimseye de güvenemeyiz burada. Dünyadaki 6 milyar insan nasıl yapıyorsa biz de öyle yapacağız bu işi” diye cevap verdi.
-”Anne olur mu öyle şey! Sen benim annemsin! Hem Tuğba’ya ne diyeceğiz?” dedim telaşla.
-”Tuğba birkaç gün daha hastanede kalır. Kalmasa da doktorlardan rica ederiz uyuturlar bir iki gün daha. Biz de bu arada işi hallettik deriz” diye beni ikna etmeye çalıştı annem.
Elimde fazla bir seçenek yoktu. Bir amaç için yola çıkmıştık ve başımıza bir sürü talihsizlik gelmişti. Bu işi burada çözüp dönmek lazımdı Türkiye’ye. İster istemez kabul ettim. “Peki nasıl yapacağız anne ben çok utanırım” dedim. Annem;
-”Oğlum utanacak bir şey yok. Burada zevkimiz için bir şey yapmıyoruz” dedi. “Beni Tuğba olarak düşün” dedi. Hakikaten de eşim annesine benzer.
-”Tamam anne ama nolur makyaj falan yapalım, kılığını tipini değiştir, yoksa yapamam ben” dedim.
-”O zaman sen bir iki saat bekle otelde” dedi annem ve gitti. Bir saati biraz geçen bir vakitte geldi. “Tamam şimdi hazırlanırım Kerem” dedi. Duşa girdi. Oradan odaya geçerken “sen de duşunu al Kerem” dedi. Girdim duşumu alıp çıktım. Üzerimi giyinirken “Kerem gel hadi oğlum” diye seslendi annem içeriden. Kapıyı açtım oda kapkaranlıktı. Hemen yatağa girdim, yatak boştu. Az sonra ışık açıldı. O da ne!!! Ne göreyim!!! Kayınvalidem Handan saçlarını tepede topuz yapmış, çok güzel ve değişik bir makyaj yapmış, üzerinde siyah jartiyerli bir takımla karşımda bir afet gibi duruyordu. Memeleri taş gibi gözüküyordu ve sütyen ancak yarısını kapatabiliyordu. Altındaki tül külot da çok seksiydi. Çok farklı bir kadın olmuştu. Utangaç bir sesle “nasıl değişik biri olmuş muyum Kerem?” dedi. Ben hemen etkilenmiş, karşımdakinin kayınvalidem olduğunu unutmuştum bile. “Olmuşun anne çok güzel olmuşsun” dedim. Annem ışığı kapadı ve yatak başındaki ışıkları yaktı ve yanıma uzandı. “Bu gece ‘anne’ demek yok” dedi ve elini aletime attı. “Sadece o işi yapacağız değil mi anne” deim. “Bir çimdik attı, ‘anne’ yok dedim sana. Ne istiyorsan yapabilirsin, farz et ki bir kaçamak yapıyorsun oğlum” dedi. Ben de “bu gece ‘oğlum’ da yok o zaman”” dedim ve hemen öpüşmeye başladık. Annem mis gibi kokuyordu. Memelerini emmeye başladım sütyeni sıyırıp, gerçekten de taş gibiydi annemin vücudu. 38 yaşına gelmesine rağmen kendine çok iyi bakmıştı. Annem az sonra aşağıya inip aletimi ağzına aldı. “Anne ne yapıyorsun” deyince sikimi ağzından çıkartıp ısırır gibi yaptı “Anne demek yok dedim sana” dedi. Taşaklarımı avuçlayarak aletimi emiyordu annem adeta bir orospu gibi. Sadece içine boşalıp hamile bırakacağımı sanarken annem yılların acısını çıkarır gibi sevişiyordu benimle. Az sonra boşalacağımı anladım “anne dur, geliyorum” dedim kasılarak. Sikimi çıkarıp “hala anne diyorsun” dedi ve tekrar ağzına aldı. Ben kendimi çekmeye çalışırken o daha bir sabitledi sikimi ağzında ve eme eme ağzına boşalmamı sağladı. Ben de hayatımdaki en muhteşem boşalmayı yaşadım. “Anne harikasın ama neden böyle yaptın, hani hamile bırakacaktım seni” dedim. “Bırakırsın Kerem daha gece uzun” dedi ve 69 pozisyonunda üstüme çıktı. Külodu jartiyerin üstüne giymişti sıyırıp çıkardım. Annemin amını götünü dillemeye başladım. “Ohhh oğlum harikasın” diye inledi annem dilimi göt deliğinde gezdirmeye başlayınca. Ben de poposunu ısırarak “oğlum demek yoktu hani” dedim ve yalamaya devam ettim. Dilimi göt deliğine sokup çıkarmaya başladım annemin. “Oaaaawww Kerem ne diyeyim sana müthişsin” dedi annem. “Erkeğim de bana Handan, ‘oğlum’ deme” dedim. Az sonra annem dönüp kucağıma geldi ve sikimin üzerine oturmaya başladı. Alev gibi yanan amına yavaş yavaş sokuyordu aletimi annem. İçine girdikçe “Ohhh Kerem erkeğim benim, çok büyük aletin” diye inliyordu. otura kalka köküne kadar aldı sikimi annem. Sikimin üzerinde zıplamaya başladı. Başına kadar kalkıp tekrar oturuyordu. Az sonra hızlandırdı hareketlerini. Terlemiştik iyice. Annem hopladıkça şap şap ses çıkıyordu. Az sonra annemi altıma alıp domalttım. iki elimle yanaklarını ayırınca mükemmel göt deliği kabak gibi ortaya çıkmıştı. Dilimle tekrar muamele yapmaya başladım. “Oğlum hep dilini mi sokacaksın orayaaa” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Demek götten de sikmemi istiyordu annem. Sikimin başını dayadım ve ittirmeye başladım götünün deliğine. Başı kolay girdi. Biraz yüklenince “ahh” diye inledi annem. Geri çekip tükürükleyip bir daha yüklendim. Bu sefer daha da ilerledim. Annemden “aaaoohhh” diye bir inleme geldi bu sefer. Biraz çekip tekrar yüklendiğimde artık sikim köküne kadar annemin göt deliğine girmişti. Annem bir çığlık attı ve “aaaaowww oğlum ne yaptınnnni müthişsinnn” diye inledi. Ben gidip gelmeye başladım bunu duyunca. “Sen vazgeçmeyeceksin demek ki! Tamam devam et ‘oğlum’ de bana! Oğlum dee!” diyerek götüne vurmaya başladım annemin. Annem altımda çıldırmıştı. Yüzünü tamamen yatağa baştırmış çarşafları sıkıyordu. “Ohhhh sik beni oğlummm… Daha sert vur aslan oğlummm” diye inliyordu. Ben de ellerini arkada kelepçe yaptım ve iyice çıkarıp tekrar girmeye başladım annemin götüne… “Ohhh annem benim harika götün var, süpersinnn” diyerek köklüyordum. Az sonra yine boşalacağımı anladım. “Anne geleceğim” dedim. “Devam et oğlum durma, arkama istiyorum hepsini” dedi ve elini arkaya atarak kalçamdan bastırarak göt deliğine köklememi istedi. Ben de anneme kitlenerek göt deliğinin derinliklerine boşaldım deli gibi… “Anne mükemmel bir kadınsın” dedim boşadıktan sonra. “Sen de harikasın oğlum, kaç kere boşaldığımı hatırlamıyorum bile” dedi.
Az sonra yatakta uzanırken “ee bu da boşa gitti anne” dedim gülerek. Annem elini taşaklarıma attı ve “hiç önemli değil aslanım, sen de bu alet varken daha çok şansımız var” dedi. Annem dışarı çıktığında bir kaç bira da almış kalkıp onları içtik biraz. sonra annem karşımda seksi bir şekilde dans etmeye başladı. Allahım çok güzel bir kadındı. Yani para versen böylesini sikemezsin… Az sonra kucağımdaydı. Memelerini ağzıma verdi. Emmeye doyamıyordum. Bacak arama inip sikimi göğüslerinin arasına alıp memeleriyle mastürbasyon yapmaya başladı bana. Sikim yine dikilmişti.
Az sonra annem kalkıp banyoya gitti. Su sesi gelmeye başlamıştı. içeri gelip “hadi banyoya erkeğim” diyerek bir göz kırptı. o göz kırpması beni azdırmaya yetti tekrar. Peşinden bir boğa gibi girdim içeri. Annem jartiyeriyle suyun altındaydı. Hemen ben de küvete girip annemi yüzüstü duvara yasladım ve götünün yarığına kafamı gömdüm. Her yerini yalamaya başladım tekrar. Uzun uzun öpüştük sonra. Dillerimiz birbirine dolanıyordu. Sonra annem benim taşaklarım dahil her yerimi yalamaya başladı. Taşaklarımın hepsini ağzına almaya çalışıyordu. Sikimi de gırtlağına kadar sokup çıkarıyordu. Sonra kulağıma yaklaştı ve “hadi erkeğim, şimdi zamanı geldi” dedi. Ben ayağa kalktım ve annemin arkasına geçtim. Arkasındayken amına girdim. Hızlı hızlı vurmaya başladım. Suyun da etkisiyle şap şap ses çıkıyordu her vuruşta. Annem de vurdukça “erkeğim, aslan oğlum, vur annene daha sert hadi koçum benim” diye inliyordu. Sonra annemi döndürdüm. duvara sırtını yaslayıp ayakta amına girmeye başladım tekrar. Annem boynuma dolandı. Vurdukça inliyordu. Az sonra bacaklarını belime doladı. Ben de alttan ellerimi kalçalarına attım ayakta kucakladım annemi. Amına girip çıkmaya başladım. Annem kucağımda çığlık çığlığaydı. “Hadi oğlum karını becerir gibi becer anneni, karını döller gibi dölle aslan erkeğim benim” diye inlerken ben de hareketlerimi hızlandırdım. Az sonra ellerimi bacaklarının altından geçirerek bacaklarını iyice ayırdım ve kollarını tuttum. Amına daha hızlı git gel yapmaya başladım. Ve sonrasında çığlık çığlığa annemin amcığına tüm spermlerimi akıttım. Annem “ooaaahhh erkeğim, aslan oğlum benimmm” diyerek inledi. Kucağımda çığlık atmaktan bitap düşmüştü. Kollarıma yığıldı. Çıkarıp kurulandıktan sonra yatağa yatırdım annemi. “Harikasın oğlum, resmen işimi bitirdin” diyerek uykuya geçti. Ben de yorulmuştum. Tam uykuya dalmıştım ki, hatta biraz uyumuş da olabilirim elim annemin götüne değdi. Taş gibi götü hissedince sikim yine kazık gibi oldu. Kalkıp annemin göt deliğini yalamaya başladım yine. Annemin götüne doyamıyordum. Annem baygın bir şekilde yatarken beline yastık koyup bir kez daha göt deliğini doya doya sikiyordum. Yine boşalacaktım ki annem “ağzıma istiyorum” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Hiç hareket etmemişti ben sikerken ama demek ki uyanıktı. Çevirdim sikimi ağzına yaklaştırdım. Hemen ağzını açtı. Ben de Mastürbasyon yaparak ağzına boşaldım tekrar annemin. Bütün spermlerimi yuttu. Hatta dudaklarına bulaşanları da diliyle ağzına aldı. O sabah çok mutlu uyandık. Hastaneye sabah erkenden gittik eşimin yanına. Mutlu haberi verdik. Nasıl olduğunu sorduğunda hastanede başka biriyle tanıştığımızı, onun yardımcı olduğunu, kendisinden aldığımız yumurta hücreleriyle benim sperm hücrelerimi annemin rahmine yerleştirdiğimizi, bu sayede işi başardığımızı anlattık. Eşim çok mutlu oldu. Hemen o gün taburcu oldu hatta. Beraber bir iki gün daha gezdik. Kayınvalidemle kaçamak bakışlar atıyorduk birbirimize arada. Ardından yurda döndük.
Kayseri’ye hemen alıştık. Büyük bir şehirdi burası da. Eşime de Cumartesi günleri de mesaisi olan bir muhasebe işi buldum çalıştığımız firmalardan birinde. O ilk Cumartesi günüydü… Rüyamda birisi aletimi yalıyordu. Az sonra uyandım. Rüya değildi, odamdaydım. Demek ki eşim yalıyordu sikimi derken bir baktım ne göreyim. Kayınvalidem yine o geceki jartiyerli takımını giymiş, yine harika bir makyaj yapmış. Sikimi emiyor. “Anne ne yapıyorsun” dedim kendimi çekerek. “Bir şey yapmıyorum oğlum. Sadece o geceyi unutamıyorum. Ne var anneni bir kere daha doyursan! Bir kaç aya karnım şişer zaten, günleri değerlendirelim bence” diyerek tekrar sikime yumuldu. Benden günah gitmişti. Annemi o gün eşim gelene kadar evire çevire evin her yerinde becerdim. Akşam poposunun üzerine oturamayacak haldeydi ama memnundu…
O yılı Kayseri’de geçirdik. Annem bize bir kız çocuğu doğurdu, adını Eda koyduk. Çok tatlı bir bebekti. 3-4 ay sonra İstanbul’a tekrar tayinimi aldırabildim. Kimse bir şey anlamadan bu işi halletmenin verdiği gurur, kayınvalidemi sikmiş olmanın verdiği mutlulukla döndük mahallemize tekrar, annem de bir üst katımızdaki evine yerleşti. Annem doğumdan önce biraz zayıf bir kadındı. Doğumda aldığı kiloları da hızlıca verdi. Ama önceki gibi zayıf değildi artık. Bu sefer tam bir afete dönüştü. Şimdi eşim de çalıştığı için Eda’ya annem bakıyor. Yani Eda’nın da öz annesi… Kendi kızının bakıcılığını yapıyor kayınvalidem… Bazen işten erken çıktığımda çocuğu almaya ben çıkıyorum annemin yanına. Çocuğu almadan önce bir posta sikiyor, sonra Eda’yı alıyorum… Bazen de annem geldiğimde bizim evde oluyor. Eşim daha gelmemişse, o gelene kadar annemi doyuruyorum. Bazen o kadar azgın oluyoruz ki Eda ağlasa da bakmıyor, sikişmeye devam ediyoruz… Bir sene sonra annem bir kere daha hamile kaldı ama onu eşime hissettirmeden aldırdık… Eda bu sene anaokuluna başladı. Annem de 45 yaşına geldi ama hala bir afet. Kızından hala daha güzel. Hala Eşim işteyken ve Eda okuldayken sikiyorum annemi. Cumartesi günleri eşim işte ama Eda’nın okulu yok. Uyuduğu zaman rahat rahat sikişiyoruz. Uyanıkken de televizyonda ona bir çizgi film takıp evin değişik yerlerinde sikişmeye devam ediyoruz. Bazen Eda’ya yemek yedirirken sikiyorum annemi arkasına geçip. Bazen annem mutfakta yemek hazırlarken arkasına geçip eteğini sıyırıp sikiyorum hemen. Bazen de annem Eda’yı kucağına alıyor ben de annemi kucağıma alıp sikiyorum… Bazen beraber evcilik oynuyoruz. Eda dışarda kalıyor, ben annemle çadıra girip ağzına veriyorum. Bazen de doktorculuk oynuyoruz. Eda annemin annesi oluyor, ben doktor oluyorum, annem de hasta. Tabi her seferinde hastaya iğne yapıyorum Bir keresinde eşime yakalanıyorduk. Bizim evde Eda odasında oynarken ben annemi salonda kanepenin kolçağına domaltmış götünden sikiyordum. Tam boşalmaya başlamıştım ki annemin telefonu çaldı, arayan Tuğba’ydı. “Anne kapıyı çalıyorum neden açmıyorsun” dedi. Annem telaşla “kızım alt kattayız, buraya gel” dedi. Hemen toparlandık, üstümüzü başımızı düzelttik. Ben Eda’yla oyun oynuyormuşum gibi yaptım, annem de mutfaktaymış gibi yaptı. Eşim gelince bir şey anlamadı Allahtan ama ben kayınvalidemin eteğinin altından bacağından sızan spermlerimi gördüm ve hemen annemi uyardım. O da bir şey almak bahanesiyle yukarı çıkıp temizlendi… Her şeye rağmen Cumartesi günleri hala benim için en güzel gün… Eşim hissetmediği sürece annemi sikmeye devam edeceğim…
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.22 11:04 ferhatt12 Beyler dün kendime "yıkık" dediğim için hepiniz destek oldunuz ama neden "yıkık" olduğumu anlatayım.

Dünkü anlattığım mevzuda sevdiğim kız okuldan lise 2. Sınıfta ayrıldı bende okulda baya yalnız kalmıştım çünkü onunla okula giderken aynı yerden biniyordum, muhabbet falan ediyorduk okulda ama sonra özele gitti. Bende lise 3. Sınıfım ve aşırı kilo vermiştim amk belki bilen bilir, ben çiftçilik yapıyorum ve yaz işleri aşırı ağır eğer makina yoksa. Birde oruç falan derken olduk tay gibi amk biraz da her sabah şınav, mekik falan derkeeen yalandan bir karın kası. Şimdi gelelim asıl noktaya; her lisenin sigara içenlerinin takıkdığı bir yer vardır hatırladınız mı, hani böyle pasaj gibi yada kimsenin göremediği bir yer işte aq serseriler takılır oralarda... Bende o zamanlar sigara içiyorum ama tek başıma oturmuşum telefondan da polemick çalıyor amk sonra işte liseliler gelmeye başladı derken o siktiğimin sürtüğü geldi, " Duygu!" yanıma oturdu ve - Nasılsın? dedi,
-bende iyiyim ama biraz yalnızım şu aralar 6 aylık sevgilimden ayrıldım ,
Dedim ve anlattı sonra orada duygu ile bayaa kanımız tuttu. Artık her sabah aynı saatte aynı yerde sevgiliymiş gibi buluşuyorduk, konuşuyorduk. Bir gün bunla konuşurken bana " Tam çıkılacak çocuksun", dedi. Sonra zaten çıkma teklif etti ama o anda bile aklımda diğer kız vardı fakat onu da yavaş yavaş unutmaya başlamıştım ve Duygunun çıkma teklifini kabul ettim. Sonra ne mi oldu 1 yada 2 hafta sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi yaşadım, en azından ben öyle hissettim... Fakat tamda yanıma cana can kana kan olan arkadaşım Harun geldi ve bana tüm olan biteni anlattı, size aynen aktarıyorum :
H : ooo kanka naber, nasılsın?
B : iyiyim harun sen?
H : Bende iyiyim. Senin hakkında bişeyler duydum
B : ne gibi?
H : duygu ile çıkıyormuşsun doğru mu?
B : çıkıyorum 2 hafta oldu iyi birisine benziyor ( bakın burası cidden yaşandı ve bunu dedim)
H : kanka o sandığın gibi birisi değil. Gel senle daha sessiz biryere gidelim adam gibi anlatayım
B : evet anlat bakalım O nasıl birisiymiş? ( ve işte acı gerçekler)
H : Kanka geçen sene (2016'nın ramazan ayında) bu duygu yanıma geldi. Bende Tübitak kimya projesinde görevlisi idim ve tüm proje standlarını kontrol ediyordum. Sonra duygu benle biraz konuşmak istedi bende tamam dedim gittim. Okulun 4. Katında kimya laboratuvarında konuştuk ve bana benle çıkmak istediğini söyledi bende seni s*kiyim öyle olur dedim ama ciddiye alacağını nerden bilebilirdim ki... Sonra bu da geldi ve bende orucumu bozup buna ( deep throat, doggy style, 62, scissor, ve diğerleri..)
H : Kardeşim bu kız orospu, bana cidden sordu ve bende yaptım. Eğer seni daha önce görseydim direk söylerdim bana haberin yeni geldi çünkü
B : tamam kardeşim anladım. Dedim ve duygunun yanına gittim.
Beyler inanmayacaksınız ama O Duygu kaşarı eski ayrıldığı sevgilisi ile benim sabah geldiğim yerde öpüşüyordu. Ben kendi kendime duygu yapmaz öyle şeyler diyip hep buluştuğumuz yere giderken birden öyle birşey görünce artık doğruladım ve çaktırmadım hiç.
İntikam almam gerekiyordu. Çünkü gerçekten sevmiştim amk 2 haftada kim sevilir amk demeyin çünkü ilk çıktığımdı beyler ilk...
Ona öyle birşey yapmam gerekiyordu ki, ezel dizisinde ezelin eyşana cd leri izlettiği gibi amk yani ağlasın istedim çünkü ben ağlamıştım bir orospu için...
Yine otobüs durağındayım bu geldi yanıma ama 2 gün konuşmamıştım sonra dedi işte nasılsın iyimisin hüç sormuyorsun falan. Bende, madem merak ettin sen sorsaydın. Dedim sonra otobüsü geldi bu kaltağın bindi. Sonra bende bindim ama otobüslerimiz farklı ben onun yanına oturdum sonra başladım anlatmaya herşey plana uygun gidiyordu!
B : Ya bu kızlar bizden ne istiyorlar ya?
D : anlamadım?
B : Dün bir arkadaşım ayrılmış sevgilisinden, sonra o kaşar da aldattığı erkek ile yatakta foto atmış .
D : kimse öyle birşey yapmaz
B : Nerden biliyorsun belki yapar.
D : eğer gerçekten sevdiyse yapmaz çünkü güvenirler birbirlerine
B : Ben sana güvenebilir miyim?
D : " Sessizlik" BELKİ!
B : Nasıl yani şimdi senle tartışma yaşasak hemen başka birisi ile yatağa mı gireceksin
D : herşeyi yanlış anlıyorsun ya
B : biliyor musun bu fahişelik, orospuluk işleri çok zeka isteyen bir iş çünkü insanların hisleri ile oynuyorsun ve bunu yaparken çok dikkatli olmak lazım. Ve biraz da acımasız! Çünkü birininin hislerini yaralamak onu gerçekten yaralamaktan daha zordur. Mesela sen eğer beni aldatırsan kesin ağlarım çünkü hislerim çok kuvvetli ve birisi ile bu hisleri paylaştığımda daha da kuvvetleniyor fakat o kişi beni aldattığında o kuvvetli hisler tuz buz oluyor. Nasıl dünyanın en sert maddesi cam çok sert olduğu için kırılıyorsa bende de öyle...
D : Hadi ya gerçekten öyle mi düşünüyorsun (üzülerek)
B : Evet ben böyle biriyim
Beyler Duygunum arkadaşı bana tam saat 02:45 'te mesaj attı ve onun ağlamaktan uyuyamadığını söyledi sonra bana ne dedin falan filam dedi siktir ettim ama o anda gerçekten rahatlamıştım. Benim gibi hissetmesini sağladıysam ne mutlu.
Sonra ne mi oldu duygu yine her sabahki gibi yanıma geldi bir sigara yaktık ve dün Burada eski sevgilisinin gelip ondan özür dilediğini söyledi.
Bende orada ona dedim ki : Şu hayatta ne yaparsan yap ama masum insanların duyguları ile oynama çünkü ben sana gerçekten değer verdim...
D : ne yani şuan vermiyor musun?
B : bana dün erkek arkadaşınla öpüşüp öpüşmediğini söyle!
D : evet öpüştük çünkü o bana gerçekten değer veriyordu...
B : ne yani illa sizi sikmemiz mi lazım.
Dedim ve o anda duygunun yine gözleri doldu ve bir macera daha burada bitti.
Dahası var bu kız Honda manyağıydı ve hep onlardan bahsederdi.
Geçen sene bunun düğünü oldu bende arkadaşımla konvoya takıldım tahmin edin bakalım hangi arabayla
S2000 amk! bu kaltağın yanından geçerken ona bir baktım zaten o bakış ona yetti!
Evlendiği kişi ise Suriyeli amk.
Okuduğunuz için teşekkür ederim beyler yorumlara düşüncelerenizi eklerseniz sevinirim.
submitted by ferhatt12 to KGBTR [link] [comments]


2020.04.15 16:20 hassnictir01 mafya ya giriş hikayem

O zamanlar lise 2 deydim.Hep yalnızdım hiç öyle bir arkadaş grubum yoktu sadece ahmet vardı.Oda sıra arkadaşımdı gereğinden fazla yavşaktı. Herkese yavşar. Popi olmasa bile okulda tanınan bir çocuktu sigara içki de içerdi ortamlara da girerdi. Aramız çok iyiydi sadece ben onun yanında biraz ezik kalıyordum. Artık yalnızlığım başıma tak etmişti. Kız arkadaşımda yoktu ergen adamız kanımız kaynıyo malum abazalıkta var. Ailemdeki herkes sigara içiyor, ahmet bana hep içme derdi. ikram bile etmezdi öyle çok ta süt bir çocuk da değildim semtimde hatrım geçerdi.Çok sevdiğim bir kız vardı selin ona aşıktım. Onla aynı semtte otururduk ortaokul arkadaşımdı. Okulda çok havalıydı çok güzel bir kızdı. Bana göre fazla bir kız ama olsun hayallerim hep ama hep onunlaydı gözümü kapattığımda hep o gelirdi aklıma.Her şey o gün başladı arkadaşım Mert çok tedirgin bir şekilde elinde siyah bir poşetle yürüyordu.O da benim ortaokul arkadaşımdı. Kardeşim bu emanet sende kalsın 1 saate parkta buluşuruz dedi.Ben alamam dedim zorla elime tutuşturdu sonra koşmaya başladı arkasından 2 tane adam geldi sivil polisler silah çıkartıp beni yere yatırdılar.Ben içimden tüm duaları okurken polisler poşeti açtı.
Poşeti açtıklarında poşetin içinde don vardı bildiğin don. Polis sinirlendi yerdeyken bana tekme attı.Ben korkudan napıyosun bile diyemedim. Adam birden taşşak mı geçiyosunuz lan diye bağırdı herkes bize bakıyordu. Ben iyice korkmaya başladım 3,5 atıyordum. Birden adam ayağa kaldırdı beni yüzüme sert bir yumruk attı. Kelepçe taktı ve bir polis arabasına bindirdi ben karakolda ifade verir salarlar sandım ama adam kafama çuval geçirdi. Beni bir anda yolun ortasında indirdi. Kelepçeyi ve çuvalı da çıkarttı eğer dikkat çekecek bir hareket yaparsan bu son hatan olur dedi. Ben şok olduğum için ağzım açık hiç bir şey diyemiyordum. Adam beni takip et dedi diğer elemanda dikkat çekmeden arkamdan geliyordu. Bir anda büyük bir gece kulübüne girdik girdik ViP yerine gittik herkes bana bakıyordu bir şampanya şişesinde yüzümün yansımasını gördüm burnum kanıyor dudaklarımdan aşağıya inip çenemden montuma doğru damlıyordu ama ben hiçbir şey hissetmiyordum.
Bir adam geldi garson şefi falan heralde napıyorsunuz dedi bu sivil polis bunu itmesiyle arkadaki masanın yerle bir oldu bardaklar kırılmış içkiler dökülmüştü içerdeki herkes dans etmeyi bırakıp bize baktı. Takım elbiseli bir adam gelip bizi merdivenlerden indirdi ve geçit gibi bir yere geldik biraz yürüdükten sonra bir yazarhane nin içine girdik içeride marlon adnan vardı. Bana baktı çık dedi sonra içerden 2 el tabanca sesi duydum içeriden marlon adnan çıktı o babamın çocukluk arkadaşıydı beni çok severdi bende ona karşı hep saygıyı davranırdım. Bana baktı korkma dedi.Ben kapı aralığına bakınca etraftakileri kanları farkettim. Sadece ağzım açık bakıyordum.
Senin burda ne işin var oğlum babanın haberi var mı bu işte dedi. diyalog şu şekilde (+ben-Marlon adnan) +Abi noluyo o adamlar kim ne istiyorlar beni niye buraya getirdiler(korkudan ağlıyorum) -Kardeşim benim yanımda güvendesin yanlış bir anlaşılma olmuş heralde sen bana şu poşeti veren çocuğun adresini ver +Abi vallahi bilmiyorum (yalan) -Sana güveniyorum bu çocuğu nerden tanıyorsun +Ortaokul arkadaşım ama evini bilmiyorum -Bak o çocuk senin hayatını karartabilir o çocuktan uzak dur onu gördüğünde yolunu değiştir Bende onaylarcasına kafamı salladım bir anda müzik kesildi ve üst kattan polis telsizi sesi geldi. 'Girdik amirim' Adnan abi adamına işaret yaptı. Sonra ayağa kalktı ve bu olanları unut babana da hiç bir şey deme dedi.Ben yine kafamı sallamakla yetindim. Adnan abi gider adamı içerideki kolonyayı cesetlere döküp çakmakla yaktı baya alevlendi ortalık beni kolumdan tutup sürüklemeye başladı beni bi yere sokup kapıyı açtı ve dışarıya çıkarttı bana koşup eve gitmemi ve normal davranmamı söyledi.Ve içeri girdi. Ben koşarken arkamdan silah sesleri geliyordu. Korkudan ağlayarak koşuyordum ikide bir takılıp düşüyordum.Ama tekrar kalkıp koşuyordum.Eve gittiğimde saat gece 2 ydi. Babam bana nerdesin diye tokat attı. Hayatımda ilk kez babamdan tokat yemiştim. Hemen odama gittim ağlayarak uyandım. Sabah haberlerinde o mekanın yandığını ve içeride 9 polis cesedi olmak üzere 45 ceset bulunduğunu gördüm. Hasta numarası yapıp okula gitmedim...
Okula gitmediğim için annemle evde mal mal oturuyordum zaten mal olmuştum yaşadıklarım sonucunda annem bana dün neredeydin dedi.Bu soruyu bekliyordum.Ama sormakta gecikmişti. Niye bu kadar geç sordu bu soruyu.Ben arkadaşlarımla takılıyordum saati farketmedim. Annem doğru söyle dedi ve tokat attı. Babam ya da annem değil bana vurmak bana 1 kere bile bağırmadılar ben çok şaşırdım bu tepkiyi verince.Ben doğru bu dedim o da geri çekildi ve 'iyice babana benziyorsun' dedi.Ben hiç bir şey demeden odama koştum ve ağlamaya başladım. Akşam babam eve geldi hoş geldin bile demedim. Yaşlı gözlerimle odamda tv izliyordum. Babam odaya girdi. Usulca yanıma yaklaştı ve oğlum sakin ol dedi gözyaşlarımı sildi. Babam otopark işletiyor.Bak oğlum her şeyi biliyorum. Gecede biliyordum sadece sen anlatırsın diye bir şey demedim.Bu yollardan bende geçtim.(+ben - babam) +Baba ben bir şey yapmadım -Yapmadığını biliyorum +Niye bana kızıyorsunuz -Annende ben de senin iyiliğini istiyoruz.Bu işlere karışma... +(sözünü keserek)Baba zaten ben bir şey yapmadım -Sakin ol oğlum +Sakin olamıyorum baba belkide benim yüzümden bir ton insan öldü -Senin bir suçun yok dedi ve gitti. Ertesi gün cumartesiydi. Hemen kahvaltı yapıp Mert'in tüm olanların sorumlusunun evine gittim ve bağırmaya başladım. Dışarı çıktı.(+ben -mert) -Napıyosun lan(götü başı ayrı oynuyor) +Dün olanları anlat lan -Kardeşim kusura bakma(R) +Senin kusurunu sikeyim(Yumruğu geçirdim;) Hayatımda ilk kez vurdum. Bana karşılık olarak çakı yı çıkarttı ve bacağıma sapladı. Çakıyı çıkardığında çakıdan kanlar damla damla yere akıyordu.Ben bu görüntüyü görünce arkaya doğru düştüm.Bir elimle bacağımı bir elimlede kalbimi tutuyordum. Başımda dikildiğini gördüm. Birini aradı ve 'böyle olsun istemezdim' dedi.Ben o anda bilincimi kaybettim. Uyandığımda Hastanedeyim.
Uyandığımda ailem başımdaydı 8 yaşındaki kız kardeşim beni öperek uyandırdı. Yüzüm gülerek uyandım. Bana bakıyorlardı annem ağlıyor babam gözlerini ağlamamak için zor tutuyordu. Babam annem ve kardeşim odadan çıkardı içeri polis girdi. Bana taburcu olduğumda karakola gelmemi söylediler.Bu sefer babama her şeyi anlattım. Bana sakin olmamı söyledi. telefonu çaldı ve bana “Senin yanındayım” dedi odadan çıkarken telefonu açtı. konuşmaya başladı koridor da olmasına rağmen sesini duyabiliyordum. selam vererek açtı telefonu(+Babam) +Kardeşim yakışıyor mu size ? +Bana o çocuğu vericeksin (bağırarak) +Ben onu bunu anlamam cezasını ben vereceğim +Sakin makin olamam Bana baktı ben o sıra uyuyo numarası yaptım. +Benim oğluma kıyan o çocuğu geberteceğim o sırada annem ve kardeşim geldi...
1 ay hastaneden çıkamadım. Babam sık sık telefon görüşmelerinde böyle konuşuyordu.Ben taburcu olduğumda mert'in evine gittim dışarda mert'in ayakkabıları dışarıdaydı. Ordaki arkadaşlarıma sordum mert nerde diye. intihar etti dediler. Ben olayı iyice araştırdım bazı elemanlar vuruldu falan dedi.Ben Adnan abinin yanına gittim ama adnan abi yoktu. Sordum karakoldaymış. Bende hemen karakola gittim.Önce ifademi verdim sonra adnan abiyle görüşme izni almak için orada duran polisin yanına gittim. Bekle dedi ve Adnan abinin kaldığı yere gitti ve benim yanıma geri geldi içeri gir 5 dakikan var dedi. Sanki emri Adnan abi den alıyordu amirinden değil.Ben içeri girdim selam verdim.(+ ben - adnan) +Abi neden burdasın diyemedim tabi abi Mert ölmüş dedim -Babanın sonu da yakın +Ne diyosun abi -Baban öldürdü onu cezasını çekecek +Abi benim babam öyle bir şey yapmaz -Baban işlettiği otoparkına seni kaç kere gece çağırdı Sessizlik oldu +Çağırmadı ama orada kötü bir şey yapmıyor -Tabi kötü bir şey yapmıyor sadece kumardan aldığı parayı sayıyor ve tetikçilerine hedeflerini söylüyor. Babam ben doğmadan 2 yıl hapiste yatmış ama ne yüzünden yattığını bilmiyorum. Bana mantıklı geldi. +Abi doğru söylüyorsun dimi demire doğru yaklaştı ve -Lan benim işim gücüm yok seni mi kandıracağım babana selam söyle ve elemanın verdiği kağıdı ona ver. +ta... tamam abi…
Polis geldi başıyla adnan abi ye selam verdi. Sonra beni dışarı çıkarttı.Çaktırmadan cebime bir kağıt soktu.Ben sinirli bir şekilde eve yürümeye başladım.
Kağıdı açtım ve okumaya başladım -(Babamın adını Ekrem olsun)Ekrem dün cesedi bizim çocuklar buldu. Benim sana verdiğim emanetle adam vurmuşsun. Leşi eğer polisler bulsaydı olay bana patlayacaktı.Bu olay sana olan güvenimi kaybetmeme neden oldu. Senin ve oğlun için 1 görevin var emaneti benim kuruçeşme’deki mekana bırak.Ve iş için benden haber bekle. yazıyı okuduğum gibi soğuk terler her tarafımı sardı götüm bile terlemişti hemde 1 saniye içinde babama kağıdı vermek için otoparka gittim
Otoparkta 1 tane bile araba yoktu. Yazhaneye girdim kasa bomboştu pc gitmişti sonra yerde kan olduğunu fark ettim kamarelar pc ye bağlıydı.pc nin yerde parçalanmış olduğunu gördüm dışardaki kameralara dokunmamışlar ama yazhanedeki kamera kırılmış şekilde yerdeydi. Polisi sonra da annemi aradım. Anneme anlattım annem ağlayarak babandan bıktım ben annemin yanına gidiyorum ne hali varsa görsün deyip yüzüme kapattı.Çok öfkeliydi. Demek ki annem babamın ne haltlar yediğini biliyordu. Gelen polisler tam 5 araba da geldiler indiklerinde 15-20 kişi vardı ordan hemen soru sormaya başladılar. Kamera yedekleri olup olmadıklarını sordular o an aklıma ama tel için neutron adlı bir uygulama var o uygulamada kamera yedekleri canlı izleme gibi özellikler mevcut ama o an hiç bir şey aklıma gelmedi.Bi anda karakoldaki kağıt veren adam geldi ve bana takoz bir telefon verdi. Adnan abi arayacak dedi ve olay yeri inceleme bantları astılar bizim otoparkın ruhsatı yoktu bu olay da hemen çıktı ve otopark mühür yedi. Yani ruhsat çıkmadan açılmayacak otopark. Beni eve yolladılar tam kamera kayıtlarına bakarken Adnan abi aradı..
Selam bile vermedi Adnan abi direk konuşmaya başladı.(- Adnan abi +ben)
-Kardeşim özür dilerim +Abi ne diyosun sen -Bak seni severim babanı daha da çok severdim... Bir iç geçirdikten sonra devam etti -Baban Mert in canına kıydı ama Mert yalnız değildi, hiç yalnız olmadı. +Ne demek istiyorsun Adnan abi -Babandan intikam alacaklar onu kaçıranlar... Çok derin iç çekiyordu nefesi sanki ensemdeydi. -Mert onların tetikçisiydi. +Abi Mert daha kaç yaşında bab... Sözümü keserek devam etti -18 yaşından küçük olanlar daha az ceza yediği için onu seçtiler hemde çevresi olan serseri bir çocuktu.Her neyse ben burdan yarın çıkacağım sende kendine ve ailene dikkat et sizede intikam almak için zarar verebilirler. Telefonu yüzüme kapattı. Hemen annemi aradım, açmadı çıldıracaktım annem neden telefonunu açmıyordu.O sırada ahmet aradı(+ben - ahmet) -Lan gerizekalı kaç gündür arıyorum neden açmıyorsun +Kardeşim (ağlamaya başladım) -Lan iyimisin evde misin ? +eve.. evet
Telefonu yüzüme kapattı yarım saat sonra kapı çaldı elinde 6 bira ve cebinde çok açık şekilde olan 2 tane davidoff(sigara) hemen içeri aldım. Sarıldım kardeşim deyip olanları anlattım.O da efkarlandı bende.Ben hayatında sigara içmeyen süt sayılan çocuk 1 gecede 1 pakete yakın sigara ve 2 bira içmiş kusa kusa ölüyordum. Sabah kalktığımda ahmet simit almış simitle kahvaltı yaptık Ben Adnan abinin yanına gidecektim Ahmet bende gelicem diye tutturdu. Bende zaten tek korktuğum için ahmet’le gittim.
Ben ilk kez içtiğim için başım falan dönüyor ahmet in koluna girip yürüyorum. Aşağıya indik Ahmet in motoruna bindik tarif ettim yolu bas gaza dedim.O da hızlı sürüyor baya 15 dk ye gittik bu ahmet hızlı sürdüğü benim başım iyice dönüyordu.Bir baktım Adnan abi korumalarıyla dışarı çıkmış normalde hep tek tabanca gezerdi.3 araba hazırladı korumaları Adnan abi ortadaki mercedes'e bindi diğerleri siyah range di.Ben motordan inip kusmaya başladım. Ahmet “adamı kaçırıyoruz sırası mı şimdi” dedi.Ben kendimi biraz topladım sonra yürü takip edelim dedim. Motora bindik.
Yetişmek için muallak 110 bastı motor da scooter tir tir titriyor. Baktık ki boş bir ormanlık alana park ettiler bizde bir 100 metre falan gerilerinde scooter ı ağaçların arasına sakladık. Onları çok net görebiliyorduk bir baktık ki 5 tane siyah range çok hızlı bir şekilde Adnan abilerin yanına gitti.Ve arabalardan 10-15 kişi indi. Adnan abiler 8 kişiydi.Bir tane şık giyimli adam aşağıya indi 50 li yaşlarında bastonla gezen bi adam adnan abinin tam önünde durdu. Kısık sesli konuşmaya başladılar. Sonra Adnan abi sinirlenip.
-Menderes beni tanımamışsın dedi.(silahını hızlı bir şekilde çıkardı) Menderes in adamları daha hızlı çıktı ve Adnan abileri taradılar sadece Adnan abi den bir el ateş sesi duydum ve Menderes bacağını tutup yere attı kendini.5 saniye içinde yerde 6 ceset vardı. Menderes i adamları araba koyup hemen kaçtılar ben koşmaya başladım Ahmet dur gerizekalı dedi ve tuttu beni. Adamların gözden kaybolduklarını görmeden başımı kaldıramadım Ahmet lan şu adam yaşıyo dedi. Hemen baktım o adam Adnan abiydi. Yaralı bacağımla Adnan abinin yanına koştum Abi diye bağırdım(+ben -adnan abi) -anlaşamadım babanı alamadım…
Ağzından çıkan kanlar konuşurken fışkırıp yüzeme geliyordu.Ben sadece bakıyordum.
-Al bu tespihi benim mekanlarım artık senin mekanın (elime gümüş bir tespih verdi) Ahmet dizlerinin üstüne çöküp boş boş bakıyordu. -Al bu benim silahım artık senin silahın (gümüş renginde parlayan bir silah) +Abi adna.. Sözümü keserek -Babanı sen kurtaracaksın benim mekana git tespihi göster ye... +adnan abi
Adnan abi ölmüştü. Bacağımı zorladığım için kanıyordu ama bunun benim mi yoksa adnan abinin mi olduğunu bilmiyordum silahı kemerime soktum tespihi cebime attım motora atlayıp hastaneye gittik bacağıma pansuman lazımdı.
Hastaneye giderken yoldan gecen herkes bize bakiyordu savas gazisi gibi etrafta dolaniyordum. Hastenin onune geldigimizde beni goren doktor hemen sedye getirdi yatirdi ahmet konusmaya basladi ama ben baya kan kaybetmisim olayin sokundan haberim yok neyse bunlar konusurken beni bi odaya soktular. Ben orda bayildim. sabah uyandigimda yalnizdim ahmet i annesi eve cagirmis cocuk da gitmek zorunda kalmis. Doktor geldi yanima nasilsin dedi
Ben iyiyim ne kadardir yatiyorum dedim cok kan kaybettin en az 2 gun daha burdasin umarim sigortan karsilar dedi. Babamin maddi durumu Allah’a sukur iyidir ben parada sıkıntı olmaz dedim tamam sen dinlen dedi. Benim kafami gommemle 12 saat daha deliksiz uyumam bir oldu. Beni annem tokatlayarak uyandirdi gozlerimi açınca mutluluktan agalamaya basladi kucuk kardeşim de elimi öpüp “iyimisin abicim” diyordu bende iyiyim prenses diyordum.
Annen kardeşimi yolladi ve bana olanları sordu.Ben her seyi anlattim. Artik ailemden bir şey saklamayacaktim annem Menderes adini duyunca bir gozleri doldu bende Menderes adini duyunca aklima silah ve tespih geldi hemen isler taka sarmisti. Annem silah ve tespihi soylemedim. Annem bana Menderes'in babamin eski is ortağı olduğunu söyledi. Annemle tanisinca gecmis hayatina bir sunger cekip Menderes'e siktiri cekmis.O günden sonra babam Mert olayına kadar hiç Menderes’le konusmamis.
2 gun yattıktan sonra Ahmet geldi beni motorla hastaneden almak için hastanenin önüne park etti. Anneme kaçıp gitmesini babamı kurtaracagimi soyledim annem de gönlünün razı olmadığını belirterek tamam dedi. Taksiye binip otogara gitti. Kucuk prensesim de bana saç tokasini verdi ve beni unutma abicim seni cok şeviyoyum dedi benim gozlerim doldu.
Ahmet’le motora binmeden once emanetle tespihi sordum “bende” dedi. Icim rahatladi.
Motora bindik ve Adnan abinin mekana gittik tespihi gosterdigim beni vip yerinden iceri aldilar siyah takim elbiseli adamlarla doluydu hepsi Kocaman bir masa vardi mafya babalari oturuyordu ben hayatimda hic olmadigim kadar cesur davranip belimden tabancayi cikardim ordakim herkes silahlarini cikartmisdi.
Hepsi tek bir ters harekette delik desik ederlerdi beni.Ben usulce silahi masaya koydum ve tespihi cikarip Herkese gostererek silahin ustune koydum bağırarak
-Menderes Adnan abimizi Öldürdü. Dememle herkes sok oldu tekila icenler shot atarak bardaklari masaya sertce vurdu.
Herkes bana bakarken bir anda başka bir adama baktilar bu adam Menderesti basini yavasca yukarı kaldırdı ve bastonuna tutunarak yanima geldi.Ben 3,5 atarken elini omuzuma koydu yiğenim gel senle bir yürüyüşe cikalim dedi.Ben bir sey diyemeden yurumeye basladik beni dar koridorlardan geciriyordu ve arkamizda 1 tane adam vardi. Agzindan su kelimeler dokuldu
-Babani severdim baban eskiden benim icin calisan bir tetikciydi ise basladigi zaman senin yaşlarındaydi ama senden daha uzun ve gucluydu hemde acımasızdi. isime yarayan ve sevdigim tek kisi oydu yasi buyudu ve annenle tanıştı bu isten ayrilmak istediğini soyleyerek bana bir terbiyesizlik yapti bizim camiamizda boyle seyler olmaz…
Adam cok iyi bir konusmaciydi bu acik ve netti ben konusmasini bolemiyordum cok akici konusuyordu sonra devam etti.
-Baban ne yaptı biliyorsun dimi benim yanimda çalışan bir genci öldürdü…
Tam o sırada bir kapının önüne geldik. Adamina isaret cakti ve kapiyi actirdi. Iceride babam vardı. Ama bu yaşadıklarimdan sonra soğukkanlilikla beni buraya niye getirdiniz dedim. Menderes de şaşırdı.
-Babanı görünce mutlu olursun sandık Bende -Babam serbest kalirsa mutlu olurum Dedim Sonra babamin yanina gittim cok kotu dovmuslerdi yaklasik 1 hafta oluyordu sakallari uzamis 2 gozu mor burnu yamuk ve disleri dokuk olan kisi babam olamazdi…
Gozlerim doldu.
Menderes konusmaya basladi
-Baban ve sen özgürsun bir daha bana veya bir adamima bulaşırsanız sonunuz Adnan gibi olur dedi ve basini one egip ağır adimlarla gitti
Babam konusamiyordu. Ahmet kosarak geldi Ekrem abi dedi ve ben bir koluna girdim o bir koluna girdi.Onu dışarı, çıkarırken Menderes e ofkeli gozlerler bakiyordum .
Taksiye binip hastaneye gittik. Bana bakan doktor ne haltlar karıştiriyorsun dedi. Cevap vermedim sonra tekerlekli sandalye getirdi bana sinirli bir sekilde bakiyordu babami dag gibi adam babam tekerlekli sandalyede boynunu saga bulmus yatiyordu. Hemen bi odaya yatirip serum tuttular polis cagirdilar.
Sokakta buldugumu soyledim polislere, babamin uyaninca karakola gelmesini soylediler. Sonra gecmis olsun diyip gittiler. Annemi arayıp babamin burda olduğunu soyledim. Annem bir oh cekti. Doktor yüzü asik bir şekilde yanima gelip babama burnu icin ameliyat yapacaklarini soylediler.Ben uyaninca yaparsiniz dedim.Ama burnu cok yamuldugu için nefeste sıkıntı olur acil dediler.
Bende kabul ettim babamin Hesabindaki para suyu çekmişti hastane ozeldi.
Annem hemen geldi gece gündüz babamin başında bekliyorduk okuldan arıyorlardı surekli annemle okula gidip devamsizligimi sildirdim.1 ay boyunca girmedigim sinavlara girdim yeniden ders calismaya baslamistim.1 ay sonra okuldayken annem “baban uyandi” diye aradi cikista taksiye binip hastaneye gittim annem doktorla tartışıyordu.
Biliyordum para yüzündendi hemen iceri girdim babama sarildim babama hic bu kadar içten sarildigimi bilmem bana yaptiklari odetecegiz oglum…
Ben artik eskisi kadar masum degildim artik daha ciddi olgunlasmis ve soğukkanli bir insandim. Annem para mevzusunu soyleyince babam bana Avni diye bir adamin adresini verdi adamin babama 13 bin lira verecegi varmış. Ben adrese gittim. Ben villa falan beklliyordum apartmana gelmistim babami arayip kati ve daireti sordum 4.kat 25.daireye girdim ama kapiyi acmiyordu.
Sinirlendim ve kapiya cok da sert olmayacak şekilde tekme attım bir sandelyenin ustunde oturan bir adamin kafasindan kanlar akmis kurumustu masada 3 serit kokain in vardi 3.cu şeridin yarisini icmisti. Normalde kacardim ama paraya ihtiyacim vardi. Nedense cesedi gordugumde midem bile bulanmadi artik tiksinmiyordum artik alismistim...
Cekmeceleri karıştırdım ama boklu donlardan başka bir şey yoktu. Evden tam cikacakken ayak sesleri geldi ben korkup yere dusen silahi elime alip kapiya dogru nisan aldim…
Ayak sesleri yaklastikta ellerim daha cok titriyordu.
En sonunda konuşma sesini bu ses Menderes in sesisydi. Hemen silahı aldığım yere koydum ve içeriye koştum. içerdeki bir koltuğun arkasına uzandım kulağımı yere koydum Menderes tek değildi ama kaç kişiydiler bilemiyorum. Menderes içerideki ceseti görünce
-Gerizekalılar bir bokuda becerin bu silahın burda ne işi var…
Normal bir şekilde bir konuşmaya devam ettiler beni farketmedikleri için şükür ediyordum.Ama bir anda kafama silahın namlusunun dayadı birisi.Bir anda koşarak bir biri daha geldi beni kaldırdı biri bir koluma diğeri diğer koluma girdi. Kaçmam imkansızdı. Beni Menderes in yanına götürdüler.
Menderes konuşmaya başladı.
-Seni de babanı da uyardım siz falanca(soyisim yerine yazdım) ne laftan anlarsınız ne dayaktan.
Ben buna sinirli bir şekilde baktım. Sonra piç sırıtması yaptı ve cebinden Adnan abinin tespihini çıkardı. Tespihi ucundan sağ eliyle tutuyordu.Bir anda elini geriltti.Ve tespihle tokat attı bana(Ben yere düşen boncukları topladım bi 10-15 tane toplayınca).Devam etti
-Hepiniz böyle dağılacaksınız Ben bir anda bağırdım -intikamım acı olacak!(O kadar çok bağırdım ki sesim apartmanda eko yaptı ve boğazım acıdı).
Bir anda apartmandan sesler geldi. Yaşlı bir teyze noldu diye bakmaya geldi.O sırada ben yine olsa yapamayacağım bir hareket yaptım ve Menderes le adamları kadına bakarken ben adamın kafama dayadığı silahı elinde almaya çalıştım alamayınca ittim adam cesede 1 kurşun daha sıktı yanlışlıkla. Diğer adam benim arkamdan sarılmaya çalıştı ben dirsek attım. Hayatımda koşmadığım kadar hızlı koştum.
Babamın yanına gittim olayları anlattım. Babamın gözlerindeki öfke ateşi bu sözlerle daya çok harmanlanmıştı. Yüzünü pencereye çevirdi ve bir şey söyledi. Duyadamım ne dedin dediğimde
Takımı tekrar toplayacağız dedi Ben de artık bir şeyleri anlamaya başlamıştım. Babam -Hazırmısın? Dedi.Ben babamın oğluydum ve onun kadar cesurdum neye dedemeden direk -Hazırım
Dedim taksiye binip otoparka gittik. Babam mühürü kırıp yazhaneye gitdik içerideki çekmeceden adnan abinin tespihinin aynısını çıkardı. Sonra arkadaki depo ya gittik içerde patlak lastik teyip tamir kutusu ilk yardım kutusu gibi şeyler var. Babam tamir kutusunu açıp içindeki her şeyi döktü ve gizli olan gözü açıp içinden adnan abinin silahının aynısını çıkardı. Hemen arabamıza bindik (audi a4) Ormanlık bir alana gittik eski bir ev vardı ama evin ışıkları açıktı. Babamla arabayı parkedip evin içine girdik. içeriden mini etekli kızlar tekila dağıtıyordu.. içerisi çok büyük ve gösterişliydi dışardan ilgi çekmiyordu. Herkes bize bakıyordu. içeriden fısıltılar geldi Ekrem... Ekrem abi.
Babama içeride olan yaşlı bir adam işareti çaktı hemen babam adamın elini öptü. Babam olayları anlatıcan biliyoruz dediler ve içerideki ofise gittik 30 kişi toplantı salonu gibi bir odaya gitmiştik herkes yerine oturmuş arkalarında korumaları tetikte bekliyordu. Babam silahını ve tespihini çıkarttı herkeste aynı tespih ve silahtan vardı. Belliydi bu bir mafya ailesiydi. Babam intikam almamız lazım deyince elini öptüğü yaşlı adam sen reisi mi öldüreceksin dedi. Ben şaşırdım ama babam soğukkanlılıkla devam etti.(-babam + yaşlı adam)
-Az kalsın beni öldürüyordu
+Yaptıkların sonucunda ölmeyi hak etmedin mi? Babam yutkundu ve devam etti
-Benim bu dünyadaki mirasımı alıyordu (bana bakarak dedi)
+Oğlun hiç boş durmamış Böyle devam etti konuşma.En sonunda babamı 6 kişi destekledi.
+Siz 6 nız gidin ne bok yerseniz beni uğraştırmayın Dedi ve kalın uzun ve damarlı * puroyu ağzına aldı ayaklarını masaya uzatıp eliyle gidin işareti yaptı. Bizi destekleyen 6 adamdan sadece 2 si bizimle gelmeyi kabul etti. Uzun olan adamın adı Kerim. Karadenizli olana adamın(Burnu 30 cm ve kemikli)Dursun. Dursun bizi ofisine götürdü ve plan yapmaya başladık.
Babam ben dahil toplam 28 kişiydik herkes de bir tabanca olacaktı. Sonra son bir haber geldi Menderes yarın uçakla londra’ya gidiyorumuş.Tam olarak plan yapmadan apar topar gecenin 2 sinde Menderes in mekanını basmaya gittik.Şimdi düşünüyorumda bir baba oğluna 16 yaşındayken eline silah verip mafya stajyerliği yaptırır mı?
Mekan kocaman bir kumarhaneydi tabi dışardan bakımsız bir villa gibi gözüküyordu.
Babam sigarasını yaktı. Ve arabadan inmeye başladık 28 kişilik küçük bir orduyduk 10 kişi arabaların yanında kalıp güvenlikleri arabaya çekip bizim içeri girmemizi kolaylaştıracaktı.
Hemen ateş etmeye başladık güvenlikler arabaya doğru koşmaya başladı biz tam koşarlarken villanın kapısına girmeye çalıştı bizi biri farketti ve taramaya başladı sadece silah sesleri ve elime yüzüme sıçrayan kanları hissedebiliyordum.Ama şoktaydım sanki felç inmişti.En sonunda babam beni tutup aşağıya yatırdı. Bizden biri o adamı halletti ve içeriye ateş ederek girdik herkes masanın altına saklanmıştı. içerideki güvenlikler ateş edemedi içeride müşteriler vardı.O an hepsi bir şey yapmayın deyip silahlarını yere attı bizim dışarda arabanın yanında duranlar dışarıdakileri halletmişti. içeriye onlarda girince rahat bir 20 kişi vardık içeride 4 tane güvenlik vardı.
Babamla ben yukarı çıktık, babam tüm odalara tekme atıp içeri atlıyordu ama tüm odalar boştu.Tek bir oda kaldı yavaşça kapı kulpunu indirdim.Ve içeride prensesim vardı.Abi der demez Menderes prensesimin başına silahı dayadı babam hemen yanıma geldi. Bağırmaya başladı.Ben tekrar şoka girmiştim babam bırak.. yoksa... yoksa... ölürsün kelimeler kulaklarımda takılıyordu her şey ağır çekimde gerçekleşiyordu Menderes geri dur.. yoksa... ölür.. beni buna mecbur bırakma diyordu.
Babam bir anda silahını Menderes e doğrulttu Menderes tetiğe bastı.Ve küçük kız kardeşimin prensesimin kanları diğer duvara doğru akmaya fışkırmaya başladı. Babam Hayır diye bağırdı.Ve dizlerinin üstüne çöktü.O sırada Menderes babama silahını doğrulttu.Ben de belimdeki silahı almaya çalıştım.Ama menderes daha hızlıydı babamı tam kalbinden vurdu.Ben silahı çıkarınca tam 11 el ateş ettim en sonunda mermi bitmişiti Menderes karnını tuttu ve geri geri gitmeye başladı.Bir anda arkasındaki camı kırıp yere kapaklandı. Babam bir eliyle kalbini tutu diğer eliyle ağzından çıkan kanları tutmaya çalıştı sonra bana o baygın gözlerle bakıp yüzüstü yere çakıldı.
Ben hala şoktaydım 30 saniye öylece yerdeki 3 cesede baktım. Sonra polis sesi geldi. Aşağıdaki elemanlardan biri beni uyarmak için yanıma geldi etrafı görünce beni kolumdan tutup zorla dışarı çıkarttı tam aşağıya inecekken polislerin aşağıda olduğunu gördük ve Menderes in kırdığı camdan aşağıya tutunarak indik.
O orman evine gittik olayları anlattık o gün orada kaldım annemi aramama rağmen telefonlarımı açmıyordu. Ertesi gün eve gittim ve evde anemin bıraktığı notu gördüm gitmiş ve bir daha gelmeyecekmiş. Ahmeti aradım gelirken 1 kasa bira 10 dal kalın puro ve 2 paket parliament almasını söyledim 30 dk ye geldi.Ve bana sınıfta kaldığımı söyledi.Ben hiç siklemedim.
Dursun abi beni cezaevinden aradı teshpihini bana verdi. Ve şöyle dedi
-Benim hiç erkek oğlum yok tüm suçlarım ortaya çıktı müebbet yedim senden başka bunu verecek kimsem yok. Dedi, ben direk kabul ettim ve onun koltuğuna oturdum. 17 yaşıma geldiğimde milyonlarla oynanayan bir çocuktum...
submitted by hassnictir01 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.01 21:15 bariscsknr Adı Olmayan Bir Kitabın İlk Sayfaları

‘Hadi kalk !’ demişti. Günlerden Pazartesiydi. Soğuk, bu kış gelmemiş, kendini Mart ayında göstermişti. İnanmazsınız belki ama yağmur dahi yağmayan kış mevsiminden sonra, Mart ayında İstanbul’a kar yağmıştı. Bu durum belki sizi çok şaşırtmamış olabilir dostlarım ama beni gerçekten şaşırtmıştı. Mart ayında hala mont giyip, bere, atkı, eldiven üçlüsüyle takılıyordum ki bu durum çok hoşuma gidiyordu. İçime bir huzur veriyordu.
Dün bütün gece aşağılık bir arkadaşın, aşağılık bir evinde pineklemiştim. Hani eskiden sizin için canını vermeye hazırmış gibi davranan ama tek derdi sizi ütmek olan pislikler olur ya, bu da onlardan biriydi. İnsan, böylelerini hiç tanımasa da olurdu ancak bir kere tanımış oldum. Maalesef hepimiz bu tipleri tanımak zorundaydık. Bu, hayatın bize oynadığı bir oyundu. Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde, sen de nereden çıktın diye bana bakışı, başta canımı baya sıkmıştı ancak şimdi düşününce, insanları rahatsız eden bu varlığım, bir an olsun beni keyiflendirmişti.
‘Hadi kalk’ demişti. İşe gitmesi gerekiyordu. İyi bir işte çalışıyordu, dolgun bir maaşı vardı ve hayat standartını da dolgun maaşına göre belirlemişti. Eskiden, yokluğun karizmatik olduğu zamanlarda, paspal hallerimiz ve salaş yaşamlarımız, bizler için bir gurur kaynağıyken, bugün bu aşağılık herif, yaşam standardını yükseltmeyi, yaşamının tam ortasına koymuştu. Dolgun bir maaşı vardı ve ona göre, bir arabası, gözlüğü, kirada oturduğu evi, gömleği, televizyonu, kitaplığı, dergileri, kemeri, parfümü, jölesi, kravatı, donu, çarşafı, yastık kılıfı, tabak takımı veya yemek takımı, mutfak takımı, banyo takımı, yatak takımı, ayakkabı takımı, perde takımı, tıraş takımı ve daha birçok ıvır zıvırı vardı dostlarım. Telefonu vardı ki bu telefon bir aylık maaşına bedel bir telefondu. Eskiler para biriktirip ev alma derdine düşerken, bizim andaval parasını biriktirip bu son model cep telefonunu almıştı ve onu her fırsatta göstermekten çok büyük bir haz duyuyordu. Sigarası Marlboro’ydı ki ben bu yavşağın kaçak sigara içtiği zamanları biliyordum ve şuna da eminim ki dostlarım, bu yavşak o zamanlar halinden baya gurur duyuyordu.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ancak neden kalkayım? Dün işe gideceğini söylerken, istersen kalabilirsin gibi bir teklifte bulunmuştu ve benim rahatsız edici varlığım bu teklifi hemen kabul etmişti. ‘Yarın işe gitmek zorundayım, ondan bu gece fazla takılamayacağım ama istersen burada kal, sabah da kahvaltını yapıp öyle gidersin’ demişti. İnsanlar kendileri evde yokken, misafirlerin evde kalmasını hiç sevmezler ama her zaman bu durumdan rahatsız değillermiş gibi davranırlar. Modern olmanın ahlaki kuralları bunu gerektiriyordu çünkü. Bu andavalın rahatsız oluşunu görüyor olsam, o yokken evde kalmayı, evinin tam orta yerine sıçmayı, her şeyi kırıp dökmeyi ve en çok da tam düzen mutfağının bütün duvarlarına işemeyi çok isterdim dostlarım fakat tahmin edebilirsiniz ki bu evde kalmak bana da çok büyük bir rahatsızlık veriyordu. Bundan dolayı onun, o yalancı teklifini reddettim. ‘Gece neden orada kaldın o zaman?’ diye soracak olursanız da evim çok uzakta ve gecenin o saatinde, o kadar yolu çekebilecek bir insan hiç olamadım kardeşlerim.
‘Hadi kalk’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Yapacak hiçbir işim yoktu. Belki çalıştığım kafeye gidebilirdim. Bu kafede haftanın bazı günleri çalışıyordum ancak bugün o günlerden biri değildi. Aslında bu kafede pek çalıştığım gün de yoktu. Kafama eserse uğrayıp bir iki zehir içiyordum ve o gün para kazanıldıysa kendime harçlık alıyordum. Ancak o kafenin para kazandığını genelde kimse görmemiştir. Evet, bu konuda ciddiyim. Kafeyi işleten gencin mahalledeki herkese borcu vardı. Tam bir üçkâğıtçıydı. Ama hakkını yemeyelim, beni hiçbir zaman keklemedi. En azından iş konusunda. Yoksa kafeye getirdiğim bir-iki kız arkadaşıma asıldığına şahit oldum. Ancak kızlar da ona asılmışlardı. Bu duruma objektif bakarsak dostlarım, her iki tarafın da uygun gördüğü bir davranış beni rahatsız etti diye onları suçlayamayız. Gel gelelim insanların değer yargıları değersizleştirmekten öteye gidemiyorsa, benim de öyle davranmam gerekirdi. Yanımda gelen kızı patronumun düdüklemesine, modern ahlaki kurallar doğrultusunda, her iki tarafı da değersiz görüp, patronumun kız arkadaşımı düdüklemesine ses çıkarmadım, çünkü insani erdem bunu gerektirirdi ve yaptığım da tam olarak buydu sevgili kardeşlerim.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalk dostum uyan. Çekil git başımdan! İnsanlar her gün aynı şeyi yaparlarsa, bunun adı düzen oluyordu. Ve bu bizim aşağılık, tam bir düzen manyağıydı. Sabah olup işe gitmeyi, öğlen takıldığı yerlerden birinde bir şeyler yemeyi ve bir kadeh şarap içmeyi kendinde marifet görüyordu. Akşamları spor, salıları sinema, perşembeleri tiyatro, cumaları dostlarla tek atmak, düzenli seks hayatı, düzenli aşk hayatı, düzenli iş hayatı ve de düzenli düzenli hayatı. Evet, bizim aşağılık için bunlar, hayatın tam karşılığıydı. Eğer her sabah uyanıp işe giderseniz ve her akşam o işten arda kalan zamanınızda hayatınızı yaşarsanız, bu sizin hayatınız oluyordu ve bu iyi bir şeydi. Tüm bu düzen zırvalarını, bir bütün olarak hayatınızın tam merkezine koyduysanız da bu sefer de toplumda bir birey oluyordunuz dostlarım. Diğer türlü başıboş, bir aylak oluyordunuz kardeşlerim ve ben tam olarak buydum. Başıboş bir aylak.
‘Hadi kalk!’ demişti. Kalkayım ama neden kalkayım? Bir ara işe uğrayabilirim. Şimdi oraya gitsem kimse sen de nerden çıktın demezdi. Çünkü dostlarım hiç kimse bedavaya çalışacak birini reddetmez. Bir çıkayım evden, bir çay falan içerim. Midem de çok kötü, hiçbir şey istemiyor canım. Ama bu aşağılık herife de daha fazla dayanamayacağım. Diğer aşağılığı mı arasam. O salaktan da hiç hazzetmiyorum. Gerçi eminim o da benden çok hoşlanıyor değildir. Senin parfüm kokuna sıçayım. Lanet olsun neden geldim ki buraya. Bu salakla ben ne paylaştım o zamanlar. Bana üç fatura borcu var ancak dün bira ısmarlarken sanki canını istiyormuşum gibi davrandı. Seni bit yeniği, donsuz gezindiğin zamanları bilirim, bir kravat taktın da adam mı oldun. Evet oldun. Ben ise olamadım. Olsun. Bizim de adam olduğumuz yerler var. Mesela çalıştığım kafe, patronum bana kanka der ki kendisi benden yaşça çok büyüktür. Sana patronun ne der. Onu getir, şunu götür der. Ben patronumla oturup zehir içerim. Sen ise patronunun karşısında oturup bir bardak su bile içemezsin. Lanet olsun tüm bunlar yalan biliyorum. Ama seni böyle düşünmek beni mutlu ediyor.
Ah seni gidi düzen soytarısı seni. Sinekkaydı tıraş olursun işte böyle her sabah. Bak bana her tarafım kıllı. O taraflarım bile kıllı. Sabah sabah tıraş olma enerjisini, insan nereden buluyor. Ayrıca uyumaya çalışıyorum ve sen dangalak, yaptığın gürültünün farkında bile değilsin. Bir sigara mı içsem. Midem çok kötü. Kalk hadi. Sesin beynimde çınlıyor. Kalk hadi. Kalkmak veya kalkmamak işte bütün mesele bu kardeşlerim. Boş versene sen kalk, ben uyuyacağım. Kalk hadi seni aşağılık, daha derse yetişmelisin ve mutfakta bekleyen onlarca bulaşık var. Ayrıca müşteriler çoktan gelmiş ve patronun bir haftadan beri senden bir rapor bekliyor ve bu hafta belki de sana nöbet yazacaklar ve dosyalar işte tam olarak masanın üstünde ve öğretmenin ödevi de öylece duruyor. Kalk ve annene yakışır bir evlat ol çocuğum, kalk ve baban seninle gurur duysun. Kalk hadi sevgilin bekler, kalk ekmek al, kalk çay demle, kalk çamaşırları yıka, kalk faturaları öde, kalk hadi kalk, aşağılık pislik seni, kalk. Kalktım işte aşağılık piç kuruları, lanet olasıcalar, bakın işte kalktım.
Kaktım ve o aşağılığı, düzenli evinde rahat rahat hazırlanabilmesi için rahat bırakarak evden çıktım. İstanbul’da gün daha yeni başlıyordu. Karlı sokaklar arasında ne yapacağımı düşünerek yürüdüm. Hasanpaşa’dan Rıhtıma doğru bir yol uzanıyordu ve romanlarda geçen romantik yollara hiç benzemiyordu. Araba gürültüleri arasından ve bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar arasından ve dükkânlarını yeni açan ve tek dertleri para kazanmak olan esnafların arasından ve trafik ışıklarının arasından ve kardan eser kalmayıp çamurlaşmış yolların arasından ve lanet olan bu düzenin arasından yürüyerek, düşünmeye çalıştım. Ne yapabilirim? Günlerden Pazartesiydi ve herkes tam takır hayatına devam ederken ben, tüm hayatım boyunca sorup ve cevap bulamadığım o soruyu yine kendime sormaktaydım. Ne yapabilirim? İnsan hayatının, bir şeyler yapabilmek için oldukça kısa olduğunu düşündüm. Her şeyi değiştirmek için, insan ömrünün çok kısa olduğunu düşündüm. Peki, bunca insan ne için bu kadar çabalıyordu, neyi düzeltmeye çalışıyorlardı, bunları düşündüm. Bütün amellerimiz neydi, düşündüm. Düşünmek de benim amelim olmalıydı. Bunu da düşündüm.
Çocuklarını okula yetiştirmeye çalışan, lüks arabalı, canti adamlar, çıtır karılar gördüm ve onların tohumu olan çocuklarını gördüm. Çok çok eskiden, paspallığımın hoş görüldüğü zamanlarda bir kız arkadaşım vardı ve bana çocuk yapmak istediğini söylemişti. Ben ise bu isteğine gülmüştüm. Şimdi düşününce o kızdan çok iyi bir ebeveyn olurdu. Ben olur muydum, bilmiyorum fakat düşündüm ki o kızdan bir çocuğum olsaydı güzel olurdu gibi hissettim. Ancak tahmin ediyorum, evliliğimiz çok uzun sürmezdi ki şu düzen denilen saçmalık, maalesef bana hiç gitmiyordu kardeşlerim. O, çocuğa çok iyi bakardı buna eminim. Ancak çocuk herhalde en sonunda it, kopuk bir şey olurdu ki bundan gurur duyardım sanırım. Tüm bu düşünceler arasında rıhtıma geldim. Saat 7’e yaklaşmıştı. Vapurla karşıya geçip, Eminönü’nden Galata’ya, oradan da Tünel’e doğru yol alırım diye düşündüm. En mantıklı olanı buydu. Vapur birazdan yanaşır diye düşündüm. Vapur yanaştı. İtişe kakışa vapura bindik, toplum olarak. Aşağılık olma durumu, toplumda içselleşmişti kardeşlerim. Bunu düşündüm. Bir afetten kaçan insanlar gibi birbirimizi ezerek, ittirerek, sona kalan dona kalır çocukluğuyla ki yaptığımız davranış, içinde çocukça bir neşe barındırmıyordu, tam tersine hayvanca bir içgüdüyle vapura bindik. Açıklığa oturdum ve bir sigara sardım. Marlboro içen aşağılığın tam tersine, ben hala kaçak sigara içmekteydim. Vapur hareket etti. Vapurla beraber martılar da ilk rızklarını almak için harekete geçtiler. Soğuk bir İstanbul günüydü ve rüzgâr kardeşlerim gerçekten suratımı kesiyordu. Toplum bütün sıradanlığıyla ve heyecandan uzak bir şekilde vapurun kapalı alanında yolculuğu sürdürmeyi tercih etmişti. Evet, bir tek salak bendim kardeşlerim. Martılar için bu durum çok üzücüydü ki bende onların işini görebilecek en ufak bir katık yoktu. Sigaramı yakmak bu rüzgârda baya zor olsa da bunu başardım. Deniz, efsanelerde anlatılanlar gibi gürlüyordu ve ben de o efsanelerdeki tanrılar gibi bir duruş sergileyip, içerde, sıcakta oturan topluma, rolümü tam takır oynuyordum. Bir martı olmak ister miydim onu düşündüm. Sonra martıların çok vahşi hayvanlar olduğunu düşündüm. En sonunda kararımı kargada kıldım. Bir karga olarak yola devam ettim. Sigaramı tüttürmeye çalışırken fark ettim ki rüzgar sigaramın yarısını benden önce içip bitirmişti. O soğuk, yüzü kesen aşağılık rüzgar tüm bedenime yaşadığımı hissettiriyordu. Tam her şey güzel derken birden etrafta dolaşan o aptal statüko, ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımda durdu ve efsanevi repliği söyledi ‘burada sigara içmek yasak’. Canım sıkılmıştı. Ona sigaramın birazdan biteceğini, böyle bir havada sigara içmenin çok zor olduğunu ve sigara içmek için gösterdiğim çabayı taktir etmesini, ayrıca sigaramın yarısını da rüzgarın içtiğini ve tüm bunları söylerken sigaramdan bir fırt çekmek için ağzıma götürdüğümde, sigaramın yanan kısmını, alçak rüzgarın uçurduğunu fark ettim ve statüko mutlu ve ukala bir şekilde yanımdan ayrıldı.
Vapur karaya yaklaşmıştı. Martılar ise benden umudunu çoktan kesmişti. Dünü düşündüm. Yine böyle aylak aylak gezinirken ve ne yapmak istediğimi ararken, o aşağılık aklıma geldi. Elimi takozuma götürdüm ve onu aradım. Akşam müsait olabileceğini söyledi ancak dışarıda olamazmış, çünkü yarın işi varmış, çok uzun takılamayacağını da söyledi ama yine de sen bilirsin dedi, gelmek istiyorsan gel dedi. Evet kardeşlerim, bu aşağılık benimle buluşmak için çok can atar bir halde değildi, bunu ben de anladım. Ancak onu rahatsız etme fırsatını kaçıramazdım. En son, bir yıl önce gördüğüm bu aşağılık, üniversite zamanlarında ev arkadaşımdı. Çok yokluklar çektiğimiz zamanlarda, babalarımız, aslında sadece benim babam bize destek olmuştu ve bu aşağılık bu destekleme faaliyetinden sonuna kadar yararlanıyordu. Yanımda kaldı, kira ödemedi, fatura ödemedi, alışveriş yapmadı, bir tas yemek ısıtmadı ve börekler açmadı bana kardeşlerim. Buna rağmen her ay yatan kredisiyle de Taksimlerde takılmaktan geri de durmadı kardeşlerim. Evet, kahramanınız bir tavuk, kardeşlerim. Yolmak için birebir kardeşlerim. Dün evine gittiğimde beni gördüğüne sevinmiş gibi yaptı, hâlbuki rahatsız olduğu, biber gibi kızaran yanaklarından belli oluyordu.
Vapur karaya yanaşmıştı. İnsanlar aynı hayvansal içgüdülerle vapurdan indi, arkalarından ben indim. Çok acelesi olan bu toplum parçası, hep birlikte yavaş yavaş dağılarak kalabalığa karıştılar. Ben ise tek başıma yürüdüm ve kalabalık, ancak dışarıdan bakabildiğim, benden uzakta bir yerlerdeydi. Kabataş’tan Galata’ya çıkan yokuşa vurdum kendimi. ‘Aç mısın?’ diye sordu. ‘Dışarıda yemiştim, teşekkürler’ diye cevapladım soruyu. ‘Eee ne yapıyorsun, nasıl gidiyor hayat?’ Bir anlamsız soru daha diye düşünmüştüm o an. ‘Ne olsun, hiçbir şey yapmıyorum. Bildiğin gibi, hala aynı devam ediyorum’ dedim ve ekledim ‘Ama gördüğüme göre sen baya değişmişsin’. Son söylediğimden rahatsız olmuştu. Fakat kardeşlerim bu çok uzun sürmedi. Bu tipler kendilerini sorgulamaktan kaçarlar ve doğruya ulaştıklarında, o doğrunun doğruluğunu kendi iç dünyalarında çürütüp yerlerine yeni doğrular koyarlar ve buna derler ki hayat. Evet kardeşlerim, bu hayat. Bir ton zırva şeyler anlattı, işinden bahsetti, hayatından bahsetti, hayatın zorluklarından, paranın azlığından, her şeyin pahalılığından, -en samimiyetsiz şekilde- geçmişten, gelecekten, şimdiden bahsetti kardeşlerim. Hep kendinden bahsetti. Ben ise sadece dinledim. Çünkü bahsedeceğim hiçbir şey yoktu. Oturdum ve ilgimi çekiyormuş gibi yaparak ama bunda pek de başarılı olmayarak –anlattığı şeylerin ilgimi çekmediğini anlamasını istedim- oturdum, dinledim. Aşağılığın, dünyanın kendisi etrafında döndüğünü sandığını görerek dinledim. Hep anlattı, anlattıkça rahatsız oldu, rahatsız oldukça anlattı. Tüm sohbet boyunca haklı olmak istedi, bir yerden beni yakalamak istedi ama başaramadı kardeşlerim. Anlattığı zırvalar insanın dert etmemesi gereken şeylerdi. Nitekim her insan, aynı sorunları yaşıyordu ve bu sorunlar benim için özel, konuşulmaya değer şeyler değildi. Havanın soğukluğundan şikâyet etmek, soğuğun güzelliklerini görmezden gelmekti. Ayrıca soğuk anca birileri dışarıda donuyorsa konuşulmaya değerdi. Aşırı derece kombinin yandığı evden çıkıp, işe giderken üşümek, bu modern çağın aptalca dert zırvalarından biriydi. Durumlarımız iyiydi kardeşlerim. Hepimiz çok iyidik. Ama kötü olan bir şey vardı ki o şey her şeyi kötü yapıyordu. İşte bu çocuğu da o şey kötü yaptı diye düşündüm.
Yürüdüm. Bir hatun iniyordu sarmaşık merdivenden. Bu merdivenin adı ne acaba diye düşündüm. Çünkü bu merdivenin tarihi bir yanı olduğu apaçık ortadaydı. Bir ismi olmalıydı ama ben bilmiyordum. Bundan dolayı sarmaşık merdiven diyordum. Bu merdiveni ben yapsaydım adını sarmaşık koyardım diye düşündüm. Merdivene yaklaştım sağa doğru, hatun sola geçti. Lanet olsun sana da güzel kadın. Ne olur merdivenlerde karşılaşsaydık. Ah insanlar diye düşündüm. Bütün olasılıklar mümkünken, sadece olmaması için olasılıkları düzenliyoruz diye düşündüm. Halbuki olmak üzerine bir olasılık yapsak, ulaşmak istediğimiz bütün olasılıklar, mümkün olabilirdi.
Dün bahsini kapattım kafamda. Kediler gördüm artık. Miyavlayan, mırlayan kediler. Onu mu arasam diye düşündüm, korktum o an. Daha erken dedim, umut doğdu içime. Lanet olsun bana da, onu arayacağım belli oldu. Yürümeye devam ettim ve tekrar düşündüm korkarak. Korku büyüdü ve büyüdü.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.02.23 08:38 bariscsknr Bohem Bir İlişkinin Yıkıcı Ayrılık Parodisi - 2. Perde (TRAGEDYA)

OLAY BİR EVDE GEÇMEKTEDİR. K KADIN, B ERKEKTİR.
K - Burçlar kaymış amk, yengeç ne ya? Allahın histerik burcu. Bugün hiçbir iş doğru gitmez mi? Hay böyle işin ta içine..
B - Benim E'nin burcu da yengeçti. Belli oldu şu aralar senin de neden böyle göt olduğun. O da az göt değildi. Benzediniz birbirinize.
K - Oğlum esas sen götsün ki göt gibi ortada kalıyorsun her seferinde. Kaşınma, insanın damarına basıyorsun. Ben de acımasız olacam, salağa bak E ile kıyaslıyor beni.
B - Ne yaptığının farkında olmak da güzel bir şey tabi.
K - Ben bir şey yapmadım valla, yara kaşıyan sensin. Bırakmıyorsun kabuk bağlasın. O kadar kaşırsan, sonunda kanar böyle. Bence sen yaptığının farkına var biraz. Hala kendin yapıyorsun, sonra karşı tarafa adilik yapıyor gibi hissettirmeye çalışıyorsun. Hasta mısın lan sen, doğru söyle?
B - Yaptınız yaptınız, hepiniz yaptınız. Önce kolay olan benim yanımdı, kaldınız. Zor olsaydı başta giderdiniz. Sonra benden daha kolay olan bir yer buldunuz, oraya gittiniz. Ne de olsa artık B'ye ihtiyacınız yoktu. Yeni destekçileriniz, yeni sosyal çevreniz olacaktı. Hepiniz yolunu bulunca, göt gibi bıraktınız.
Kabul edin, böyle bir götsünüz siz işte ve hayatınızı da kendiniz gibi götlerle geçireceksiniz. Çünkü size değer verip musamma gösterenler, kalpleri kırılmış ve yorulmuş bir şekilde, sizi hayatlarından sonsuza dek siktir edip, atacak.
K - Sen mi bana değer verdin, yuh!! Sen değer veriyorsun da canım, hiç karşındakine bunu gösterme, gönlünü hoş tutma gereği duymuyorsun. Herkes senin isteğin zaman, sana istediğin gibi davranacak. Senin tavır bu yani, kusura bakma.
Ha kendini de kandırabilirsin tabi. Bu kadınlar sana ihtiyaç duydu, sonra başka birilerini buldu gitti diye.
Sosyal çevrenin desteklemesine gelince, artık sana diyecek lafımın kalmadığı son nokta. Kör müsün lan sen? Beni destekleyen bir sosyal çevrem var gibi mi görünüyor o taraftan.
Ayrıca yine diyorum, başkalarının mutsuzluklarını kendine mutluluk edinirsen, kendine başarı sayarsan esas sen mutsuz olursun. Bunu kendine yapma. Es kaza başarılı, mutlu falan olurum sonra kahredersin kendini.
B - Bana kimse ihtiyaç duymadı. Ben ihtiyaç duyulacak biri değilim. Ama benim yanımda kalmak senin kolayındı, sonra oraya gitmek daha kolay oldu. Yani buradayken de kendini düşünüyordun, giderken de kendini düşündün. Hatta benimle eve çıkarken bile, içten içe kendini düşündün. Onun için insana değer vermekten bahsetme.
Son olarak başkalarının mutluluğu veya mutsuzluğu üzerine kendimi bir duyguya sokacak değilim. Mutlu olmaktan bahsediyorsun, insanlarının mutluluk anlayışları görecelidir. Ama benim mutluluk anlayışımla zaten mutlu olsaydın bu durumda olmazdın ki senin mutluluk anlayışın beni ne kıskandırır ne de kahreder, sadece acırım.
Ben en kötü, en sefil halimde bile mutlu oldum, kimseye de ihtiyaç duymadım. Hatta en kötü, sefil ve yalnız halim mutlu olduğum yegane yerdi. ama sen her zaman mutlu olmak için bana veya bir başkasına ihtiyaç duyacaksın.
K - Ben tabiki de kendimle ilgili şeyleri her zaman düşünüyordum. Ama içimde seninle ilgili olan çelişkilerin sebebi, tamamen senin davranışlarındı.
Ben seni ailem gibi görecek bir aşkla, bir bağlılıkla sevmek istedim. Güzeli, değerlisi buydu çünkü. Ama sen buna karşılık vermedin. Üstüne basa basa söyledim, düzeltilmesi gereken şeylerin ne olduğunu biliyorsun.
Bana sevmeyi bilmeyen kadınlar tarafından terkedilmiş ıssız adam tribi yapma. Ben nasıl sevdiğimi ve nasıl sevilmek istediğimi çok net ortaya koydum ve senle ilk eve çıktığım gün de adım gibi emindim ne gibi sorunlarımız olacağından.
Yanlış anlama asla sen suçlusun demiyorum. Benim de hatalarım vardı, kimin olmaz ki. Ama bazı konular vardı ki senin içine işlemiş, ne yaparsam yapayım o konularda değişme ihtiyacı hiç hissetmedin. İçten içe sen de biliyorsun ne gibi konular olduğunu. Çok konuştuk çünkü, çok da kabul ettin bazı şeyleri, kabul etmesen de anladın, hak verdin.
Beni içten pazarlıklı olmakla suçlayamazsın. İlişkinin her köşesinde sana duygularımı, düşüncelerimi açtım. Açamadığım zamanlarda da sen aylarca sustuğun ve beni ittiğin içindi. Kendimce bi yola girmek zorunda kaldım. Kısacası senin gibi yalnız hareket ettim hayatta. Yani ben fiziken evden çıktım diye terketmiş falan değilim. Daha önce de söyledim. Sen beni baştan terkettin zaten.
"Aldattın beni kendi kendinle, mecburi hizmetteyken ben yaşam bölüğünde" ve ben hala seninleyken, bazı güzel günlerimiz hariç, sıklıkla olduğu gibi tek kişiyim.
B - Bunu söyleyin sen olması çok komik. O zaman ben de sana şöyle diyim ''zaman aralığını süpürmeyi unutma ben yokken"
K - Birbirimizin ihtiyaçları var. Sevme ve sevilme ihtiyaçlarımız, iletişim kurma ihtiyaçlarımız, kendimizle iletişim kurulması ihtiyaçlarımız ve tarzlarımız gibi. Soru şu; iki taraf da bu ihtiyaçlara ve tarzlara özverili bir şekilde karşılık vermeye razı mı? Yoksa herkes oturduğu yerden, benim istediğim olsun mu diyecek, sıkışınca da laf dalaşına mı girilecek?
Sen çocuğu bile reddediyosun. Ben bu konuda bile o kadar açıktım ki. Çok zor iş evet, hiç yapasım da yok ama yaşlanınca bir ailem olsun istiyorum kocaman ve sıcacık. Tek başıma ölmek istemiyorum. Sırf bunun için de sağlıklı büyüyebilecekleri bir ortamda, iyi niyetli, sevgi dolu bir babayla birlikte çocuklarım olsun isterim. Sen ona da "ne çocuğu" deyip, kestirip attın. Daha ne diyeyim sana. Ben keyfimden bir şey yapmıyorum.
Bir ilişkide iki tarafın da sorumlulukları, hataları vs'si vardır. Sen suçu seni terkettiğini düşündüğün kadınlara atıyorsun ve kendinde hiçbir sorumluluk hissetmiyorsun.
Herkesin iyi ve kötü olduğu alanlar vardır. İyi niyet bunları ortaklaştırıp, ortak bir hayat kurabilmekte gizlidir. Sen beni beğenirken bile kötü niyetlisin, dönüp de beni içten pazarlıklı, bencil, kendini düşünüyor diye suçlama hiç. Burada illaki kendini en çok düşünen biri arıyorsak, bir dürüst ol kendine lütfen, bir objektif bak.
B - Tamam, peki. Bitti, geçti sorun yok artık. Uzatmaya gerek yok ama madem ben böyle biriydim keşke 2 yıl kalmasaydın benle. Terkettikten sonra da hala hayatımdaki en yakın insan sensin demeseydin.
K - Hadi ya. Senin laf sokacağın kısım geçince "iyi, peki, artık geçti" Bu yüzden göt gibi ortada kalıyorsun. Çünkü götlük yapıyorsun.
B - Her ne boksa işte. Cevap versem veririm de gerek yok, boş bi tartışma. Güzel bir aile kurarsın umarım ileride, bir düzine çocuğun olur, emzirirsin onları.
K - Bir düzine olmaz, o kadar da değil. Ben seni hala öyle görmek istiyorum ama sen istemiyorsun, elinden geleni yapıyorsun yani. Arkadaşım bile olmak istemiyosun. Bir normalleştiremiyoruz ilişkimizi.
B - Evet istemiyorum. Çünkü sen benim arkadaşım değilsin.
K - İyi ama sevgilin de olmadım hiç.
B - Olmadıysan geçmiş olsun o zaman.
K - Madem öyle, hiç teklif etmeseydin. Sevgili gibi davranmıyacaksan niye teklif ettin?
B - Kusura bakma yaptım bi eşeklik, affet.
K - Madem ben 2 yıl kalmışım laf ediyorsun. Hala tek taraflı bir ağızla konuşuyorsun. Ben sana 1. yılın sonunda dedim evleri ayıralım, öyle devam edelim, böyle yıpratıyoruz. Hem biraz nefes alırız, hem ilişkiyi gözden geçiririz. Demedim mi söylesene. Boş boş, yalan yanlış konuşuyorsun. Beni sen zorladın, resmen terketmekle tehdit ettin beni. Şimdi ne oldu, ayrılmadık mı?
B - O gün yapsaydın keşke, bugünki gibi gitseydin, ne diye durdun?
K - Ben senin gibi tek başıma karalar almıyorum, seni de dinliyorum.
B - Beni dinledin de sonuç ne oldu?
K - Senin gönlün yoktu.
B - Bu gidişinde çok gönüllüydüm, değil mi? Boşversene.
K - Hayır ayrılmak zorunda değildik. Sen benimle ilişki kurmamakta ısrarcısın. Bazı isteklerimi görmezden geliyorsun, anlamak istemiyosun.
B - Neymiş isteklerin, çocuk mu?
K - He, evet. Hadi gel yapah bi tane.
B - Gel yapak tabi, baban bakar. Yapıp yapıp anana veririz.
K - İşte abi, isteklerin çok mu diyorsun. Şu tavır zaten problem olan, senin şu tavrın. Bir de neyi, ne zaman şakaya vurup, neyi ciddiye alacağını bilmiyorsun. Çığlık atsam ölüyorum diye, senin aklına yatmazsa kıçını kaldırıp gelmezsin.
Beni, ben hala yaşarken, cıvıl cıvılken sev. Ölümümün, yokluğumun üstünden siyaset yapma. Arkamdan konuşma, çünkü şu an yaptığın bu. Sanki birlikte yaşamamışız, tek ben yaşamışım gibi kendinde hiçbir açık görmeden şu anda bana saldırıyorsun. Sadece fiziki olarak yokum diye ve bunun örneklerini hayatında gördün diye karşındakini suçluyorsun. Sence de çok açık değilmi ?
Neden hep böyle oluyor. Madem hep başına geliyor, kendini sorgulaman gerekmiyor mu ? Şahsen genelde insanlar öyle yapar. Acaba aynı şeyi defalarca tekrarladığını göremiyor musun? Aptallığın açık kanıtı bu, Albert Einstein.
B - Çok klişe ve aptalca bir söz.
K - Evet çok klişe ama fazla evrensel olduğunu düşünüyorum. Sende bir götlük var. Ya seçimlerini değiştir ya da kendini. Aynı seçimlerle aynı şeyleri yaparsan sonuç farklı olmayacak gibi.
B - Evet, en iyisi köylü bir kadın bulmak.
K - Çok net yani.
B - Evet öyle. Değiştirmem lazım.
Sağol yaşam uzmanı, teşekkür ederim bu engin bilgilerin için. Ama sen de değiştir bence tercihlerini.
K - Yaşam uzmanı değilim, ben bi bok değilim. Ama sen de bi bok değilsin. Kendini gökten aşağı indirdiğinde göreceksin bir bok olmadığını. Asla anlamak istemiyeceksin değil mi?
B- İstemiyecem, anlamıyacam. Çünkü anlaşılacak bir şey yok. Gerçek çok net, ben İsa Mesihim.
K - İsa Mesih olabilirsin ama beni mutlu etmek istemedin. Hayır, sen mutsuzsun. Hepimizin mutsuzlukları var ama ben sadece en azından sevgilimle mutlulukları daha çok paylaşmak, mutsuzlukları da paylaşarak azaltmak istedim. Sen tersini yapıyorsun. Mutsuzluğu arttırıyor, mutluluğu da sömürüyorsun. Bazı şeyler o kadar somut ki şu anda söylerim.
Oğlum demokratik bir kafan olsa, her yolu, her çareyi bulursun bir sorunu çözmek için ya da hayatındaki her şey için ama sen takılıyorsun bir noktaya ve kimseyi duymak, dinlemek istemiyorsun. Dolayısıyla seninle ilerlenemiyor.
B - Ben seni mutlu etmek istemedim falan diye bir şey yok. Sen çok mutlu olmak zorundaydın, aşırı mutlu. Her zaman yetinemedin, böyle bir gerçek vardı. Kendini bu sefilliğe layık görmedin. Çünkü sen padişah kızıydın, olay bu yani.
Ben demokratik falan olduğumu da iddaa etmiyorum. Demokrasiyi sevmem. Akıllılar vardır, bir de aptallar. Ya itaat edersin, ya da itaat edilirsin. Gerçek olan budur. Demokrasi, bunun üstüne giydirilen kıyafettir.
K - Hala yaftalıyorsun. Ben padişah kızıyım ya, ne demezsin.
Sen tam bir gerzeksin biliyor musun? Bu sözlerin hiç bir gerçekçilği yok. Sen de biliyorsun, bu sözlerine kendin bile inanmıyorsun. Sırf şu anda beni yaralamak için söylediğin şeyler.
En nefret ettiğim, en çelişkiye düştüğüm, denge kurmaya çalıştığım konu üzerine gidiyorsun. İnsanı mutsuz ediyorsun ve buna dair gerçekten art niyetli bi çaban var. Çünkü hazmedemiyorsun, sen oturduğun yerden bekliyorsun. Bir şeyler ters gittiğinde hiç sorumluluk almıyorsun. Sonra da karşındakini yıkmaya, yok etmeye programlanıyorsun.
B - Yoo gerçekten böyle düşünüyorum. Gerçekten düşündüğüm şeylerdi onlar, sende gördüğüm bu benim.
K - O zaman kusura bakma ama sen bi bok anlamamışsın benle yaşadığından. Ben padişah kızıysam madem, sen de benimle beraber olduysan, o zaman sen de az paşa gönülllü biri değilmişsin, hata para yiyicimişsin. Sürekli para kavgamız olurdu zaten, demek buymuş. Bende para bok nasılsa.
B - Sende para çok değildi ama olmalıydı. Sen bence zengin bir sevgili bul, onunla çok mutlu olursun. Her gün çikolata, sinema, arabası da olsun ki gezebilin. İstanbul dışı falan yapın.
K - Yaaa yatlar, tekneler, evler isteyen sensin. İki gündür maaşım maaşım diye kendini paraladın. Kendi ihtiyaç duyduğun şeyleri bana söyleme. Benim umrumda değil. Ben kurtulmak istiyorum.
B - Param yok gerizekalı. Sanki maaş da on milyar. Evet, ben de olmasını isterdim ama yok ve gene de mutluyum. En azından olması gerektiği kadar mutluyum ama sen mutlu musun, bunu sor bir kendine.
K - Benim de yok ama bak ettiğin laflara. Paşa kızıymışım, demekki herkes göründüğü gibi değil.
B - Lan senin bi giderin mi var? Baban 100 lira verse hepsi abura, cubura, tüketime gidecek. Duyan da ev geçindiriyor sanır seni. Önce çalış da masraflarını karşıla. Sonra gel bana benim de param yok de. Ne kadınsın ya güldürdün beni gece gece. Diyo ki benim de param yok. İstanbul'da müstakil evde yaşıyor, param yok diyor.
K - Senin gelirin mi var angut? Hala kendini kandırıyor, ev geçindirdiğini falan sanıyor adama bak.
B - Maaşım var. Kendi masraflarımı kendim karşılıyorum en azından. Ben mutsuz değilim. Sen aşırı mutlu olmak istiyorsun, olay bu. Ben gayet eğlenceli biriyim aslında ama kullanmasını bilene.
K - Sen puştsun o zaman. Bu lafa bakılacak olursa puştun önce gideni gibi bir şey olman gerek.
B - Evet, bu bir gerçek ama sonuçta kadınlar da sırada beklemiyor. Zaman meselesi her şey, hayatın döngüsü, kadın erkek ilişkisinin bir sonucu, modern yaşamın evlilik biçimi, dost hayatı yani. Anlatabiliyor muyum?
K - Sonuçta geçen yıl da evleri ayırabilirdik, iyi niyetli olsaydın, daha doğrusu işine gelseydi. İlişkimize biraz emek vermek için yapsaydın, şimdi belki de aynı evde olurduk, belki bu yıl eve çıktığın kadın ben olurdum. Çok daha sağlam olurdu ama işine gelmiyor senin işte. Ben de ondan sana dedim "sen anca eğlenilecek adamsın" diye, "senden baba falan olmaz" diye. Ayrıca ben seninle eğlenmesini çok iyi bildim. Ancak istediğim sadece eğlence değildi. Sen evliliği eğlence diye algılıyorsun.
B - Ben eğlenilecek bir adamım, benden baba olmaz tamam. Baba olan birini bul o zaman. Neyi tartışıyorsun benimle anlamadım. Bence sen evlen. Baban seni eversin. Çok acil ihtiyacın var senin buna.
K - Çünkü sen hala benim en yakınımda, 2 yıl sonunda hala benim arkamdan kötü, abuk subuk konuşacak ve hala beni anlamayarak daha doğrusu öyle gibi davranarak yaralamaya çalışacak birisin.
Şunu da çok iyi biliyorsun ki ne kadar çok anlamamazlıktan gelirsen o kadar çok kendimi anlatmaya çalışacam ve ne kadar çok yaralanırsam o kadar çok uzun vadede senle konuşmayı sürdürecem. Çünkü hep kanayan bir yara olacak, çünkü hep anlaşılamamış olmanın acısını çekecem. Bunu bildiğin için de hala vurdum duymazlık yapıyorsun, kan akıtmaya çalışıyorsun.
B - Senin yeni bir sevgili bulacağın gün, benimle olan ilişkin bitecek ki bence zaten bugün her şey bitti, uzatmaları oynuyoruz. Boşuna kendini yorma. Yok anlatacam da, edecem de, senle ilişkimizi koruyacam da, arkadaş kalacaz da falan. Hikaye bunlar. Sen yoksun artık, ben de yokum, bitti gitti.
K - Hala daha yüzsüzce suçu bana atabiliyorsun. Buradaki en ala burjuva sensin ve o kadar tembelsin ki burjuvazinin rahatlığından uzak yaşıyorsun ama ilk fırsatta hemen kolaya konuyorsun.
Yok, senin öyle bir niyetin yok. Bizim ilişkimiz başladığı gün bitmişti ona bakarsan. Sen istemiyordun çünkü. Çünkü aynı öküzlüğü sürdümekte ısrarcı olacaktın.
B - Evet, ben seni hiç sevmedim, evet öküzüm ben. möööö mööö bak mööölüyorum.
K - Off ayak yapma. Sevmekle ilgisi yok. Sen insanın duygularını sömürüyorsun.
B - Sen de duygu sömürüsü yapıyorsun başka da bir bok yapmıyorsun. Senin bana karşı bir duygun yok, kandırma hem beni hem kendini.
K - Hayır, sen gayet insanın duygularını sömürüyorsun. Benim sana karşı duygudan fazlası var ama bu senin umrunda değil. Bu konuda hiç mi hatan yok ya, sen o kadar mı kusursuzsun, sürekli laf söylüyorsun, bi yerde kendini eleştir. Ben sevgililerimle arkadaş kalırım edebiyatını da gördük ki yalanmış.
B - O duygu dediğin kanayan bir yara, kendini pişman görme yarası. Yeni hayata başlarken, geride kalanları unutmadan önce, günah çıkarma psikolojisi. Sen bu evden giderken, o son konuşmalarla zaten o kanayan yarayı söküp attın, bak beni şair gibi konuşturuyorsun.
Evet yalandı. Patlak bir teori oldu o, tutmadı. Şu anda benle görüşmek isteyen bir tane eski sevgilim yok. Herkes kendi hayatında, sende öyle olacaksın.
K - O zaman sen, zaten ilişkimiz daha başlamadan yalan söylüyormuşsun. Çünkü E'yi falan arkadaşım diye yutturdun bana. Benle bir ilişkiye başlayınca kızı siktir ettin. O yüzden benim de aynı şeyi yapcağımı, aynı kafada olduğumu düşünüyorsun . Herkes senin bildiğin gibi değil, herkes sen gibi de değil. Biraz farklılıkları anlamaya, insanları anlamaya, dinlemeye, güvenmeye çalış. Nasıl korkunç yaralayıcı, bencil konuştuğunu asla bilemezsin. Bir de utanmadan karşı tarafı suçluyorsun.
B - Ben seni ne zaman siktir edecem biliyor musun, yeni sevgilin olduğu zaman, biriyle öpüştüğünü öğrendiğim zaman, biriyle el ele tutuştuğunu düşündüğüm zaman, o zaman işte seni siktir edecem, aramıcam, sormıcam. Bilgin olsun, açık net söylüyorum. Yani senin öyle yapacağını düşünmüyorum, zaten ben yapacam onu. Ayrıca ben ne dersem diyeyim, her şey olacağına varır. Ama ben kendimi biliyorum, benim dediklerim olacak neticede, çok net yani.
K - Tamam canım o zaman, kasma fazla sen. Sen çünkü her şeyi sana bağlı sanıyorsun. Her şeyi zaten kendine göre yapıyorsun, başka bi şey için izin vermiyorsun. Bu durumda zaten her şey senin dediğin gibi oluyor. Dediğim dedik diyorsun, diktatörlük yapıyorsun ve insanların hislerini, duygularını hiçe sayıyorsun.
Hala sadece sen varsın! Bu kadar yalancılıkla yaşamak istemiyorum. Sevdiğim gibi kalmanı istiyorum, en azından güzel anlarımızdaki gibi. Bazı şeyleri aynı anda yakalamayı başardığımız uyumlu, az da olsa birbirimizi mutlu ettiğimiz günlerimizdeki gibi, sana inandığım, hayalini kurduğum, yanındayken kendimi güvende hissetiğim gibi kalmasını istiyorum. Sen zaten hiç bir şeyin hayalini kurmuyosun, hala abuk subuk amaçsızca, can sıkmak için çabalıyorsun. Anlamıyorum da ne yapmaya çalıştığını.
Hatta dışarıda, ülkede, sokakta ne kadar kötü bir gün olmuşsa olsun, yanına geldiğimde her şeyin düzelmese de daha katlanılır bir hal alacağına inanmak istediğim, hakkını yemiyim, zaman zaman da her şeyi düzelttiğin sihirli anlardaki gibi kalsın.
Ben öpüştüm birileriyle, yatacak gibi oldum hatta. Artık ister görüş benimle, ister görüşme, ne yaparsan yap.
B - Teşekkür ederim, beni öldürdün, beni aldattın. Senden nefret ediyorum, sen çok pislik bir insansın.
Beni hiçbir şey kırmazdı ama bu kırdı hem de bu zamanda. Gerçekten çok teşekkür ederim, iyi olan her şeyin içine sıçtığın için.
Tam da düşündüğüm gibiymiş her şey. Sen tam bir pislikmişsin, orospuymuşsun. Artık siktir olup gidebilirsin hayatımdan, yaşattığın her şey için teşekkürler ve tebrikler.
PERDE KAPANIR.
submitted by bariscsknr to u/bariscsknr [link] [comments]


2020.02.01 12:50 onurreyiz_35 Büyücü Archillius'un Maceraları - 2

Büyücü Archillius'un Maceraları - 2
Sevgili Günlük , Sabahın ilk ışıklarıyla Vergan'a vardım. Şehre girerken burada nasıl para kazanabileceğim ile ilgili düşünüyordum. Derken Kuzey Kapısında bekleyen 10 kişilik bir Vergan Kraliyet Muhafız ekibinin başındaki komutanları bana seslendi. Yanlarına gittim. Şehre girmek istediğimi , Tampeldum'dan geldiğimi falan anlattım. Beni sorguya aldılar. Sanki gereğinden fazla soru sordular ama sonunda içeri alındım. Önce atımın güvenli şekilde burada kalabilmesi için buradaki bir seyise gittim. Biraz pazarlıktan sonra birkaç gümüşe atımın 5-10 gün ahırında kalmasına izin verdi. Sonrasında gri pelerinimi ve kukuletamı kafama geçirdim. Dikkat çekmeden şehirde gezinmeye başladım. Gizlice halkın konuştuklarını dinledim. Genel olarak Berez Ağacı'nın yanması hakkında konuşuyorlardı. Bende duymuştum Tampeldum'dan çıkmadan. Ne kadar yazık. Ustam Berez Ağacının Kalbedur'la olan bağlantısı ve kıta için önemi hakkında araştırmalar yapıyordu. Umarım bunu yapan belasını bulmuştur.
Şehrin genel durumuna baktıktan sonra para kazanabilmek için yapabileceğim bir şeyler aradım. Sonrasında Ulgath tarafına geçip eski tabaxi arkadaşım Raz'a gitmeye karar verdim. Ulgath'a geçtiğimde buradaki tabaxilerin sayısının baya bir azalmış olduğunu fark ettim. Liman paramparça olmuştu. Orada bazı tabaxilerin limanı tamir etmek için çalıştırıldığını gördüm. Sonra arkadaşımı aramaya koyuldum. Onu evinin oralarda buldum. Arkadaşım eskiden beri Nebula'nın bir üyesidir. Onunla biraz muhabbet ettik. Buradaki tabaksilerin sayısının neden az olduğunu sordum. Tabaxilerin durumunu anlattı bana. Hebi adlı bir tabaksinin önderliğinde Narash'a kaçtıklarından bahsetti. Sonrasında başta Pagret olmak üzere diğer yerlerde de çıkan tabaxi isyanlarını anlattı. Açıkçası tabaxilerin özgürlüklerine kavuşmaya başlamasına sevindim. Birçok insanın aksine ben tabaxilere olumlu bakıyorum. Sanırım ustamın etkisi çok büyük bunda.
Sonra Vergan'ın ikinci surlarına doğru bir yürüşe çıktık. Raz orada bana nasıl para kazanacağımız ile ilgili bir planı olduğunu anlattı. İçinde yeşil bir sıvı bulunan bir şişe çıkarttı. Hemen tanıdım bunu. Bu VELENDİ !!. Hakkında çok şey duymuştum. Velen Vein'de Lenix tarafından üretilen bir sıvıdır. İçeni fazlasıyla güçlendirir. Ancak siz de benim gibi dayanıksız bir vücuda sahipseniz uzak durmanızı tavsiye ederim.

Velen
Raz'a bunu nereden bulduğunu sordum. Uzun uzun anlattı. Sonra Velen'i satmak için surlardan içeri girmesi gerektiğini söyledi. Onu surlardan içeri sokabilirsem Velen'in parasını bölüşeceğimizi söyledi. Hemen bir kılık değiştirme büyüsü yaptım. Sonra birlikte surlara doğru gittik. Kısa bir sorgudan geçtik. Raz'ı Ulgath Limanı'nda iş yapan bir insan tüccar olarak tanıttım ve içeri girdik. Gizlendikten sonra Velen'i birkaç Nebula üyesine satacağımızı söyledi. Uzun bir yürüyüşten sonra ara sokaklardan birinde 2 adamın yanına vardık. Velen'i sattık ve parayı bölüştük. Raz oradan uzaklaştı. Ben ise bu adamları merak edip bir süre izlemek için bir görünmezlik büyüsü yaptım ve onları takip etmeye başladım. Vergan'ın Lağımlarına girdiler ve Velen'i maskeli bir adama teslim edip bir şeyler konuştular. Maskeli adamdan çok büyük bir kara büyü enerjisi yayılıyordu. Biraz korkarak uzaklaştım oradan.

Maskeli Adam
Cebimin biraz sonunda biraz altın görmesine de sevinerek şehir meydanına doğru gittim. Güney Kapısı'nın oradan Vekilharç Redoran'ın , askerlerin ve birkaç mahkumun getirildiğini gördüm. Sonra gece çöktü. Vergan'ın en iyi hanlarından birine gidip bir oda tuttum. Odamda biraz büyü çalışıp uyudum.
Sabah tavernanın alt katına indim. Kahvaltı yaptım. Sonrasında insanların konuşmalarına kulak misafiri oldum. Bugün şehir meydanında büyük bir idam töreni olacağını konuşuyorlardı. Bende gizlenip kalabalığın arasına karıştım. Meydanda bir sürü kişi vardı. Vekilharç Redoran , onun oğlu Gedrin , kardeşi Rederick , Kunesh (Ki gördüğüm ilk genasi oldu haklarında çok şey duymuştum ama hiç bir tanesini canlı görememiştim.) Salve ve daha bir sürü soylu vardı.

Vergan Meydanı
İdam töreni sürerken birden bire mahkumlardan birinin silüyeti silindi ve Kral Theodas'ın silüyeti belirdi. Sonra bir anda olanlar oldu. Cellat ve birkaç asker Redoran'a saldırıp onu öldürdüler. Halk şaşkınlık içindeydi büyük bir karışıklık çıktı. Aralarından sıyrılıp önlere doğru geldim daha iyi izliyebilmek için. Mahkumların arasından 3 tanesi Kral Theodas'ın yanına geçti. Sanırım bunlar Ulgath limanın yıkılmasına sebep olan herifler. İçlerinde arkadaşımın bahsettiğin tabaksi Hebi de vardı. Gedrin babasının cesedi başında feryat ediyordu. Sonra Rederick abisinin yanına koştu. Onun için üzüldüm doğrusu. Kunesh bunun sorumlusu olarak Theodas ve yanındakileri belledi. Ve onlara saldırdı. Ancak Theodas'ın talimatlarıyla iki kılıç kullanan ve sırtında kurt postu olan bir savaşçı Kunesh'i yere sabitledi ve Theodas ile grubu kaçtılar.
Halk Theodas'ın Redoran'ı öldürdüğünü söylüyordu. Ancak kulağa çok saçma geliyor bu. Ustamdan duyduğum kadarıyla Kral Theodred gibi onurlu bir kralın oğlu kendisini yetiştiren ustasına bunu yapmış olamaz. Bundan sonra halk arasında büyük bir karışıklık çıktı. İnsanların arasından sıyrılıp zar zor da olsa hana geri döndüm. Vergan'a biraz huzur bulmak ve düzgünce macera yaşamak için geldim ama her gittiğim yerde belalar beni buluyor. Umarım bu olaylar hızlıca biter.
submitted by onurreyiz_35 to ehvenisers [link] [comments]


2020.01.11 23:37 ill-be-back4 NEREDEYSE TÜM SINIFIN HAYVAN TAKLİDİ YAPARAK TARİH ÖĞRETMENİNİN SINIFI BIRAKMASINA NEDEN OLAN SAÇMA,BİR O KADAR DA ÇILDIRMALIK OLAY————Benim başrolünde olduğum anılar neredeyse bitti. Bugün sizlere tanık olduğum ara sıra aklıma gelip en olmadık yerde bile çıldırmama vesile olan olayı anlatıyorum.

EDİT:Tarihçi derken sosyal bilgiler hocası amk. Bana tarihi sevdirmesiyle aklımda kaldığı için tarihçi diye yazmışım amk.
Hayatımda hiçbir hayvanat bahçesinin bu kadar içinde olmamıştım.( Anlatmaya başlamadan önce şunu belirtmek isterim. Bu olayı yeterince güzel aktaracak kadar kalemim iyi değil daha doğrusu yazı bu olayı yeterince anlatamaz yaşamak lazım. Keşke o olayın bir videosu olsaydı.)
Ortaokuldayken bir tarih öğretmenimiz vardı bence çok iyi anlatır ve öğretirdi. Ancak 27-28 kişilik sınıfta benimle aynı fikirde olan sadece bir kişi vardı arkadaşım Koray geri kalan herkes neden bilmem o kadından nefret ederdi sınıfın ineği piçi farketmeksizin Koray ve ben hariç herkes bu hocaya çok yoğun bir nefret beslerdi. Erkeğiyle kızıyla çok sayko bir sınıftık ve bir ders 2 kişi hayvan taklidi yaptı bu duruma hoca çok sinirlenmişti. 1-2 hafta sonra sınıftan bir ibne bu durumu çok güzel bir şekilde kullanıp hem eğlenebileceğimizi hem de bu kadını delirtebileceğimizi düşündü ve ilk kendi tayfasını sonra da geri kalan tüm sınıfı bu plana ikna etti. Ben ve Koray hariç ilk başta linç yedik ama ben ve Koray bu kadına çok saygı duyuyorduk ve en sonunda iyi peki dediler zor da olsa bizi bu olaydan muaf tutup hoş gördüler. Bu planın uygulanacağı günün sabahı kim hangi hayvan olacak/olabilir planlaması yapılırken ben Koray’a kıyamet kopacak söylemedi deme dedim. Koray’da ya amk bu kadına yapılır mı hay sikeyim böyle işi dedi. Biz bunları konuşurken hemen hemen tüm roller belli olmuştu lafı uzatmadan size hayvanat bahçesinin kıymetli üyelerini sunayım.
2 tane kurt,bunlar sınıfın zıt uçlarında oturuyorlar. 2 tane köpek 1kız cins köpek olurken erkek Sivas kangalı-pitbull kırması bişey oldu. 2tane evcimen kuş biri kanaryaydı diğerini hatırlamıyorum. 3tane kedi 2 si kızdı ama olay erkekteydi çöpün kenarında dolaşan agresif bir sokak kedisiydi. 1 adet fil melodika borusunu hortumu olarak kullanıyordu. 2 tane karga bunlar bire bir karga sesi çıkaran kızlardı. 2 adet domuz evet domuz genizlerinden çıkardıkları domuz sesi takdire şayandı. 1 adet aslan 1 adet kurbağa 1 adet çekirge 4 tane maymun bunlar gerçekten maymun olabilirdi o kadar maymunlardı. 1 adet yılan 1 adet yengeç 1 adet kaplan bu arkadaş çubuk kraleri ikiye bölmüş bunları ağzının kenarlarına koymuştu Diğerlerini hatırlamıyorum
{{SİZDEN RİCAM BUNDAN SONRASINI KAFANIZDA CANLANDIRARAK OKUYUN}}——- Öğretmen zili çalmış son hazırlıklar yapılmıştı geri dönenin götü sikilirdi öyle bir sınıftık. Ders başladı arada Koray’la bakışıyoruz ben bu olayda olmayı kabul etmeyince yanımdaki senin amk dedi ve gitti(bende sg amk çocu dedim)yanım boştu.tüm sınıfın yüzünde şeytani bakışlar vardı——-
  1. Dakikaya gelirken işaret fişeği maymunlar ve çekirden geldi. Hoca noluyor kim o hop hop derken aslan ve kuşlar kediler ve kız köpek olaya dahil oldu öğretmenin sinir eşiği geçilmişti bu ne terbiyesizlik diyor arada da yakalıyor şişt hayırdır noluyor derken kırılma anı geldi dolunay göründü. O sınıfın 2 ucunda bulunan kurtlar ulumaya başladılar Amk skjsjdjdmdkdkskmsmdmdmsmdkdk. Ardından pitbull konrolden çıkmışçasına havlama başladı. Öğretmen öyle bir bağırıyor ki Koray’la ben göz göze geldik ikimizin yüzünde de aha ip koptu bakışı vardı.[Bu önemli parantezi açmalıydım. Bizim sınıf çok sıkıntılı insanlarla dolu olduğundan bizi okulun dip köşesindeki bir koridora vermişlerdi ve koridorda sadece bizim sınıf vardı aq yani sesimizi duyurmak güçtü] ——
Yılan kendini yere atıp sürünmeye başladı, domuzlar sadece nefes almak için duruyor geri kalan zamanda olabildiğine horultu hırltı sesi çıkarıyırlardı. Fil kendini buldu hayatımda filin hortum sesini yapan başka insan tanımadım. Herkes rolünün hakkını veriyordu öyleki ilerleyen dakikalarda pitbull kendini role kaptırıp kaplanı ısırdı smsllslsldkskdkdkdkskks Maymunlar sıra üstündeydiler hocanın sesi duyulmuyordu delirdi eline aldığı her şeyi bunlara fırlatıyordu ama kimin sikinde aq kurtlar öyle uluyorlar öyle uuuuuuuuuuu sesi çıkarıyorlar ki akıl sor ermez sesimiz okulda duyulmaya başlamıştı. Kurbağa sınıfta sıçma pozisyonunda zıplaya zıplaya sınıfı geziyor kediler bir o sıraya bir bu sıraya zıplarken erkek olan kedi aslanla kapışıyordu. Yengeç,yengeç sevinci yapar gibi pozisyon almış yan yan geziniyordu hatta bir ara maymunun götünü kıstırdı. Kuşlar durmaksızın kanat yaptıkları montlarını çırkıyorken bir ara beni yılan soktu amk kdjdjdkdkkskdkdkdkdkdkdkdk o da ayaklarınızın altında sürünüyordu. Saygımdan gülememeye çalışıyorum ama mümkün değil şu ortamı bir düşünün aq ama yine de hoca baktığında kendimi toparlıyor ve hiç birşey yapmadan yerimde oturuyordum. Maymunlar muz kavgası yapıyor olacaklar ki sınıfın altını üstüne getirdiler biri sıraya uzanıp kendini aşağı sarkıtıyordu. Hoca öyle çığlıklar attı ki korkmamak elde değil. Sınıfı uzun uzun inceledi ve herşeye rağmen benle Koray’ı gördü bana bakıp kafasını çağresizce iki yana salladı derken Koray domuz saldırısına kurban gitti. Benim dilim ısırmaktan uyuşmuştu delirecetim. Sesi duyan öğretmenler 5. dkk dan sonra noluyor diye çekine çekine bizim sınıfa gelirken(çoğu korkudan koridor başında bekledi amk sjjsjdjdkdjd) tarihçi ağlıyordu ve daha fazla dayanamayarak sınıfı kurt ulamaları eşliğinde terk etti. Maymunlardan biri bir eliyle yerden destekle ala ala kapıya kadar gitti “uu iii aaa aaaaa,uuuu uuuu uu a “ gibi şeyler dedi işin ilginci diğer maymunlar ne dediğini anladı ve sevinip uuuu uuu aaaa aaa diye sevindiler dnmdkdkdkdkdjdjjdhejsushsjeudhejjsnsudjsnsjjdjddjdj. amk o anda çıldırdım . Hoca ise müdürün yanına gitmiş 2müdür yardımcısı,dersi boş olan 2 hoca ve müdür bizim sınıfa doğru gelirken yanlarında tarihçi yoktu. Biz az biraz sakinleşsek de kurtlar öyle güzel uluyorlar,pitbull kendini rolüne o kadar kaptırmıştı ki saldırdan yaralı kurtulup ayakta durak Koray’a 2 ayağını havaya kaldırarak zıplıyor kanımca oyun oynamak istiyordu. Kurbağa tam kendini bulmuşken müdür ve ekibi içeri dalıdı. en son bunlar sınıfa girdiğinde vahşi kedi kapının önüne atılmış müdür yardımcısı noluyor diye bunu itmişti aq sskdkkskdkdkdkdkdkdkkdkd Müdür,NOLUYOR BU NE REZALET BURASI DİNGONUN AHRI MI gibi alışık olduğumuz şeyler söyledi ve sınıf buz kesti. Bizim sınıfın önündeki meraklıları dağıttılar(okul hizmetlileri,kantin personeli vs)
Götümüzü siktiker. Kendi kendime dayak yicem arada kaynadım amk diyorum. Ama müdür ne lan bu rezalet dedikçe sınıfça dayanamıyorduk zaten bilirsiniz 2-3 kişi utanmaz utaznmaz gülünce kendinizi tutamazsınız. Bu idare kadrosu da ne gülüyorsunuz manyak mısınız lan siz diye bağırıyor bunların çaresizliği karşısında kahkakarımız kat kat katlanıyordu. Sınıfı bir görün aq sıralar devrilmiş her yer kağıt çanta defter. Maymunlardan biri arkada bir şeyleri astığımız panoyu devirmişti. Diğer pano tek çiviyle kaymış öylece duruyordu . Ardından müdahalenin şiddeti arttı ve sustuk. Ben devamını ayrıntılı anlatıp sizi sıkmayayım devamında ara ara çıldırdık yine güldük. Tarihçiyi getirdiler.Bir ara müdür sizin derdiniz ne derken herkese tek tek hangi hayvan olduğunu sordu. Bana sordu ben bişey yapmadım dedim. Söyle bari söyle adam ol falan derken tarihçi benle Koray’ın masum olduğunu söyledi. Devamında Olaylar büyüdü falan ama kimsenin siciline işlemedi. Tarihçi sınıfı bıraktı yerine mendebur bir karı geldi aq. Ben hay böyle işin amk dedim. Bu kadın en ufak bir olayı bile büyütüp,olayda parmağı olanı disipline yolluyor ve ceza almadan olayın peşini bırakmıyordu. Bu kadına rağmen sınıf ötekinin gitmesine memnundu.
Yıllar geçti aklıma geldikçe hala çıldırırım sizinle de paylaşmak istedim umarım okurken keyif almışsınızdır.
submitted by ill-be-back4 to KGBTR [link] [comments]


2020.01.10 03:14 ill-be-back4 SOSYAL MEDYA BAĞIMLISI KAHPE KIZA VERDİĞİM AKILALMAZ DERS————Dün hayatımda en alfa olduğum 3 anımdan birini yazdım ve beklemediğim şekilde ilgi gördü belki de sadece 3 tane böyle güzel anım var ama paylaşmak çok hoşuma gitti bugün sizlere bu 3’ünden zirvedekini paylaşıyorum umarım beğenirsiniz.

Okulda Didem isminde bir kız vardı ve ben ondan hoşlanıyordum. 2 defa göz göze gelmiştik. Çok az konuşmuştuk reddedilirim diye çekiniyordum. Bir teneffüs okul bahçesinde onu Duygu diye biraz sohbetimin olduğu kızla yan yana gördüm telefondan bir şeylere bakıp aralarda etrafı süzüyorlardı. Fırsat bu fırsat yanlarına gidip selam verip Duygu’yla konuşmaya başladım okulda olan bir konu hakkında espiri yaptım ikiside güldü Didem’e anlık bakakaldım. Duygu kurnazdır cin gibidir anladı o. Ne güzel güldün dedim(Kız aralarda telefona bakıyor) hafif kızardı”hıh! teşekkürler” dedi. Ben ne diyeceğimi bilemedim ikisine de bakıp görüşürüz dedim. Duygu kinayeli kinayeli görüşürüz dedi. Bizim sınıfta Beyza isimli bir arkadaşım ile Duygu çok yakın arkadaşlar ikisi çöpçatanlık yapmaya karar vermiş ve ilk Didem’le konuşmuş sonra da Benle konuştular. Ben onlara nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Aralarda saçmalıyorum her neyse kız da konuşalım gözüyle bakmış.Numarasını verdiler bu akşam mesaj at dediler tamam dedim. Akşam konuştuk Cumartesi için bir kafede sözleştik.Bana 2-3 kere”inanamıyorum nasıl instagramın yok”yazdı. Ben instagram kullanmayı pek sevmem,genel olarak sosyal medyaya yaklaşımım böyle insanlarla yüz yüze konuşmaya daha çok değer verir önemserim. ——- sıkılmayın diye bu bölümü karşılıklı metin olarak yazdım.—(-ben +Didem )
(Kafese saat 4te buluştuk, köşede bir masaya geçtik,birer kahve söyledik) -Konuya direk giriyorum ama, senden bir süredir hoşlanıyordum senin de benimle görüşmek istemen beni çok mutlu etti. +(tatlı bir gülümsemeyle) ben de mutlu oldum(göz ucuyla telefonla uğraşıyor,hatta masaya oturduğumuzdan beri gözü habire telefonunda) seni birkaç defa gördüm İsmini öğrendim ama instagramda seni bulamadım. Kullanmaman beni çok şaşırttı. - Neden bu kadar şaşırdın Wp’de de birkaç kere sordun. +Bilmem instagram kullanmayan kaldı mı yha? - Ben varım.(ardından uzun uzun açıkladım) +hmmm bence yanlış bir bakış açısı kimin ne yaptığını merak etmiyor musun? -Edersem ararım konuşurum + öyle değil,yani şu an kim ne yapıyor -hayır etmiyorun +İlginç (telefonla uğraşmaya devam ediyor) [kahveler gelir] {Ekleme: kız bu kadar düzgün konuşmuyor. Tam gerizekalı Resmen yabancı kelimelerin arasına birkaç Türkçe kelime serpiyor,ben size düzgün şekilde aktarıyorum yoksa kanser olursunuz} - Hobilerin neler? Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun? + Pek boş zamanım olmuyor(telefonla oynuyor) -(sözünü keserek) Sosyal medyadan zaman kalmıyordur + ahahaha evet biraz öyle ıııı şey ders de var tabi - A evet evet dersler zor + evet.... (telefonla oynuyor) - Yapmaktan hoşlandığın bir şeyler vardır elbet + Arkadaşlarımla buluşuyoruz(telefonla oynuyor) - hmmm{onu mu sordum aptal,niteliksiz orospuçocuğu} [ Telefonu çaldı. Aleyna diye biri arıyor] + aaaa şey buna bakmam lazım - Tabi Bak sorun yok (sandım masadan kalkacak dışarıda bir yerde konuşacak açtı telefonu masada kahvesini yudumlarken konuşuyor. Muhabbetleri birinin dedikodusu,içimden diyorum şuna biraz bakıp kendimce başka kusurlarını da bulayım) garson: bir isteğiniz var mı efendim? - Yok teşekkürler (Ben etrafıma bakıyorum,garson benden yaşça büyük bir abi o da arada bana baktı,bu benim dikkatimi çekti. Herhalde acıdı amk) + Kusura bakma(telefonu kapattı) - Sorun yok. Ee hep ben sordum biraz da sen sor. Benim hakkımda merak ettiğin şeyleri + Sosyal medya olarak wp’nin dışında kullandığın bir şey var mı? -Yok (sora sora bunu mu sordun amk salağı) +Sıkılmıyor musun peki? (telefonla oynuyor) -Dediğim gibi sosyal medyanın zamanımı fazlasıyla harcadığını düşünüyorum. {Bu arada Elbette KGB için Facebook kullanıyorum ama sadece KGB için.} - Ben (vurgulayarak) Gerçek konuşmanın daha önemli olduğu kanısındayım. DUYGULARIMI NEŞEMİ,SEVİNCİMİ,ÜZÜNTÜMÜ, TUTKUMU,SESİMİ EVET SESİMİ telefon yeterince yansıtamaz. +Emojiler var hahahahhahah -Yetmez(espiriye de gülmedim,alfa değilim ama kötü espriye kolay kolay gülemem, sadece gülümsedim) +(Yüzüme bakıp,nadir bakıyor genelde telefonla meşgul) ııııııı Sesli mesaj?(geri telefonuna döndü o an hafif sinirim bozuldu) -(umutsuz bir ses tonuyla)Yeterince aktaramaz. Birinin elini tutmak birinin yüzüne bakarak düşüncelerini aktarmanın yerini yazı tutamaz. Bak ne örnek vericem Romeo ve Juliet’i okuyabilirsin ve elbette çok güzeldir. Ama bunu iyi yani özenle oynanan iyi oyuncuların oynadığı bir oyunu izlediğinde o oyun hakkındaki izlenimin farklı olur,yazıdan farklı anlamlar çıkabilir ama oynan oyunun anlattığı daha belirgindir,yoksa tabi kitap okumaya karşı değilim bilakis çok okurum.(damağım kurudu kahveden bir yudum aldım) (Bu arada ben konuşurken bir telefona bir bana bakıyor) +Evet bu örnekle sana katılıyorum. Ama sen kitap okumakla mesajlaşmayı karıştırıyorsun. -Galiba bu konuda anlaşamayacağız.( aslında düşünceni savunmaya devam edecektim ama vazgeçtim.Bir de anlaşılan kitap okunuyordu.Etrafımdaki masalarda oturan insanları biraz inceledim.Korka korka sordum) -kitap okumakla Aran nasıl en son hangi kitabı okudun? + dediğim gibi Çok zamanım olmuyor. En son Dede Korkut’u okudum. -Sanırım O Edebiyat öğretmeninin geçen yıl sınavda sorarım diye okutup sınavda sorduğu için +ahahahhahahahahahhaha -ahahahahhahahahahha (Ne kadar aptal bir oç olduğuna güldüm) -Hep ben soruyorum biraz da sen sor ya + (telefonla bakıyordu kafasını kaldırıp) ıııı evet evet öyle oldu(mesajını tamamlamaya çalışıyor merak edip masadan baktım İrem yazıyordu. Bense telefonumun ilk defa çevirip saate baktım ve ekran masaya gelecek şekilde tekrardan masaya koydum) + tamam ben soracam (telefonla oynuyor) hmm (telefonu çaldı Bu sefer Merakım biraz kabardı hafif kalkarak baktım Büşra yazıyordu) +şeey önemli -bak bak sorun yok ( çevremdeki masaları süzüyordum. Arkamdaki masada bir çift biri şarap biri bira içiyor sürekli gülerek sohbet ediyorlayan masada 4 kişi yani 2 çiftlerdi kahve içip sohbet ediyor biraz biraz telefona bakıyorlaönümdeki masada yine bir çift bira içip sürekli telefonla uğraşıyorlaçaprazımdaki masa kalabalık 5 kişi 2 çift var Bira,şarap içiyorlar,benim yaş gurubum telefonlar masa üzerinde ama hiç ilgilenmiyorlar. Birbirileri ile konuşuyor gülüyorlardı bazen de hararetli tartışmalasapların olduğu masalar ilgimi çekmedi.) (5kişinin olduğu masada boşta olan kız arada etrafı süzüyor bakınıyor anlaşılan biraz sıkıldı ya da orada tek olmak onun sıkılmasına sohbetten uzak kalmasına neden olmuştu Didem orospusu konuşmasını bitirene kadar 5 kere göz göze geldik çünkü galiba hayvan gibi bakmıştım. Didem’den güzellik olarak farkı çok yoktu Didem’in boyu daha uzundu sadece. Çok baktığımı farkedince Didem e baktım. Tam sığır, mal mal mal, maldan farkı yok. Konuşma bitti ama çok uzun sürdü kahvem soğudu,hoş gerçi ben soğuk kahve severim. Bu arada Büşra ile sadece dedikodu yaptı.Konuşma bitti) -Önemli dedin ama sadece dedikodu yaptın ya +ahahahahaha kızların önemlileri böyle oluyor (telefonla uğraşmaya devam ediyor) - Saygısızlık olmuyor mu?(diğer masadaki kızla 2 kere daha bakıştık) + Nasıl? (Bir gözü telefonda,artık canıma tak etti anasını sikecem) -Senle konuşmak istiyorum gözüme bile bakmıyorsun sürekli telefonla meşgulsün +Evet biraz öyle oldu. Hıhı ama tamam haklısın [telefonu yine çaldı.Yine Aleyna]
+Şeyyy önemli bir şey değilse söz kapatcam.(açtı nasıl ya falan dedi 1 dkk sonra anladım bir kızın dedikodusunu yapıyorlar,bu arada benim kahve bitti bunun ki de 1 yudum kalmış) [Diğer masadaki kızla birkaç defa daha göz göze geldik.Masaları daha da dikkatimi çekti çok neşeli,sıcak kanlı insanlara benziyorlardı.] Garson: Bir şey istermisiniz? (Benim bardağımı aldı) -Evet, 2 tane tuzlu fıstık bir de hesap Garson:Hesap? -Evet hesabı da alabilir miyim? Fıstıklarla beraber lütfen Garson: tabi -Teşekkürler (Didem kevaşesi duymuyor bile +(fısıltıyla) kusura bakma(dedikoduya devam ediyor) -(başımı yukarı aşağı sorun yok ifadesinde salladım ve gözlerimi kırptım) [bu arada sadece erkek garson değil kadın garson da bizim masayla çok ilgiliydi o da bana acımıştır] Garson:Buyrun -Teşekkürler Garson:(Geride siparişlerin girildiği ekranın yere çekildi kadın garson da orada etrafa,arada bize bakıyor) +(Hesap ve fıstıklar gelince şaşırdı,konuşmasını bitirdi) -(hesabı bahişiyle bıraktım.) -Hoşçakal(garsona işaret yaptım geldi,bayan olan da önümdeki masanın siparişini aldı sonra durdu bize baktı) +(Şaşırmıştı,bir bakakaldı) Nereye! -GÖZLERİNİN İÇİNE BAKABİLECEĞİM BİRİLERİNİN YANINA +Anlamadım??? -Şaşırmadım (Çok sikici bir gülümseme attım). Şarjı bitmesin dikkat et dedim +Ne demek bu şimdi? - Engellendin demek.(güldüm)
[Fıstıkları elime aldım 5 kişinin olduğu masaya gittim ,bizim masayla arada biraz mesafe vardı,] - Size katılabilir miyim ? 5 kişilik grup: (birbirilerine baktılar,ben kıza gülümsedim onlar bizi gördü ) Tabi, Buyur,Gelsene -Bunlar sizin için(fıstıkları verdim) [Teşekkür ettiler,kendimi tanıttım konuşmaya başladım,kendimi sevdirme gayretine girdim] [Didem masada yarrak gibi kaldı. Şok olmuştu bana bakakaldı,orda bir 5 dkk durmuştur.] [O 2Garson bana helal olsun lan der gibi bakıyor, öff of Puf yapıyorlar,kıza bakıp kıkır kıkır gülüyorlar] Didem giderken gözleri dolmuştu. Yolda salya sümük ağlamış zaten, Duygu’ya şikayet etmiş beni. Duygu olayı 2’mizden de dinledi. Didem’le bir daha konuşmadı. Garsonlar benle tanıştı. Artık Açelya ablam ve Oğuz abim oldular. Haberlerini alırım arada çalıştıkları yere uğradığım olur. Görürsem konuşuruz. Kızla İlayda’yla tam 2 ay çıktım. Hiç pişman değilim çok güzel vakit geçirdik. Kalan 4’ünden 2’si ile hala görüşürüm. Didem’in İzzet-i itibarını sikeyim. Hiçbir ilişkisi 1 aydan uzun sürmedi. Beyza’nın dediğine göre istediği üniversiteyi de kazanamayınca ailesi ile tartışmış depresyondaymış, ama kafa aynı kafa hala instagram orospusu,sosyal medya bağımlısı bir orospuçocuğu.
Hikaye bu kadar sizden ricam bir am için böyle durumlara katlanmayın. O gün diğer masa beni kabul etmeseydi fıstıkları ikram edip çıkardım. Belki 1-2 shot atar ya da Duygu’yu arayıp hay övdüğün kızın amınakoyayım derdim. Hayat kısa bir yerlerde bir başkası bulunur. Yok kilitmiş yok çurab’mış boş bu işler.
Hayat bir gün o da bugün.
submitted by ill-be-back4 to KGBTR [link] [comments]


2019.10.21 20:44 SuniBirey Rüya Görmeyi Unutmak; Rastgele Bir Çocuğun Kuzgunlu Hatıratı

Yaşantım, dar bir derenin inatçı akıntısı kadar sığ; ama buna tezat uyandıracak kadar yoğundu. Bazı günler hayatımdan, doğduğum kasabadan ve kendimden nefret ediyordum. Daha farklı bir kasabada doğmayı, farklı bir isim ve görünüşle; daha sorunsuz bir kişilik ve daha iyi bir insan olarak var olmayı diliyodum. Kimi zaman ise, olduğum formdan ve şekilden memnundum. Ama bugün görüyormu ki, aslında ben sadece kendimi kandırıyordum. Hayatım boyunca hiç Kuzgunlu'dan ayrılmadım ki?! Dışarısının nasıl olabileceğini, oturduğum küflü duvarlar arasından nasıl tahmin edebilirdim ki? Kendimi avutuyordum ve bunu göz göre göre yapıyordum. Yine de hayattaydım, yaşamıyordum ama... Hayatta kalmaya çalışıyordum.

Yirmi yedi yaşındayım. Yirmi yedi sene boyunca, içinde doğduğum taşralı çocuktan uzaklaşmaya çalıştım. Ve tam olarak yirmi yedi sene sonra, bunların hiçbirinin bir öneminin olmadığını fark ettim. Artık kimliğimin, düşüncelerimin ve varlığımın herhangi bir amacı yok. Yine de, son bir not olarak buraya düşmek istedim. Belki birileri okur. Belki birileri okur ve...

BURADAN DERHAL UZAKLAŞIR!

Hikayenin devam edebilmesi için, kendim hakkında daha fazla bilgi vermeliyim. İsimleri çoktan değiştireceğim ve olayların da anlaşılamaması için üstünü örteceğim için, şimdiden hepinizden özür dilerim. Fakat zaten, anlamsız bir avuç kağıdı açıp okumaya yeltenecek kadar hevesliyseniz; yazdığım şeylerin ne kadar doğru yada yanlış olacağına takılmazsınız diye umuyorum. Yazdıklarımın doğruluğu veya yanlışlığı, ne kadar aklı selim olduğum gibi detaylar tamamen sizin tahlil yeteneklerinize kalmış birer lütuftan ibaret. Kendimi inandırmaya çalışmaktan vazgeçeli çok oldu. İnancım, asla içi doldurulmamak üzere satın alınmış bir günlük kadar boş. Üzülmeyin. Ben onu da çoktan aştım.

Her şeyden önce, yaşananlardan ve yaşanacaklardan önce, benim bir ablam vardı: İrem. O sadece benim bir ablam değildi, aynı zamanda en yakın arkadaşım; sırdaşım ve dostumdu da. Kimi zamanlar ise, en büyük düşmanım. Anne ve babam polaroid fotoğraflarda kalmış silik yüzleri dışında hatırlamakta dahi zorlandığım kimselerken, ablamın yüzünü asla unutamıyorum. Belki de Kuzgunlu'yu çekilir kılmaya dair en büyük umut, oydu. Altın sarısı saçlarının, sürekli at kuyruğu yapılmış bir halde beline doğru salındığını; büyük mavi gözlerinin ufak suratına ne kadar komik durduğunu ve minyon tiplemesine rağmen ne denli bir buyurur ses tonuna sahip olduğunu anımsıyorum. Küçükken kızlarla nasıl konuşulması gerektiğini, nasıl çaktırmadan babamızın likör dolabını açacağımı bana o öğretmişti. Bugün bile öptüğüm en güzel kız İrem ve bu asla değişmeyecek. Onu kaybetmemin acısının bu denli olacağını hiç düşünmezdim.

İlk anda, ilk aklımdan geçen düşünce kendimi öldürmekti. Üzüntülü değildim, ağlamadım veya çağırmadım. Sessizce olduğum yerde durdum ve o andan itibaren, yaşamın nasıl bir yer olacağını hayal etmeye çalıştım. Edemedim. Olduramadım. Hayatımda ilk defa, gelecek hakkında herhangi bir şey düşünemedim. Sanki, haddinden fazla yaşamıştım da; bugünden sonra yaşayacağım günler, doğaya karşı bir suçmuş gibi hissettim. O yüzden, kendimi öldürmek istedim. Çünkü bundan sonra önümde bir şey yoktu. Neden olsundu ki? En sevdiğim arkadaşımı kaybetmiştim ve kimse, ama gerçekten KİMSE bu konu hakkında konuşmak istemiyordu.

Daha sonra, bu gizemli ölümü araştırabileceğimi fark ettim. Bu düşünce, bileklerimi dikine doğru kesmekten veya bol miktarda ilacı bünyeme karıştırmaktan daha cezbedici geldi. En azından kalan hayatımın bir değerinin olabileceğini, herkesin konuşmaktan korktuğu bu konuyu araştırabileceğimi fark ettim. Ölümden korkmadım, zaten senelerdir Kuzgunlu'da yaşamıyor muydum? Üstüne inşaa etmiş tüm değerlerimi kaybetmişken, ölüm veya dışlanma neydi ki sanki? Ablamı kaybettiğimden beridir, asla söyleyemeyeceğim ve yapamayacağım şeyleri yapabildiğimi keşfetmiştim. Çünkü, tüm bunların en ufak bir anlamı yoktu. Herhangi bir eylemimin yol açabileceği en ufak yada en katastrofik sonuç bile anlamsızdı.

Yaşam, anlamsızdı ve ben bunu çok geç fark etmiştim.

Ablamı en son, işten eve geç döndüğü bir gün gördüm. Yorgun ve bitkindi, tek yapmak istediği şey son bir duş almadan önce televizyonda güzel bir film izlemek; ardından da derin bir uykuya yatmaktı. Biraz hastaydı, herhalde... Gripti. Gözleri kırmızı ve yanakları al al olmuştu. Şimdi düşünüyorum da... Belki de hasta değildi, artık anıların hangilerinin nerede olduğunu bilmekte çok zorlanıyorum. Belki de ağlamıştı, belki de...

Korkmuştu.

Çünkü bana o gün, yarın benimle konuşacağı önemli bir şey olduğunu söylemişti. Her abla kardeş ilişkisinde olduğu kadar, toksik ilişkimizde asla görmediğim kadar narin söylemişti bunu. Ablam bölgenin yerel gazetesinde çalışıyordu ve son günlerde, Kuzgunlu ormanlarına gelen bir grup devlet adamı hakkında bir haber yazmaya başlamıştı. Herhalde onlar kötü bir söz söylediler yada yanlarından kovdular, İrem'de bu durumu nasıl düzeltebileceğinin aklını danışıyor diye düşündüm ve ne yalan söyleyeyim... Pek önemsemedim. "İyi" dedim, "Yarın ne halt istiyorsan konuşuruz." Bu, ablama söylediğim son sözler oldu. Ertesi gün kalktığımda, ablam yatağında yoktu. Odası değişmiş, sahibi olduğu külüstür laptop gitmiş; dolabı tamamen boşaltılmış ve sahibi olduğu onlarca kitap yerini; aptal ansiklopedilere bırakmıştı. Duvarların rengi bile değişmişti. Ne olduğunu anlayamadım ve evdekilere, İrem'in nerede olduğunu sordum.

"İrem kim?"

Bana, tam iki senedir İrem diye bir ablamın olmadığını inandırmaya çalışıyorlar. Sayısız ilaç içirmekten tutun da, kendime zarar vermeyeyim diye beni ufak bir koğuşa kapatmaya kadar... İlk başlarda bana verdiği ilaçlar ve koyduğu teşhislere inandım. Bir ablamın olmadığına inandım. Gerçekten de beni mahallede çağırdıkları kadar deli olduğuma, kendimi de inandırdım. Hep biraz garip bir çocuk olmuştum, biraz yalnız biraz melankolik ama çokça da olduğumdan daha yaşlı. Kısa bir müddet deliliğimi kabullendim ve zihnimi bulandıran ilaçlara, yer yer psikolojik ve fiziksel şiddeti kabullendim. Deliydim çünkü, dışarıdan görülmeyecek yerlerimin morarmasının önemi neydi ki? Fakat sonraları, bu yalanla yaşamak istemediğimi kabullendim. Bir şeyler tersti, bir şeyler eksikti. Mesela eğer ablam, İrem, hiç olmadıysa... Onun bana öğrettiği İtalyanca'yı nasıl biliyordum ki? İyi bir öğrenciydi İrem, birkaç ay için öğrenci değiştirme programı için İtalya'ya gitmiş ve bana oradan kitaplar getirmişti. Bu siktiğimin köyünde kim İtalyanca biliyordu ki? Eh, belki de hala İtalyanca bildiğimi sanıyordum. Dediğim gibi, bu yarro köyde gerçekten bir şeyler bilip bilmediğimi test etmek olanaksızdı.

Ama bir şeyden emin olmuştum. Ailemin yüzlerindeki o beyaz, neredeyse delirmiş ifadeyle birlikte İrem'in kim olduklarını sordukları anı hiç unutamadım. Onlar, o sikikler bile kendi yalanlarına inanmakta güçlük çekiyorlardı.

Ah, yine geliyorlar. Daha anlatacak çok şeyim var, ama vaktim yok. Bugün kendimi öldüreceğim ve bu kağıtları kıyafetlerimin arasında saklayacağım. Çok ufak bir ihtimalle de olsa... Belki bu yazdıklarım birileri tarafından okunulur ve uyarımı dikkate alırlar. Bu kasabada bir sıkıntı var, en başından beri biliyordum ve her şeyin sonuna geldiğim şu günde... Artık eminim.

Buradan derhal uzaklaşın!

Eğer bunu yapmayacaksanız ve riski göze alıyorsanız da, lütfen ormandan uzak durun.

Artık vademin sonuna geldiğini hissediyorum. Her şey ve tüm o balıklar için teşekkürler. Görüşürüz.
submitted by SuniBirey to wiredpeople [link] [comments]


2019.09.08 14:38 karmamarma1 Mastürbasyon ve pornoyu bıraktı, hayatı değişti. (Bir reddit öyküsü)

BBC Türkçe, mastürbasyon ve porno bağımlısı bir gencin, bu alışkanlıklarından kurtulup yeni bir hayata başladığı süreci kaleme aldı.
Mastürbasyon yapmadan geçirdiğim süre rekoru 13 ay. Kolay bir şey değildi ama doğrusunu söylemek gerekirse, hayatım hiç daha iyi olmamıştı.
Mastürbasyon yapmamanın bana ne kadar iyi geldiği inanılmaz. 20'li yaşlarımda haftalarca, bazen aylarca bıraktığım oldu.
Aslında üzerinde bir şey yok!
Aslında üzerinde bir şey yok! Ve yalnız da değilim. Dünya genelinde Çoğu erkek milyonlarca kişi insanları porno izlemeye ve mastürbasyon yapmaya son vermeye teşvik eden "NoFap" hareketine katılıyor.
Porno izlemenin üzerimdeki etkilerini düşümeye 19 yaşındayken başlamıştım.
Tüm yaşıtlarım gibi, her istediğimde porno izleyebilerek büyüdüm. İnternette ilk "iç çamaşırı" kelimesini aradığımda 14 yaşındaydım ve bu arama beni daha açık saçık resimlere yönlendirdi.
"Bağımlı mıyım?" diye endişenmeye başladım. Gerçek hayatta kızlarla tanışamayan ve mecburen tek başıma internetle mastürbasyon yapmak zorunda kalan bir beceriksiz gibi hissediyordum kendimi.
Reddedilmekten kaçınmanın en güvenli yolu gibiydi
19 yaşında kız arkadaşım yoktu ve hiç cinsel ilişkiye girmemiştim. İlişkilerimin hiçbiri ciddi bir şeye dönüşmemişti ve seks konusunda da pek bir fikrim yoktu.
Evde oturup, mastürbasyon yapmak reddedilmekten kaçınmanın en güvenli yolu gibi görünüyordu.
Kızlarla ne zaman konuşmaya başlasam, önceki gece baktığım çıplak kadın resimlerini hafızamdan atamıyordum.
Bunu bilseler, adi bir herif olduğumu düşüneceklerinden emindim.
Pornonun hayatım üzerindeki etkilerinden kaygılanarak uykusuz geceler geçirdim. Arkadaşlarımla bunu paylaşamıyordum. Arkadaş grubumda özel hayatımızda neler olduğunu paylaşmak normal bir durum değildi.
  1. doğumgünümden hemen sonra durmaya karar verdim. Annem ruhani şeylerle ilgileniyordu ve ben de gizlice kitaplarını incelemeye başladım.
Meditasyona başladım ve bu şekilde ilk kez cinsel perhizin, enerjimi ve kendime güven seviyemi arttırdığını fark ettim.
Bu fikir, antik inanç sistemi 'Kundalini'nin bir parçası. Anneme sormaya utanıyordum ama daha çok şey öğrenmeye karar verdim. Her şey böyle başladı.
Başta, mastürbasyonu ömrüm boyunca bırakacağımı düşünüyordum. Dolayısıyla, sadece bir ay dayanabilince hayalkırıklığına uğradım. Bunun ardından, önüme daha gerçekçi hedefler koymaya karar verdim.
Pornonun hayatım üzerindeki etkilerinden kaygılanarak uykusuz geceler geçirdim. Arkadaşlarımla bunu paylaşamıyordum. Arkadaş grubumda özel hayatımızda neler olduğunu paylaşmak normal bir durum değildi.
90 günlük bir 'perhiz' tavsiyesi NoFap hareketi 90 günlük bir "perhiz" tavsiye ediyor. İlk olarak internetteki pornoların beyin üzerindeki etkileri konusundaki bir Ted konuşmasında duymuştum.
Porno izlemenin etkilerini ağır uyuşturucular kullanmakla kıyaslıyorlardı. Ayrıca, aşırı porno izlemek giderek artan sayıdaki genç erkekte görülen iktidarsızlıkla ilişkilendiriliyordu.
Birçok insan NoFap'ı iktidarsızlıktan kaygılandıkları için yapıyordu ancak şahsen benim nedenim bu değildi.
Benim gibi insanların internetteki tüm bu alt kültürünü keşfetmek rahatlatıcıydı.
Sürekli doğru şeyi yapıp yapmadığımı merak ediyordum. Sonuçta çok insan hem porno izliyor hem de sağlıklı ilişkiler kurabiliyordu. Bu durum da, porno ve mastürbasyonun olumsuz etkilerinden muzdarip sandığımdan daha çok erkek olup olmadığımı merak etmeme neden oldu.
NoFap hareketi, 2011'de Reddit kullanıcısı Alexander Rhodes'un (soyada bak amk sksmsjam) mastürbasyon yapmamanın faydaları konusunda açtığı başlıkla doğdu.
Başlığın şu anda 300 binden fazla üyesi var. Kendilerine "fabstronotlar" diyorlar. Alexander ayrıca insanların porno izlemedikleri hayatları konusundaki deneyimlerini paylaştığı bir internet sitesi kurdu
submitted by karmamarma1 to KGBTR [link] [comments]


2019.07.16 02:46 serguzesht Derya Uluğ'dan Ülkeyi Sallayacak Yeni Single

Derya Uluğ Ah Zaman
Pop müziğin yeni parlayan yıldızlarından Derya Uluğ ile kısa zamanda hit olan yeni şarkısı ‘Ah Zaman’ için buluştuk. Müzik dünyasının görünen parıltısının arkasında büyük bir savaş olduğunu söyleyen Uluğ; müzik yolculuğunu, yaşadığı büyük aşkı ve Fenerbahçe taraftarlığını anlattı. ◊ Üç yıldır müzik dünyasındasınız. Kliplerinizi milyonlar izliyor, konserleriniz dolup taşıyor. Her şey göründüğü gibi parlak mı?
◊ Nasıl bir arenadasınız?
◊ Siz kalıcı isimler arasında olur musunuz?
◊ Kalıcı olmak için ne gerekiyor?
İnsanların sahtelikleri hayal kırıklığına uğrattı
◊ Müzik dünyasında sizi en çok hayal kırıklığına uğratan ne oldu?
◊ Kastettiğiniz, arkadan iş çevrilmesi mi?
◊ Sizi de aşağıya çekmeye çalışanlar oldu mu?
Burnum sürtüldü, dizlerim kanadı, sindirerek o yolları geçtim Saygımızı, anlayışımızı, içten gelen mutluluğumuzu kaybettik
'Ah Zaman’ yine bir single. Albüm yapmaya cesaretiniz mi yok?
◊ Neden?
◊ Bu şarkı listelere üst sıradan girdi. Nedir şarkıyı bu kadar sevdiren?
◊ Klipte zamanla değişen teknolojileri ve alışkanlıklarımızı görüyoruz. Sizce zaman bize neleri kaybettirdi?
Burnum sürtüldü, dizlerim kanadı, sindirerek o yolları geçtim Artık yüzüm hep gülüyor
◊ Erkek arkadaşınız Asil Gök’le nasıl tanıştınız? - Dört sene önce müzisyen arkadaşlarımız sayesinde tanıştık. Müzisyenliğine bayıldım, arkadaş olduk. İstanbul’da bir yerde sahneye çıkmaya başladım, o da bana çalmaya başladı. Böyle böyle yakınlaştık.
◊ Hep çok sert duruyorsunuz. Bu asık surat ne zaman gülecek? - Artık yüzüm gülüyor. Bunu da ilk kez bu fotoğraflarda görecekler.
◊ Nedir bu duruşun sebebi? - Babam ben küçük yaştayken iş için yurtdışına gitti. Senede bir, 20 günlüğüne gelmeye başladı. Ablam ve abimin ergenlik dönemiydi. Biz ablamla evin erkeği gibi olduk. Bu zamanla kendimi korumak adına bir koruma kalkanı oluşturdu. Şimdi biraz törpülemeye çalışıyorum.
◊ Kendinizi seksi bulur musunuz? - Hiç aşırı seksi bulmadım. Aşırı açıklığı sevmiyorum. Ucuz duruyor. Kaliteli olan birazını göstermektir. Ben birazını bile göstermiyordum, şimdi yavaş yavaş içimden gelmeye başladı.
Burnum sürtüldü, dizlerim kanadı, sindirerek o yolları geçtim
◊ Üç sene önce çıkardığınız ‘Okyanus’ şarkınızın klibi 150 milyondan fazla izlendi. Hit şarkı yapmanın sırrı ne? - Sözle müziğin öpüşmesi. Zaten öyle bir şarkı dinlediğimizde tüylerimiz diken diken oluyor. Anlatım dili de çok önemli. Sadece kendi yaşadıklarından yola çıkmaman gerek.
◊ Bir gecede ünlü oldunuz. Bu kadar kolay mıydı her şey sizin için? - Ne bir gecede meşhur oldum ne de her şey çok kolay oldu. Burnum sürtüldü, dizlerim kanadı. Sindirerek o yolları geçtim. Ve her şeyi geç elde ettim. İlk single’ımı 30 yaşımda çıkarabildim. Bu noktaya gelebilmek için de sinirlerimden, duygularımdan, zamanımdan ödün verdim.
◊ Şöhret hayatınızda neleri değiştirdi? - Üzerime sorumluluk bindi. Eskiden tek başımaydım. Şimdi benimle 25 kişi çalışıyor. Onlara karşı sorumluluğum ve ağır bir yüküm var.
◊ Tanınır olmanın en kötü tarafı ne? - Herhangi bir yere gittiğimde sırf ben orada olduğum için şarkılarımı çalmaları.
Burnum sürtüldü, dizlerim kanadı, sindirerek o yolları geçtim Caz albümüyle çıksaydım,bu röportajı yapıyor olur muyduk?
◊ Son dönemde parlayan Simge, Merve Özbey ve Ece Seçkin gibi kadın şarkıcılardan farkınız ne?
◊ Şarkılarınızın belirli bölümlerini genelde bağırarak söylüyorsunuz. Bu, “Benim sesim var” demek mi?
◊ Türk sanat müziği ve opera eğitimi gördükten sonra ‘atarlı, giderli’ pop şarkıları söylemeye başladınız. Sebep para mı?
Sokakta top sektirerek büyüdüm
Fenerbahçe’yle ilgili “3 Temmuz bir kumpastır. Aynı zamanda diriliştir, direniştir” diye bir tweet attınız. Trabzonsporluların tepkisiyle karşılaştınız. Trabzon’da vereceğiniz konser iptal edildi. Nedir yaşanan olay?
◊ Siz nasıl duydunuz tweet’e aldığınız tepkileri?
◊ Çok üzüldünüz mü?
◊ Fenerbahçe yönetiminden sizi aradılar mı?
◊ Koyu bir futbol taraftarı mısınız?
Derya Uluğ Ah Zaman
submitted by serguzesht to u/serguzesht [link] [comments]


2019.05.14 22:25 NewsJungle Toplumun acıyan bakışları evde engelli kalıyor: Aktivist

Engellilerin günlük yaşamlarında gördükleri tepki, bazılarının özürlü bir eylemci olduğunu belirten Tuğçe Akgün'e göre, üzücü bir insanın günlük yaşamlarında verdiği tepki, acıtıyor ve birçoğu da evlerinde kalmamak için evde kalmayı tercih ediyor.
“Türk milleti olarak çok faydalıyız, çok merhametliyiz. Ancak bazen iğrenç bir şekilde yapıyoruz ”dedi. “Başkasına acınabileceğimizi düşünüyoruz. Engelliler toplumumuzda acınacak bir kişi olarak görülmektedir. Onların gözlerinde çalışamıyorum, eğlenemiyorum, kariyer yapamıyorum. Bir kahve dükkanında gülerken, başkalarına duyduğumda “ne kadar iyi güldüğü…” Başkalarının acı veren görünümüne kızdıkları için dışarı çıkmayan çok sayıda engelli arkadaş tanıyorum. ”
2011'de trafik kazası geçirdim. Eve yakındım, bu yüzden emniyet kemeri takmıyordum. Arabanın kontrolünü kaybettim ve denize düştüm. Yoğun bakımdan 11 gün sonra uyandığımda omuriliğimin kırıldığının farkında değildim. Akciğerlerimdeki sorunlar nedeniyle zar zor nefes alıyordum.
Akciğerlerim iyileştikten sonra omuriliğim ameliyat edildi. O zaman bile, iyileşip tekrar yürüyeceğimi düşünüyordum. Ancak ameliyattan sonra doktor, kendime bir yatak almamı söyledi ve artık yürüyemeyeceğimi söyledi. Eve gittik ve o zaman bile tekerlekli sandalye almadık. Fizik tedaviye başladığımda yüzümdeki bir tokat gibiydi. Parapleji için en önemli sorun yürüyememek değil, tuvalet kabiliyetinizin kontrolünün kaybıdır. Bu öz bakım açısından yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkiler.
Hastaneyi dolaşıp benim gibi başkalarını görünce, tekrar yürüyemeyeceğimi fark ettim. Böylece kabul süresi başladı ve başkalarının tekerlekli sandalyeyle nasıl yaşadığını gözlemlemeye başladım.
Daha sonra annem hayatıma devam etmem, dışarı çıkmam, çalışmam için beni cesaretlendirdi. Dışarı çıktığım ilk günlerde, insanların bana bakışlarına kızdım. Toplum tekerlekli sandalyedeki insanlara veya fiziksel engelli insanlara alışkın değildir. Acı hissetmeyi seçtiler ya da size bakıyorlar ve kendilerine “Tanrı'ya şükür biz öyle değiliz” diyorlar. Başlangıçta daha tereddütlüydüm, ama ailemin cesaretlendirilmesi sayesinde dönmemem gerektiğini fark ettim dahilde. Çalışmaya başladım. Bodrum'a taşındım ve belediyede çalıştım; tavrımla da aramızda fark olmadığı insanlara mesaj vermeye başladım.
Ve sonra bir aşamada, sporla ilgili oldunuz.
Engelli sporcuları sosyal medyadan izlerdim. Onlardan biri de beni takip ediyordu ve bir gün bana atletizmden hoşlanmamı istedi. Elemeleri vardı. Aslında ben asla spor yapan biri olmadım. Annem beni İzmir'de deniz kıyısında yürümeye zorlardı. Eskiden “Yürümeyi sevmiyorum” derdim. Evrene ne tür bir mesaj yolladığınız önemlidir. Her neyse, İstanbul'a geldim ve yoğun bir kamp dönemi başlattım. Normalde 25 yaşından sonra spora başlamak ve milli atlet olmak imkansız olurdu. Fakat çok hızlı bir şekilde adapte oldum ve 2017'de 100 metre sonra ikinci, ilk 200 metre Antalya şampiyonluğuna başladım. Geçiş yarışında, Londra'daki 2017 dünya şampiyonasında dördüncü oldu. Başıma kötü bir şey geldi, ama bu kötü şey önümde farklı kapılar açtı. Daha sonra okçuluk tarafından cezalandırıldım. Ancak bazı sorunlar nedeniyle hastanede zaman geçirmem gerekti, bu yüzden planlarımı ertelemeliydim.
Türkiye'de engelli olmak nasıl bir duygu?
Türk milleti olarak çok yardımsever, çok merhametliyiz. Ama bunu bilinçsiz bir şekilde yapıyoruz. Kaba olabilir, ama bazen iğrenç bir şekilde yapıyoruz. Başkasına acıyabiliriz diye düşünüyoruz. Engelliler toplumumuzda acınacak bir kişi olarak görülmektedir. Onların gözünde çalışamam, eğlenemem, kariyerim olamaz. Bir kafede gülüştüğümde başkalarını duyuyorum: “Buna rağmen ne kadar gülüyorsa…” Gözlerinde, engelli bir insanın sosyalleşmesi bir mucizedir. Dışarı çıkmayan çok sayıda engelli arkadaş tanıyorum, çünkü başkalarının acınası gibi görünüyor.
Aynı zamanda şu tavır var: “Hareket edemiyorsanız neden buradasınız?” Türkiye'de çocuk, kadın ve engelli olmak zor. Bazen kadın kimliğimi görmezden geliyorum çünkü özürlendim. Bir erkek arkadaşım var ve benimle çıkması için takdir edildi. Neden özellikle benimle çıktığı için takdir edilmeli?
Görünüşe göre engelli insanlar toplumun tutumu yüzünden içeride kalmak zorundalar.
Güçlü bir psikolojiniz yoksa, dışarıda olmak farklıdır. Bazı şeyleri engelleyen engellerim var mı? Evet, ama aslında, eğer fiziksel engeller olmasaydı, dışarıda sizin eşitiniz olabilir ve aynen sizin gibi şeyler yapabilirim.
Dışarıda birçok fiziksel engelle karşılaştığınızı farz ediyorum.
Evinizin dışına çıkıp, beş metrelik bir duvarla karşılaşıyor gibisiniz. Dışarı çıktığım an, bu beş metrelik duvarların milyonlarca rastladım. Resmi binalarda bile karşılaştım. Yine de bir ofis binasına girmek ve kamu hizmeti almak için vatandaş olarak benim hakkım. Uygun bir tıbbi muayene bile alamıyorum, çünkü bazı ekipmanlar engellilere uygun değil.
Daha sonra toplumun göremediği 3 milyon engelli olduk. Rampalar belli standartlara göre yapılmalı; yüzde 7 açıyla yapılmalılar. Yüzde 45 açı ile birini görürsem mutlu olurum. İşyerleri belediyeden ruhsat almak için bunları standart olmadan inşa ediyorlar, ancak hiç verimli değiller. Belediyelere engelliler için uygun önlemler alınana kadar lisans vermemelerini istiyoruz. Engellilerin gittiği tek yer alışveriş merkezleridir.
İnan bana, sosyal haklar sağlamak doğrudan finansal desteklerden daha önemlidir. Devlet tarafından verilen nakit desteğinde kullanım yoktur. Bir birey her üç ayda bir 2.000 lira ile nasıl yaşayabilir? Eğitim, sosyal ve sağlık koşullarında doğru bir yaklaşımla karşılanabilirsek üretken bireyler olabiliriz. Engellilere maaş verilmesi, onları ev ve televizyon ekranından esir almaktadır. Daha önce kariyeri olan, mühendis olan bazı engelli arkadaşlarım var. Ancak işyerleri engelliler için uygun değildir; Örneğin engellilere hitap edecek tuvalet yoktur. Üretmeyen, ancak yalnızca tüketen bireyler oluruz.
Ailelerin tutumu da sorunlu olmalı.
Maalesef, aileler çocuklarını, onları korumak uğruna bir zarara sokarlar. Bu, doğuştan engelli olanlar arasında daha fazla gördüğümüz bir olgudur. Aileler, çocuklarının eğlenebileceği korkusuyla okullara bile göndermiyorlar. Onları kendi başlarına yetiştiriyorlar.
Benim durumumda annem beni güçlü biri olarak yetiştirdi. Bana kendimden daha fazla güveniyordu. Bana olan aşkı beni mücadele etmeme ve engelleri aşmaya zorladı.
Gelecekteki projeleriniz neler?
Spora profesyonel olarak devam etmek istiyorum. Ayrıca, aktivist olarak çalışmaya devam edeceğim. Kişisel olarak derneğimize, engellilere yönelik cinsel rehabilitasyon projesi üzerinde çalışıyorum. Engelliler arasında problemleri anlamak, nerede olduğumuzu değerlendirmek için anketler yapıyoruz ve sonrasında AB fonu almak için bir proje hazırlamak istiyoruz.
Tuğçe Akgün 1990 yılında İzmir'de doğdu. Ege kıyı kentinde okula devam etti ve daha sonra turizm işletmeciliği diplomasıyla mezun olduğu Menteşe'deki Muğla Üniversitesi'ne girdi. Mezun olduktan sonra felçli bir araba kazası yaptığında İzmir’e yeni döndü.
Tedaviden sonra güneydeki Bodrum tatil beldesine daha da iniş yaptı ve dört yıl boyunca belediyede çalıştı.
Ulusal bir sporcu oldu ve ilk olarak 200 metre çizgisinde, ikincisi ise 100 metre çizgisinde Antalya şampiyonasında oldu. Türkiye bayrak geçişi ile Londra 2017 Dünya Para Atletizm Şampiyonası'nda dördüncü oldu.
Halen Kültür Bakanlığı ile çalışıyor ancak aynı zamanda omurilik yaralanması hakkında farkındalık yaratmak için bir aktivist olarak çalışmaya devam ediyor.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2018.11.16 13:30 kampvegezi Cesaretli Kız Dilara Tek Başına Otostop İle Türkiye’yi Dolaşıyor

Aylardır Tek Başına Otostop İle Türkiye'yi Dolaşan Dilara Kimdir?

https://www.instagram.com/p/BqNnZejgvg-/
Dilara henüz 19 yaşında ve Türkiye'yi bileklik satarak otostop ile geziyor. Peki o gezmeye nasıl başladı? Ailesi ne söyledi? Otostop çekerken başına neler geldi? Tüm bu soruların cevabını Dilara'ya sorduk. Bakalım bizlere neler söylemiş, hep birlikte görelim.

Kendinden çok kısa bahseder misin?

Tabi ki bahsederim, ben Dilara kısaca Uygunadimdoga beni çoğu kişi böyle tanıyor.😅 19 yaşıma yeni girdim, normalde Ankara’da yaşıyorum, Ankaralıyım. Başkent Üniversitesinde Radyo Televizyon Sinema öğrencisiydim hayallerimi değil okulu erteleyeceğim diyerek okulumu bırakıp yedi ay önce yola çıktım, hala yoldayım. 😀
Şuan da ulaşımımı sadece otostop ve konaklamamı kamp ve couchsurfing kullanarak yol yapıyorum ayrıca fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

Senin yola çıkış hikayen nasıl başladı? İlk adımın nasıl oldu?

Yola çıkış hikayem kendime sorduğum “ben kimim? Ben neden yaşıyorum?” Sorularıyla kendimi aramamla başladı, hayat çok düz çok sıradan geliyordu. İlk adımım kamplara başlayarak oldu doğada kendimi daha iyi anlayabildiğimi fark ettim, şehirden yargılardan insanlar uzak olduğumda daha özgür düşünebildiğimi hissettim, sonrasında diğer şehirlerin doğasına, coğrafi yapısına merakım başladı ve ülkemi gezmeye başladım, ilerleyen zamanlarda bambaşka hayatlar kültürler olduğunu gördükçe yola bağlandım.
https://www.instagram.com/p/Bp4sKTagROG/

Toplamda kaç ülke ya da şehir gezdin? En beğendiği yer neresi oldu?

Toplamda Türkiye’de 56 şehir gezdim ve Gürcistan’a gittim. Fakat önümüzdeki bir kaç ay içinde artık yurt dışında gezmeyi hedefliyorum ilk durağım İran olabilir.
En beğendiğim yer aslında değişken gittiğim yerleri genelde seviyorum çünkü kültür, doğa, yemek, her konuda farklılıkları tadıyorum, ama EN’lere gelecek olursak:
Yaşam kalitesi olarak Çanakkale, Doğası olarak Sinop ve Kırklareli, Kültür ve İnsanlarına hayranlığımdan dolayı da Mardin ve Diyarbakır.😊

Ailen bu durumu nasıl karşıladı?Yoksa gizli kaçak mısın?😀

Bana sosyal medyadan en çok sorulan soru bu soru olabilir.😀 Ben zaten iki senedir kamp yapıyordum, Ankara’da bir kamp grubumuz var onların kamplarına okulumun kamplarına gidiyordum, bir kaç günlük kamplardı ailemde gezmeyi sevdiği için kamp ve doğayla iç içe kendimi tanımamdan çok mutlulardı, sonrasında ben farklı şehirlerin doğasını keşfetmek istediğim söyledim aileme yalan söylemeyi pek başaramıyorum 😅 ilk olarak Adana’ya gittim fakat ailem ilk başta benim heves ettiğimi bir kaç güne döneceğimi düşündüler çünkü bir şeyden çok çabuk sıkılabilen bir yapım var bende bu denli uzun süreceğini düşünmezdim çünkü okulum hala devam ediyordu ve çok hızlı bir geçiş yaptım gezme olayına hafta sonu kampçısıydım bu olanlar bir kaç gün içinde oldu. Sonrasında aileme otostopu anlattım otostopla gezen arkadaşlarımla tanıştırıp onların hikayelerini dinlettim, ilk başta istemediler onlara da hak veriyorum çevreden duydukları, geleneksellik, koruma iç güdüsü vs. ama ben bu tabularını yıkmak için sürekli bu işin içine sokmaya çalıştım babam ve kardeşimle kamplara gittim, annemle konuştum sürekli ve şuan babam kardeşimle neredeyse her haftasonu kamp yapıyor, annem instagramdan beni takip ediyor, hala sorsam otostop yapmasan mı?? derler ama eskisi gibi bir sorunları yok ve gezmemden çok mutlular çünkü bendeki değişimleri gezmenin bana kattıklarını görebiliyorlar, bu durumdan fazlasıyla mutluyum.
https://www.instagram.com/p/BpmQMtLgla6/

Tek başına otostop çekmek seni zorlamadı mı?

Tek başıma ilk otostopumda çok zorlandım ama zorunda kalmıştım ufak bir yolda bırakılma hikayem var.😅 Çok tedirgindim çünkü aylardır otostopla geziyor da olsam hep yanımda cinsiyet önemli olmadan biri vardı güven veriyordu, çok korkmuştum ama insan tek kalınca kendini koruma iç güdüsüyle hisleri öyle kuvvetleniyor ki bana göre, fazla seçici davranak araç seçerek otostopumu çekip gideceğim yere varmıştım, sonrasında bir çok kez tek başıma otostop çektim yine tek yola çıkarken bir heyecan basıyor ama artık yorucu olmayan şekilde ve keyif alıyorum çünkü otostopun ne olduğunu bu kültürü iyice kavradığımı düşünüyorum, kendime güveniyorum tek başımayken de yol keyifli gelmeye başlıyor ama İlk defa yola çıkacaklar için bir tavsiyem var ilk otostoplarını bence tek yapmasınlar daha rahat bu kültürü tanıyabilmek adına gerginlik yüklemesinler kendilerine derim. 😀

Otostop sırasında başına gelen enteresan olaylar var mı?

Ooo olmaz mı yahu?! 😀 Çoook fazla var zaten her yol bir anı bir olay fakat bunu enteresan olay dendiği için negatif algılanmasın kötü şeyler yaşadığım anlamına gelmiyor hatta bir örnek vereyim, Bolu Çanakkale istikametinde otostop çekiyorduk ve bizi aracına alan çocuk yazılımcıydı ve çok fazla oyuncusu olan bir bilgisayar oyununun yapımcısıydı ve ben ilk defa böyle biriyle tanıştım bu bana çok enteresan gelmişti. Bir örnek daha vermek istiyorum: Ankara- Konya istikametindeydik bizi aracına alan kişi sürekli sorduğu soruları tekrarlıyordu, tedirgin olmuştu bizi indireceğini söylediği yerde değil kilometrelerce gerisinde bir köye bırakmıştı yaşadığım en enteresan olay bu olabilir😅
https://www.instagram.com/p/BpFQlLFgv32/

Peki bu para işini nasıl çözüyorsunuz? Parasız gezmenin formülü nedir? 😀

Öncelikle parasız gezmek çok zor bence 10-20₺ bile olsa çok az miktar para olmalı o yolda iş yaparak artıyor zaten, fikrim bu çünkü hiç parasız gezmek sürekli beklentiye sokacağından yorar minimal harcama diyorum ben bu duruma parasız gezmek demiyorum da . Yola çıkarken biraz param vardı 300₺ civarı sonrasında bitti ve ben 4 ay kadar hala KYK’ dan gelen param ile gezdim ve ara ara ailemden minimal destekler aldım, sonrasında Uğur Okbaz @evresengibi ve İbrahim Karagöz @ibrahimkrgz7 ile tanıştım onlar bileklik satarak geziyorlardı onlara dahil oldum, şuan da bileklik satarak geziyorum ara ara yine ailemden destek aldığım oluyor para işini böyle hallediyorum ve hep en minimal şekilde harcama yapmaya çalışıyorum.

Yolculuk sırasında en unutamadığın komik ve kötü olay ne idi?

Yolculuk sırasında yaşadığım en komik anım Artvin’de tanıştığımız bir abi bize aracını verip “alın Şavşat Karagöl’e gidin” demişti ve ben şok olmuştum birde üzerine aracımıza otostopçu almıştık çok eğlenmiştim ve fazlasıyla eğlenmiştim.
En kötü anımda Burdur’da gece yolda kalmıştık Yeşilova köyünde ve karanlıkta bizi kimse görmüyor diye telefon ışıklarıyla kendimizi göstermiştik insanlar bizden korkmuştu, neyse ki sağ salim araç bulup oradan kurtulmuştuk😀

Nereye kadar gezmeyi düşünüyorsun?

Ölene dek demeyi çok isterim ama çok tozpembe bir hayal olacak, şuan hedefim yurt dışına çıkıp oralarda gezeceğim ve daha sonra fotoğrafçılık işiyle uğraşıp gezdiğim yerlerden bana uyan şehirde yaşamayı ama part time gezmeyi düşünüyorum şu an için daha uzun süre gezeceğim.

Ailenden, arkadaşlarından çok uzaklarda kaldığın için onları özlemiyor musun? Yoksa yolculuk daha mı iyi geliyor itiraf et! 😀

Ailemi ve arkadaşlarımı çok özlüyorum fakat yol bana çok iyi geliyor dönem dönem ailemi ziyaret edip özlem giderdim, yine de çok özlüyorum ama varlıklarını yanımda hissettiğim için rahatım, bedenen yanyana olmasakta aslında yanımdalar biliyorum ve onları çok seviyorum.
https://www.instagram.com/p/Bo9lgujgZjQ/

Yanında bir arkadaşla mı gezmek daha güzel, tek gezmek mi?

Bir dönem tek gezdim aslında tek gezmek yazı yazmam için ve kendimi tanımam için çok güzel bir fırsat kendimi, sınırlarımı, iç güdülerimi tanımam daha kolaylaşıyor ve gerçekçi olmaya başlıyor tekken ama ben bir süre sonra sıkılmıştım, yol arkadaşıyla gezmek bir insanla anı biriktirmek yalnız hissetmemek bana çok iyi geliyor bu şekilde de kendimi, iç güdülerimi, sınırlarımı tanıyorum daha uzun vadede olmak kaydıyla. Yolculuğun her türlüsü güzel zaten yol arkadaşım varken de kendimle baş başa kalmak istediğimde kendimi dinlemek için vakit ayırıyorum ya da ayırmaya çalışıyorum.

40 yaşındaki hayalin nedir?

Doğa fotoğrafçılığıyla ilgilenen biri olmak doğayla iç içe bir yerde kendime ait bir ev, ofis şeklinde orada çekimlerimle ilgilenmek ve yine gezmeye devam etmek, fotoğrafçılık için gezmek istiyorum.

Gezilerini bir kitapta toplamayı düşünüyor musun?

Düşünüyorum ileriki zamanlarda, zaten yazıyorum sürekli hayatımı gezilerimi o an ki ruh halimi anılarımı, bunların hepsini ve birde gezmek isteyenlere kendimce yol gösterecek yazılarımı bir araya getirip kitap haline getirme düşüncem var, hiç olmadı kendime yapabilirim bunu anıları seviyorum.
https://www.instagram.com/p/BpH1xblgoTC/

Gezginler arasında severek takip ettiğin kişiler kimlerdir? Kılıçlar Çekilsin! 😀

Gezginler arasından hiç bir gönderisini yazısını kaçırmadan takibe aldığım ilk olarak yoldaşlarım Uğur Okbaz, İbrahim Karagöz olmak üzere 😀 Berkan Bilgiç, İbrahim Akyüz, Halil Bekar, Mücahit Muğlu, Mecit Yılmaz var, hepsi birbirinden farklı içerikler üreten kişiler ve severek, merakla takip ediyorum.

Gece gökyüzüne baktığında düşündüğün hayaller nelerdir?

Gece gökyüzüne baktığımda ilk hayal kurduğum aslında o anı fotoğraflayabilmek oluyor ama maalesef ekipmanım yok😂 şaka bir yana ilk düşündüğüm bundan önceki hayatımı düşünüp bu hayatı tercih ettiğim gün oluyor o zamanlar yaşadıklarım gözümün önünden geçiyor sırıtıp duruyorum, gerçekten her seferinde bunu hissediyorum.

Senin gibi gezmek isteyen insanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersin?

İlk tavsiyem ki bunu hep yazıyorum hesabımda, hayallerinizi ertelemeyin. Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsanız onu yaşamak için çabalayın çünkü bireysiniz bu hayat sizin. Kimse için yaşamıyorsunuz unutmayın...
İkinci olarak dediğim gibi ilk otostopunuzu bence tek yapmayın. Daha sonra tek yolculuk yapmak isterseniz onun kararını da sağlıklı vermiş olursunuz.
Yardımlaşın bence gezginliğin yolların en güzel yanı yardımlaşmak.
Otostopu sadece bedava ulaşım olarak düşünüp bu mantıkla hareket etmeyin insanlarla iletişiminizi güzel tutun.
https://www.instagram.com/p/BqKbrR-gBxX/
Dilara'ya bu samimi cevaplarından dolayı çok teşekkür ederiz. Sizler de kamp yapmak istiyor ancak hangi malzemeleri alacağınızı bilmiyor iseniz " Kamp Malzeme Listesi " yazımızı okuyabilirsiniz.
submitted by kampvegezi to u/kampvegezi [link] [comments]


2018.09.05 22:26 Mad_King Türkiyede çok partili sistem

Türkiyede çok partili sistem

https://preview.redd.it/3vr2oqvw6hk11.jpg?width=709&format=pjpg&auto=webp&s=ef6ad5e83748a4f17a8a79164f099282e14d3240

Resimdeki gibidir.

Konuyu biraz genişten ele aldım arkadaşlar, konu sadece parti sistemi değildir burada. Siyaset hayatımızdaki her şeyi bağladığı ve her şeyle alakalı olduğu için bende bu konuyu anlatırken hayatımızdaki her şeyden bahsedeceğim.

Evet arkadaşlar, izin verirseniz senelerdir yönetimi altında buluduğumuz dinazorlara bir takım laflarım olacak. Bu ülkede çok partili sistem uygulanamadı, neden mi? Çünkü bu ülkede insanlar farklı olmaktan korkuyorlar, farklı olmak bir kötülükmüş gibi farklıları dışlıyorlar, toleransı olmayan götoş insanlar yaşıyor bu ülkede. Bundan dolayı işte. Bakın başkasına tolare etmezseniz arkadaşınız olmaz. Daha geçen reddite bir yabancı makalesinde gördüm, din gibi futbol gibi kuvvetli taraftarlık yaratan şeylerin nedeni insanların sosyal olarak dışlanması ve topluma adapte olamamasından kaynaklanıyormuş (makalede din geçiyor sadece futbol benim fikrim). Bu da bu insanların din varken dine yönelip kendilerindeki sosyal hataların ve eğitimsizliklerinin nedenini farkedememeye neden oluyor. Bu insanlar tüm hayatları boyunca sadece bir şeylere "inanıyorlar". Bilmiyorlar inanıyorlar. Bir şey öğrenmeme üzerine kurulu din partizanlığının güttüğü düşünmeme algısı insanları yobazlaştırıyor ve cahilleştiriyor ve yalnızlaştırıyor. Bunlarda sinirli yaşlılar oluyor. Bu sinirli yaşlılar aldıkları evleri oh olsun diye her sene daha pahalı kiraya veriyor, altındakini eziyor. Bu sistem askeriyedede vardı. Üsttekiler bir zamanlar ezilmiş insanlardır. Onlar şimdi üsttedir ve alttakileri ezmek istemektedirler. Çünkü kendileri bir zamanlar ezildi. Burası hastalıklı bir toplum arkadaşlar, her türlü sahtekarlığı yapan insanların yönetici seçilmesindende anlaşılması lazım.

İnsanların farklılıklarına tahammül edemeyen katılaşmış beyinli ve ruhlu yaşlılar yüzünden gençliğimiz sikilmiştir. Bunlar daha 50-60 yaşındaki insanlar, hatta 55 - 100 diyebiliriz. Ölmeyenler işte. Herkesin küçük insan olduğu için kendi benliğini düzeltmektense hırsını hıncını altındakinden çıkardığı bir ülke burası. Toplumca ruh hastalığı geçiriyoruz, üsttekilerin baskıcı rejimi gençliği bunalıma sokuyor. Çok çalıştırıyor ve az para veriyor. Her şartta eziyor. Sadece az sayıda düzgün insan kalmış artık ülkede. İnsanlar samimi şekilde birbirini kazıklamaya çalışıyor, en yakınlarını bile.

Neden çok partiliye böyle yazdım biliyor musunuz? Çünkü bizde ne sağcı sağcı, ne solcu solcu. O kadar cahiller ki daha savundukları tarafı bilmiyorlar, kitabını okumamışlar. Konuşsan neler anlatır ama? Öf. İnananlara soruyorum, diyorum kuranın türkçesini okudun mu? Yok. Ama bir şey sorsan herkesin kendine göre bir fikri var, adam boşa bişelere inanıyor. İnandığı dinde ilk başka oku yazıyor. Adam okumuyor ama inanıyor. Bu nasıl bir mantık anlayabilmiş değilim.

Bizdeki solcular aslında merkez sağ gibi. Sağcıların bir kısmı ümmetçi, kendine ülkücü diyenlerin yarısı turancı yarısı ulusalcı, solcuların bazı kolları insanlık nidaları atarken teröristlik yapmakta. Kimin ne olduğu belli değil. Kemal Atatürk dövmesi yapanların %100 ü gerizekalı, nutuğu okudun mu desen kesin okumamıştır. Ya arkadaşım sen hayatta neyi savunuyorsun? 1 tane kitap okumaz mısın? Chp li teyzeler kendilerini müslüman sanarken aslında gök tengri adetlerini yerine getiriyorlar. Kim neye inandığını bilmiyor daha.

Ben pesimist bir insanım ve genelde tahminlerim doğru çıkar ama benim tahmin ettiğim kadar kötü olmayabilir. Şöyle ki arkadaşlar ben şuanda baktığımda bu ülke hiçbir zaman düzelmeyecekmiş gibi görüyorum. Sanki hiçbir zaman başa iyi bir adam geçmeyecek, geçemeyecek, insanlar fakirlikle sürekli güdülecek ve bu ülke zamanla dünyanın marabası olan 3. dünya ülkelerinden birisi olacak.

Devlette bir sürü boş kadroda adam yatıyor, öteki taraftan özelde bizim canımız çıkıyor çalışacaz diye. 1 adamlık işe 10 memur almışlar. Merak etmeyin arkadaşlar verginizi biz öderiz. Siz böyle bir şey üretmeden yatarak ne olmasını bekliyorsunuz? Dünya çalışacam diye tuvalete kalmayan oturdukları yerden şişeye işeyen insanlarla dolu (yer amerika call centerlarından birisi). Kapitalizm sert orada işte, çok sertleşmiş, olması gerekende bu. Topluma bir yararın yoksa toplumu sömüremeyeceksinde. İşte bu boş insanlar yüzünden bizde batıyoruz, aşağı çekiliyoruz.

Kötü yönetimin, kötü eğitimin, cehaletin, din dogmalarının yarattığı zombivari insanlar yüzünden kötü bir dönemde yaşıyoruz. Tabi bunlar benim fikirlerim arkadaşlar. Yanlış olabilir, sevmemiş olabilirsiniz ama bu böyle.
submitted by Mad_King to Turkey [link] [comments]


Neden Kız Arkadaşım Yok [Kısa Film] O benim en iyi arkadaşım ECE MUMAY YENİ GALAKSİ ŞARKISINI YAYINDA DİNLETİYOR! DANS EDİYOR! EFSANE BİR ŞARKI YAYINI! TEASER! CEZALI  BENİ KİM DAHA İYİ TANIYOR En İyi Arkadaşım Dizi Müziği - Jenerik - YouTube En İyi Arkadaşım 1.Bölüm - YouTube AŞK ...Benim En İyi Arkadaşım Animasyon HD EN İYİ ARKADASİM !!! En İyi Arkadaşım 21.Bölüm - YouTube En İyi Arkadaşım Barış Ve Arkadaşları Mondillo Oynuyorlar

Neden hiç arkadaşım yok? - KizlarSoruyor

  1. Neden Kız Arkadaşım Yok [Kısa Film]
  2. O benim en iyi arkadaşım
  3. ECE MUMAY YENİ GALAKSİ ŞARKISINI YAYINDA DİNLETİYOR! DANS EDİYOR! EFSANE BİR ŞARKI YAYINI! TEASER!
  4. CEZALI BENİ KİM DAHA İYİ TANIYOR
  5. En İyi Arkadaşım Dizi Müziği - Jenerik - YouTube
  6. En İyi Arkadaşım 1.Bölüm - YouTube
  7. AŞK ...Benim En İyi Arkadaşım Animasyon HD
  8. EN İYİ ARKADASİM !!!
  9. En İyi Arkadaşım 21.Bölüm - YouTube
  10. En İyi Arkadaşım Barış Ve Arkadaşları Mondillo Oynuyorlar

dizi o hayat benim dizi o hayat benim son bölüm dizi org dizi oyuncuları ne kadar kazanıyor 2017 ... En iyi Arkadaşım 22.Bölüm - Duration: 57:52. Mint Nostalji 132,435 views. 57:52. ece mumay neden, ece mumay na na na, ece mumay netd, ece mumay nasil bir sevda bu, ... ece mumay olabilir, ece mumay o benim en iyi arkadaşım, ece mumay orta kahve, ece mumay o benim en iyi ... Kanala Abone Ol : https://goo.gl/MTjR27 Konusu; Cino (Hamdi Alkan), cinler aleminin en sevimli üyesidir. Her şeyi çok sever. Fakat sınıfı geçmek için insanla... GİDEREK ÇİRKEFLEŞTİĞİMİZ BİR VİDEODUR. Hepinize yeniden merhaba, Bu videoda benim en yakınım olan ikili biri en yakın arkadaşım, diğeri canım kuzenim.. Hangisi beni daha iyi ... Neden Kız Arkadaşım Yok [Kısa Film] ... Kitaplar en iyi arkadaşlarımdır. Her çeşit kitabı okumayı severim. İslami, karikatür, roman vs. ... Benim kız arkadaşım yok. En İyi Arkadaşım Dizi Müziği - Jenerik AŞK..Benim En İyi Arkadaşım. This feature is not available right now. Please try again later. İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için 'benim en iyi arkadaşım' diyordum... ama ben onun ipek gibi saçlarına bakıp onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ... Kanala Abone Ol : https://goo.gl/MTjR27 Konusu; Cino (Hamdi Alkan), cinler aleminin en sevimli üyesidir. Her şeyi çok sever. Fakat sınıfı geçmek için insanla... BETTER THAN THE ORIGINAL? Unique Cover Auditions on Got Talent, Idols and X Factor Top Talent - Duration: 19:26. Top Talent Recommended for you